Ana SayfaHizmetlerHakkımızdaİletişim

Velayet Değiştirme Davası Rehberi 2026

TMK 183 ve 349-351 kapsamında velayet değişikliği şartları, çocuğun üstün yararı ilkesi, pedagog ve psikolog raporu, ispat yükü, mahkeme süreci, geçici velayet, ortak velayet tartışması ve kişisel ilişki düzenlemesi hakkında kapsamlı 2026 güncel rehber.

WhatsApp ile Yazın 0531 500 03 76

Velayet değiştirme davası, boşanma kararının kesinleşmesinden sonra velayetin bir ebeveynden diğerine devredilmesi amacıyla açılan özel bir aile hukuku davasıdır. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 183. maddesi uyarınca velayet kararının verilmesinden sonra koşulların önemli ölçüde değişmesi hâlinde hâkim, re'sen ya da ana veya babadan birinin talebi üzerine velayeti yeniden düzenleyebilmektedir. Bu dava, boşanma sonrasında aile hukukunun en duyarlı ve en tartışmalı konularından birini oluşturmakta; her davanın kendine özgü koşulları titizlikle değerlendirilmektedir.

Velayet değiştirme davası, salt bir tarafın memnuniyetsizliğine değil, çocuğun üstün yararını tehdit eden somut ve önemli değişikliklere dayanmalıdır. Türk mahkemeleri bu davalarda çocuğun fiziksel güvenliği, psikolojik gelişimi, eğitim sürekliliği ve her iki ebeveynle sağlıklı ilişki kurma imkânını temel değerlendirme kriterleri olarak gözetmektedir. Velayet değiştirme davasının dikkatlice hazırlanmış delil dosyası ve hukuki strateji gerektiren bir dava türü olduğu unutulmamalıdır.

2026 yılı itibarıyla Türk aile mahkemeleri, velayet uyuşmazlıklarında çocuğun üstün yararı ilkesini her zamankinden daha titiz biçimde uygulamaktadır. Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi'nin Türk iç hukukundaki etkisi giderek güçlenmekte; mahkemeler çocuğun görüşünü alma, bağımsız bilirkişi raporu isteme ve sosyal inceleme raporunu titizlikle değerlendirme konularında daha yüksek standartlar benimsemektedir. Bu gelişmeler, velayet değiştirme davasını hazırlarken güncel uygulamanın iyi bilinmesini zorunlu kılmaktadır.

Velayet değiştirme davası, yalnızca ebeveynler arasındaki bir uyuşmazlık değildir; çocuğun geleceğini doğrudan şekillendiren kritik bir hukuki süreçtir. Bu nedenle davanın her aşamasında çocuk merkezli bir yaklaşım benimsenmeli, duygusal tepkilerden ziyade somut olgulara ve hukuki gerekçelere dayanan bir strateji izlenmelidir. Bu rehber, velayet değiştirme davasının tüm boyutlarını 2026 güncel mevzuat ve uygulama çerçevesinde kapsamlı biçimde ele almaktadır.

TMK 183 Kapsamında Velayet Değişikliğinin Hukuki Temeli

Türk Medeni Kanunu'nun 183. maddesi, velayet değiştirme davasının temel yasal dayanağını oluşturmaktadır. Bu madde, ana veya babadan birinin başka biriyle evlenmesi, başka bir yere gitmesi ya da ölmesi hâlinde hâkimin re'sen veya ebeveynlerden birinin istemi üzerine durumun gerektirdiği önlemleri alacağını hükme bağlamaktadır. Maddenin geniş yorumlanması, evlilik dışında gerçekleşen birçok koşul değişikliğinin de bu kapsamda değerlendirilmesine olanak tanımaktadır.

TMK'nın 349 ila 351. maddeleri ise velayetin kaldırılmasına ilişkin hükümleri düzenlemektedir. 349. madde, velayetin kötüye kullanılması veya velayetin ihmal edilmesi durumlarında hâkimin velayeti kaldırabileceğini öngörmektedir. 350. madde, çocuğun bedensel ve zihinsel gelişiminin tehlikede olması hâlinde koruyucu önlemlerin alınmasını düzenlemekte; 351. madde ise velayetin kaldırılmasının süresiz olarak gerçekleşebileceğini belirtmektedir. Bu hükümler, velayet değiştirme davasının ötesinde daha ağır yaptırımların uygulanabilmesini mümkün kılmaktadır.

Velayet değişikliği talebinin mahkemece kabul edilebilmesi için önceki velayet kararından bu yana koşulların esaslı biçimde değişmiş olması şarttır. Basit bir yaşam tarzı değişikliği ya da ebeveynler arasındaki olağan anlaşmazlıklar, mahkemenin kabul edeceği esaslı değişim niteliği taşımamaktadır. Mahkemeler bu davada yeni koşulların çocuğun velayetinin nakledilmesini zorunlu kılacak nitelikte olup olmadığını titizlikle sorgulamakta ve delil standardını yüksek tutmaktadır.

Hukuki dayanak açısından velayet değiştirme davası aile mahkemesinde açılmaktadır. Görevli mahkeme aile mahkemesi olup yetkili mahkeme çocuğun yerleşim yeri mahkemesidir. Dava dilekçesinde TMK 183 ve ilgili maddelere açıkça atıfta bulunulması, koşullardaki esaslı değişimin somut olgularla ortaya konulması ve çocuğun üstün yararının nasıl tehlikeye girdiğinin açıklanması gerekmektedir. Bu hukuki çerçevenin doğru kurulması davanın kabulü için temel ön koşuldur.

Velayet Değişikliğinin Şartları ve Koşulların Değişmesi İlkesi

Velayet değişikliği davasının kabulü için önceki velayet kararından bu yana koşulların esaslı biçimde değişmiş olması zorunludur. Mahkemeler bu davada değerlendirme yaparken değişikliğin boyutunu, süresini ve çocuk üzerindeki etkisini birlikte incelemektedir. Geçici bir kriz ya da kısa süreli bir olumsuzluk, velayet değişikliği için yeterli gerekçe oluşturmamaktadır; değişikliğin kalıcı nitelikte olması ve çocuğun üstün yararını sürekli biçimde tehdit etmesi aranmaktadır.

Esaslı değişime örnek teşkil eden durumlar arasında velayeti elinde bulunduran ebeveynin ülke dışına taşınmak istemesi ve çocuğun kök bağını zedeleyecek olması; velayetli ebeveynin ağır bir sağlık sorunu geçirmesi ve çocuğa bakma kapasitesini yitirmesi; ciddi madde bağımlılığı ya da şiddet vakasının ortaya çıkması; velayetli ebeveynin çocuğu diğer ebeveynle görüştürmeyerek mahkeme kararını kasıtlı ihlal etmesi sayılabilmektedir. Bu koşullar somut olgularla desteklendiğinde mahkeme tarafından velayet değişikliği gerekçesi olarak kabul edilmektedir.

Velayet değişikliğini talep eden ebeveynin yalnızca mevcut durumun olumsuzluğunu ortaya koymaktan öte, kendisinin daha iyi koşullar sunduğunu da ispatlaması gerekmektedir. Yeni ebeveynin çocukla kurduğu güçlü duygusal bağ, daha iyi eğitim imkânları, çocuğun sosyal çevresine uyum sağlama kapasitesi ve diğer ebeveynle görüşmeyi destekleme istekliliği mahkemenin olumlu değerlendireceği faktörler arasında yer almaktadır. Bu faktörlerin somut delillerle desteklenmesi ispat yükü bakımından büyük önem taşımaktadır.

Fiilî velayetin hukuki velayetten farklılaşması da velayet değiştirme davası açısından önemli bir durumdur. Çocuğun uzun süre velayeti olmayan ebeveynle birlikte yaşaması, hukuki velayetin otomatik olarak değiştiği anlamına gelmemektedir; ancak fiilî durumun uzun süre devam etmesi hâlinde mahkeme hukuki velayeti de yeniden düzenleyebilmektedir. Bu tür durumlarda fiilî velayetin hukuki statüye kavuşturulması için dava açılması zorunludur ve mahkeme çocuğun yerleşik yaşam düzenini bozmamak adına mevcut fiilî durumu dikkate almaktadır.

Çocuğun Üstün Yararı İlkesi ve Değerlendirme Kriterleri

Çocuğun üstün yararı ilkesi, velayet değiştirme davasının merkezinde yer alan ve tüm değerlendirmelere yön veren temel ilkedir. Bu ilke, Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi'nin 3. maddesinden kaynaklanan evrensel bir hukuk standardıdır ve Türk hukukunda TMK'nın 339 ve devamı maddeleriyle somutlaştırılmıştır. Mahkeme, velayet kararı verirken çocuğun fiziksel, duygusal, zihinsel ve sosyal gelişimini bir bütün olarak değerlendirmektedir.

Çocuğun üstün yararının belirlenmesinde mahkemeler birçok kriteri birlikte gözetmektedir. Bunlar arasında çocuğun fiziksel güvenliği ve sağlığı, psikolojik ve duygusal dengesinin korunması, eğitim sürekliliğinin sağlanması, her iki ebeveynle sağlıklı ilişki kurabilmesi, sosyal çevresinin ve arkadaşlık ilişkilerinin sürdürülmesi, dini ve kültürel kimliğinin korunması ile kardeşleriyle birlikte kalma imkânı yer almaktadır. Bu kriterlerin hiyerarşik bir sıralaması yoktur; her davanın kendi koşullarına göre ağırlıklandırılmaktadır.

Çocuğun üstün yararı ilkesinin uygulanmasında statüko eğilimi önemli bir rol oynamaktadır. Mahkemeler, çocuğun yerleşik yaşam düzeninin gereksiz yere bozulmaması gerektiği ilkesinden hareket etmekte ve mevcut velayet düzeninin işlevsel olduğu hâllerde değişikliğe temkinli yaklaşmaktadır. Bu eğilim, velayet değişikliği talep eden tarafın ispat yükünü ağırlaştırmakta; mevcut durumun çocuğa zarar verdiğinin somut delillerle ortaya konulmasını zorunlu kılmaktadır.

Çocuğun üstün yararı değerlendirmesinde ebeveynlerin birbirleriyle olan ilişkisi de dikkate alınmaktadır. Yüksek çatışmalı ilişkilerde çocuğun her iki ebeveyne de erişiminin sağlanması ile çatışma ortamından korunması arasındaki denge titizlikle gözetilmektedir. Mahkemeler, çocuğu ebeveynler arasındaki çatışmanın merkezine çekmeyecek ve her iki ebeveynle sağlıklı ilişkiyi destekleyecek düzenlemeleri tercih etmektedir.

Pedagog ve Psikolog Raporu ile Sosyal İnceleme

Sosyal inceleme raporu, velayet değiştirme davalarında mahkemenin sıklıkla başvurduğu ve kararını doğrudan etkileyen kritik bir araçtır. Adalet Bakanlığı'na bağlı sosyal çalışmacılar tarafından hazırlanan bu raporlar, her iki ebeveynin yaşam koşullarını, çocukla ilişki kalitesini, ebeveynlik kapasitelerini ve çocuğun mevcut durumunu bağımsız biçimde değerlendirmektedir. Sosyal inceleme raporunun içeriği çoğu zaman mahkemenin nihai kararını doğrudan şekillendirmektedir.

Pedagog raporu, çocuğun eğitim sürecindeki gelişimini, akademik performansını, okul ortamındaki uyumunu ve öğrenme ihtiyaçlarını değerlendiren uzman görüşünü içermektedir. Velayet değiştirme davalarında pedagog raporu, özellikle ebeveynlerden birinin çocuğun eğitimine ilgisizliği veya eğitim ortamının yetersizliği iddia edildiğinde büyük önem taşımaktadır. Raporun bağımsız ve tarafsız bir uzman tarafından hazırlanması, mahkeme nezdinde güvenilirlik açısından belirleyicidir.

Psikolog raporu, çocuğun ruhsal sağlığını, duygusal gelişimini, ebeveynlerle olan bağlanma örüntüsünü ve mevcut yaşam düzeninin psikolojik etkilerini değerlendirmektedir. Çocuk psikoloğu tarafından düzenlenen bu rapor, velayet ortamının psikolojik etkisini, ayrılık kaygısını, travma belirtilerini ve ebeveyn-çocuk ilişkisinin sağlığını kapsamlı biçimde ortaya koymaktadır. Ebeveyn yabancılaştırması şüphesinin bulunduğu davalarda psikolog raporu özellikle belirleyici bir işlev görmektedir.

Sosyal inceleme ve bilirkişi sürecine hazırlıklı girmek büyük önem taşımaktadır. Ebeveynlerin sosyal çalışmacıyla yapacakları görüşmelerde doğal ve samimi davranması, çocuğun ihtiyaçlarına odaklanması ve diğer ebeveyne karşı aşırı olumsuz bir dil kullanmaktan kaçınması tavsiye edilmektedir. Mahkeme tarafından atanan bilirkişilerin tarafsızlığına güvenilmesi ve bu uzmanlarla iş birliği yapılması, davanın sağlıklı yürütülmesi açısından kritik önemdedir.

Çocuğun Görüşünün Alınması ve Yaş Faktörü

Yeterli ayırt etme gücüne sahip çocukların velayet kararlarında görüşlerinin alınması, Türk mahkeme uygulamasında giderek yerleşen bir standart hâline gelmektedir. Bu eğilim, Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi'nin 12. maddesiyle de örtüşmektedir. Uygulamada özellikle on iki yaşın üzerindeki çocukların görüşüne belirgin biçimde ağırlık verilmekte; ancak daha küçük yaştaki çocukların da gelişim düzeyine uygun yöntemlerle dinlenmesi sağlanmaktadır.

Çocuğun görüşünün alınması süreci, hâkim tarafından bizzat ya da sosyal çalışmacı veya çocuk psikoloğu aracılığıyla gerçekleştirilmektedir. Bu görüşmenin çocuk dostu bir ortamda, baskı altında olmaksızın ve çocuğun yaşına uygun bir dilde yapılması büyük önem taşımaktadır. Mahkemeler, çocuğun görüş bildirme sürecinin travmatik bir deneyime dönüşmemesi için özen göstermekte ve gerekli koruyucu önlemleri almaktadır.

Çocuğun tercihi mahkeme kararını etkilemekle birlikte tek başına belirleyici değildir. Mahkeme, çocuğun tercihini değerlendirirken bu tercihin gerçek iradesini mi yoksa ebeveyn yönlendirmesini mi yansıttığını sorgulamaktadır. Ebeveyn yabancılaştırması (parental alienation) kavramı bu noktada gündeme gelmekte; bir ebeveynin çocuğu diğer ebeveyne karşı sistematik biçimde yönlendirdiği tespit edildiğinde çocuğun ifadesine ihtiyatla yaklaşılmaktadır.

Ebeveyn yabancılaştırması, velayeti elinde bulunduran ebeveynin çocuğu diğer ebeveyne karşı sistematik biçimde manipüle ettiği davranış örüntüsüdür. Bu durumun bilirkişi raporunda tespit edilmesi, velayet kararını doğrudan etkileyebilmekte ve hatta velayetin manipülasyonu gerçekleştiren ebeveynden alınarak diğer ebeveyne verilmesine gerekçe oluşturabilmektedir. Türk mahkemeleri bu konuda giderek artan bir duyarlılık göstermekte ve ebeveyn yabancılaştırması iddialarını ciddiyetle değerlendirmektedir.

İspat Yükü ve Delil Toplama Stratejileri

Velayet değiştirme davasında ispat yükü, kural olarak velayet değişikliği talep eden ebeveyne aittir. Bu ebeveynin hem koşulların esaslı biçimde değiştiğini hem de velayetin kendisine verilmesinin çocuğun üstün yararına olduğunu somut delillerle ortaya koyması gerekmektedir. İspat standardı yüksek tutulmakta; soyut iddialar ve genel ifadeler yeterli görülmemektedir.

Kullanılabilecek delil türleri arasında çocuğun okul devam kayıtları ve akademik durumunu gösteren belgeler, tıbbi raporlar ve sağlık kayıtları, velayetli ebeveynin çocuğa yönelik ihmalini ya da zararlı davranışını belgeleyen fotoğraf ve video kayıtları, mesajlaşma ekran görüntüleri, tanıklık edebilecek öğretmen, okul danışmanı ve aile üyelerinin ifadeleri yer almaktadır. Bu delillerin mahkemede kabul edilebilmesi için hukuka uygun yollarla elde edilmiş olması zorunludur.

Dijital deliller günümüz velayet davalarında önemli bir yer tutmaktadır. Mesajlaşma uygulamalarından alınan ekran görüntüleri, sosyal medya paylaşımları, arama kayıtları ve e-posta yazışmaları mahkemeye delil olarak sunulabilmektedir. Ancak karşı tarafın cihazına izinsiz erişim yoluyla elde edilen deliller hukuka aykırı sayılmakta ve mahkemece dikkate alınmamaktadır. Dijital delillerin noter onaylı veya zaman damgalı biçimde belgelenmesi güvenilirlik açısından kritik önem taşımaktadır.

Şiddet ve ihmal iddialarında resmi kayıtlar en güçlü delil kaynağını oluşturmaktadır. Polis ihbar tutanakları, hastane kayıtları, savcılık soruşturma evrakları ve 6284 sayılı Kanun kapsamında alınmış koruyucu tedbir kararları çocuğun tehlikede olduğunu ortaya koyan belgeler olarak mahkemede büyük ağırlık taşımaktadır. Bu tür delillerin dava dosyasına eksiksiz biçimde sunulması ve kronolojik düzen içinde sistematize edilmesi ispat gücünü artırmaktadır.

Geçici Velayet ve Acil Tedbirler

Çocuğun derhal korunması gereken acil durumlarda olağan yargılama sürecinin tamamlanmasını beklemek çocuğun güvenliğini tehlikeye atacağından geçici velayet tedbirine başvurulması zorunlu hâle gelmektedir. Aile mahkemesine yapılacak ihtiyati tedbir başvurusuyla velayetin geçici olarak diğer ebeveyne devredilmesi ya da velayetli ebeveynin çocuğu yanına almasının yasaklanması talep edilebilmektedir. Mahkeme bu talepleri genellikle karşı tarafı duymadan acil biçimde karara bağlayabilmektedir.

6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun, aile içi şiddet vakalarında sulh ceza hâkiminin hızlı müdahalesine olanak tanımaktadır. Bu Kanun kapsamında verilen uzaklaştırma kararı, velayetli ebeveynin çocukla iletişimini ve temas kurmasını kısıtlayabilmekte veya yasaklayabilmektedir. Acil müdahalenin ardından velayetin kalıcı olarak değiştirilmesi için aile mahkemesinde esas dava açılması gerekmektedir.

Geçici velayet kararının alınması için tehlikenin yakın ve ciddi olduğunun makul ölçüde gösterilmesi yeterlidir; kesin ispat aranmamaktadır. Hastane kayıtları, polis tutanakları, koruyucu tedbir kararları ve tanık beyanları geçici velayet talebini destekleyen temel belgeler arasında yer almaktadır. Geçici velayet kararı esas dava sonuçlanıncaya kadar geçerliliğini korumakta; esas davada farklı bir karar verilmesi hâlinde geçici düzenleme sona ermektedir.

Çocuğun okul ya da barınma ortamının ani biçimde değişmesi de geçici velayet talebi için gerekçe oluşturabilmektedir. Velayetli ebeveynin çocuğu habersiz biçimde başka bir şehre veya ülkeye götürme girişiminde bulunması hâlinde derhal tedbir kararı alınması kritik önem taşımaktadır. Bu tür durumlarda saatler içinde harekete geçilmesi gerekmekte olup hukuki danışmanlık alınması büyük önem taşımaktadır.

Kişisel İlişki Düzenlemesi ve Görüş Hakkı

Velayet değiştirme davası sonucunda velayetin bir ebeveyne verilmesi, diğer ebeveynin çocukla ilişkisini tamamen ortadan kaldırmamaktadır. TMK'nın 323. maddesi uyarınca velayete sahip olmayan ebeveynin çocukla kişisel ilişki kurma hakkı güvence altındadır. Mahkeme, velayet kararıyla birlikte kişisel ilişki düzenlemesini de hükme bağlamakta; bu düzenleme çocuğun yaşına, ebeveynlerin yaşam koşullarına ve coğrafi uzaklığına göre şekillendirilmektedir.

Kişisel ilişki düzenlemesi tipik olarak hafta sonları, bayram ve tatil dönemleri ile yaz tatilinde belirli süreleri kapsamaktadır. Çocuğun yaşı küçüldükçe görüşme süreleri kısalmakta ve daha sık aralıklarla düzenlenmekte; çocuğun yaşı büyüdükçe daha uzun süreli kalma imkânları tanınmaktadır. Düzenlemenin çocuğun okul programını ve sosyal faaliyetlerini aksatmaması gözetilmektedir.

Kişisel ilişki kararının ihlali, hem icra hukuku hem de velayet hukuku açısından önemli sonuçlar doğurmaktadır. Velayetli ebeveynin çocuğu diğer ebeveynle görüştürmemesi hâlinde icra yoluyla çocuk teslimi talep edilebilmekte; tekrarlayan ihlaller velayet değiştirme davası için güçlü bir gerekçe oluşturmaktadır. Çocuk teslimi icrasının çocuk psikolojisi açısından hassas bir süreç olduğu gözetilerek bu işlemin uzman eşliğinde ve çocuk dostu bir biçimde gerçekleştirilmesi büyük önem taşımaktadır.

Yurt dışında yaşayan ebeveynle kişisel ilişki düzenlemesi özel zorluklar içermektedir. Bu durumda yoğun tatil dönemlerinde uzun süreli buluşmalar, uzaktan görüntülü iletişim için belirlenmiş standartlar ve seyahat maliyetlerinin paylaşımına ilişkin kurallar düzenlemenin temel unsurlarını oluşturmaktadır. Bu meselelerin hem Türk hem de ilgili ülkenin hukukuyla uyumlu biçimde kararlaştırılması, Lahey Sözleşmesi kapsamındaki yükümlülüklerin gözetilmesi gerekmektedir.

Ortak Velayet Tartışması ve 2026 Güncel Durum

Ortak velayet kavramı, Türk aile hukuku gündeminde uzun süredir tartışılmakta olan önemli bir konudur. Pek çok Avrupa ülkesinde yaygın biçimde uygulanan ortak velayet modeli, her iki ebeveynin çocuk üzerindeki velayet haklarını eşit ve paylaşımlı biçimde kullanmasını öngörmektedir. 2026 yılı itibarıyla Türk Medeni Kanunu ortak velayeti açıkça düzenlememekte; ancak bu konuda yoğun yasal tartışmalar sürmektedir.

Anayasa Mahkemesi'nin önceki yıllarda verdiği bazı kararlar, velayet hakkının yalnızca tek bir ebeveyne verilebilmesini düzenleyen TMK hükümlerinin Anayasa'nın eşitlik ilkesiyle uyumunu sorgulamıştır. Bu kararlar, yasamanın ortak velayet düzenlemesi yapması yönünde bir sinyal olarak değerlendirilmektedir. Ayrıca Türkiye'nin taraf olduğu uluslararası sözleşmeler ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihadı da ortak velayet yönünde baskı oluşturmaktadır.

Uygulamada bazı aile mahkemeleri, tarafların anlaşması hâlinde fiilî ortak velayet benzeri düzenlemelere hükmedebilmektedir. Bu düzenlemelerde velayet resmi olarak tek bir ebeveyne verilmekle birlikte kişisel ilişki düzenlemesi çocuğun zamanını ebeveynler arasında eşit veya eşite yakın biçimde bölen geniş kapsamlı bir çerçevede belirlenmektedir. Ancak bu tür düzenlemeler yasal bir zorunluluk değil, mahkemenin takdir yetkisi kapsamında verilen bireysel kararlardır.

Ortak velayet tartışmasının velayet değiştirme davası açısından pratik önemi, mahkemelerin her iki ebeveynin çocuğun hayatına aktif katılımını giderek daha fazla önemsemesidir. Velayetli ebeveynin diğer ebeveynin çocukla ilişkisini sistematik biçimde engellemesi, mahkemeler tarafından olumsuz değerlendirilmekte ve velayet değişikliği için gerekçe oluşturabilmektedir. Bu eğilim, ortak velayet yasal olarak düzenlenmemiş olsa dahi her iki ebeveynin çocuğun yaşamında yer almasının desteklenmesi yönünde güçlü bir yargısal eğilimi yansıtmaktadır.

Velayet İhlali ve İcra Süreci

Velayet kararının ihlali, aile hukukunda sıkça karşılaşılan ve çocuğun üstün yararını doğrudan etkileyen ciddi bir sorundur. Velayeti elinde bulunduran ebeveynin çocuğu diğer ebeveynle görüştürmemesi, kişisel ilişki kararının uygulanmasını engellemesi veya çocuğu yetkisiz biçimde yurt dışına çıkarma girişiminde bulunması velayet ihlalinin en yaygın biçimleridir. Bu ihlaller hem hukuki hem de cezai sonuçlar doğurabilmektedir.

Kişisel ilişki kararının ihlali hâlinde icra yoluyla çocuk teslimi talep edilebilmektedir. İcra ve İflas Kanunu'nun 25/a maddesi çocuk teslimi icrasını düzenlemekte; bu işlem icra müdürlüğü, çocuk psikoloğu veya pedagog ve gerektiğinde kolluk kuvvetleri eşliğinde gerçekleştirilmektedir. Çocuk teslimi icrasının çocuğun psikolojik sağlığı açısından hassas bir süreç olduğu bilinmekte; bu nedenle mümkün olduğunca uzlaşmacı ve çocuk dostu bir yaklaşım benimsenmektedir.

Tekrarlayan velayet ihlalleri, velayet değiştirme davası için güçlü bir gerekçe oluşturmaktadır. Mahkemeler, velayetli ebeveynin çocuğu diğer ebeveynden sistematik biçimde uzak tutmasını çocuğun üstün yararına aykırı bulmakta ve bu durumu velayet değişikliği kararının verilmesinde ağırlıklı bir faktör olarak değerlendirmektedir. İhlallerin belgelenmesi amacıyla icra tutanakları, ihtarnameler ve tanık beyanlarının titizlikle derlenmesi gerekmektedir.

Çocuğun yetkisiz biçimde yurt dışına çıkarılması, uluslararası çocuk kaçırma kapsamında değerlendirilmekte ve Lahey Sözleşmesi hükümleri devreye girmektedir. Bu durumda çocuğun mutad meskeninin bulunduğu ülkeye iadesi talep edilebilmekte; Türk makamları Lahey Sözleşmesi kapsamında uluslararası iş birliği yükümlülüğü taşımaktadır. Çocuğun pasaportuna yurt dışı çıkış yasağı konulması bu tür risklerin önlenmesi açısından etkili bir tedbir niteliğindedir.

Nafaka ve Velayet Değişikliğinin Mali Etkileri

Velayet değişikliğinin en önemli mali sonuçlarından biri iştirak nafakasının yeniden düzenlenmesidir. Velayetin bir ebeveynden diğerine geçmesi hâlinde daha önce nafaka alan ebeveyn artık nafaka yükümlüsü konumuna geçebilmekte; bu durum her iki tarafın mali planlamasını doğrudan etkilemektedir. Nafaka miktarının belirlenmesinde çocuğun ihtiyaçları, ebeveynlerin gelir düzeyleri ve yaşam standartları birlikte değerlendirilmektedir.

İştirak nafakasının miktarı, mahkeme tarafından çocuğun eğitim, sağlık, barınma, beslenme ve sosyal ihtiyaçları gözetilerek takdiren belirlenmektedir. Nafaka yükümlüsünün gelir düzeyinin değişmesi veya çocuğun ihtiyaçlarının artması hâlinde nafaka artırım ya da azaltım davası açılabilmektedir. Velayet değişikliğiyle birlikte nafaka düzenlemesinin de güncellenmesi büyük önem taşımakta; bu talep velayet davasıyla birlikte veya ayrı bir dava olarak ileri sürülebilmektedir.

Velayet değişikliği sürecinde yargılama giderleri ve dava masrafları da dikkate alınması gereken önemli kalemlerdir. Dava açma harcı, bilirkişi ücretleri, sosyal inceleme masrafları ve vekâlet ücreti bu giderlerin başında gelmektedir. Ekonomik güçlük yaşayan ebeveynler adli yardım talebinde bulunarak yargılama giderlerinden muaf tutulabilmektedir; bu imkân velayet hakkının ekonomik koşullardan bağımsız olarak kullanılmasını güvence altına almaktadır.

Velayet değişikliğinin ebeveynlerin miras hukuku ve sosyal güvenlik hakları üzerindeki etkisi de gözden kaçırılmamalıdır. Velayeti alan ebeveyn, çocuğun sağlık sigortası, eğitim yardımları ve sosyal yardımlardan yararlanmasını sağlama sorumluluğunu üstlenmektedir. Bu tür idari işlemlerin velayet kararının kesinleşmesinin ardından gecikmeksizin yapılması, çocuğun haklarının kesintisiz biçimde korunması açısından önemlidir.

Mahkeme Süreci ve Yargılama Aşamaları

Velayet değiştirme davası, aile mahkemesine sunulan dava dilekçesiyle başlamaktadır. Dava dilekçesinde velayet değişikliği talebinin hukuki dayanakları, koşullardaki esaslı değişim, çocuğun üstün yararının nasıl tehlikeye girdiği ve talep edilen sonuç açıkça belirtilmelidir. Dilekçeye eklenmesi gereken belgeler arasında önceki velayet kararı, koşul değişikliğini gösteren deliller ve varsa bilirkişi raporları yer almaktadır.

Tensip duruşmasında mahkeme, davanın esasına ilişkin ilk değerlendirmesini yapmakta ve gerekli ara kararları vermektedir. Sosyal inceleme raporu istenmesi, bilirkişi atanması, tanıkların dinlenmesi ve çocuğun görüşünün alınması bu aşamada karara bağlanmaktadır. Tensip duruşmasının ardından tahkikat aşamasına geçilmekte; bu aşamada deliller toplanmakta, tanıklar dinlenmekte ve bilirkişi raporları değerlendirilmektedir.

Tahkikat aşamasının tamamlanmasının ardından mahkeme sözlü yargılama duruşmasına geçmekte ve tarafların son beyanlarını almaktadır. Bu aşamada taraflar iddialarını ve savunmalarını özetlemekte, toplanan delillerin değerlendirilmesine ilişkin görüşlerini sunmaktadır. Mahkeme, tüm delilleri serbestçe değerlendirerek çocuğun üstün yararına uygun bir karar vermektedir.

Aile mahkemesi kararına karşı istinaf yoluna başvurulabilmektedir. İstinaf başvurusu, kararın tebliğinden itibaren iki hafta içinde yapılmalıdır. Bölge adliye mahkemesi istinaf incelemesinin ardından Yargıtay'a temyiz başvurusu da mümkündür. Temyiz aşaması davanın kesinleşmesini geciktirmekle birlikte hukuki hakların korunması açısından önemli bir güvence oluşturmaktadır. Geçici velayet tedbirleri, esas karar kesinleşinceye kadar geçerliliğini korumaktadır.

Yurt Dışına Taşınma ve Uluslararası Velayet Meseleleri

Velayetli ebeveynin yurt dışına taşınmak istemesi, diğer ebeveynin kişisel ilişki ve görüş haklarını doğrudan tehdit eden kritik bir velayet meselesidir. Türk mahkemeleri bu tür taleplerde çocuğun kök bağına verilen zarar, diğer ebeveynle ilişkinin sürdürülmesi güçlüğü ve çocuğun okul ve sosyal çevresindeki sürekliliği gibi faktörleri titizlikle değerlendirmektedir. Mahkeme izni olmaksızın çocuğun yurt dışına çıkarılması ciddi hukuki sonuçlar doğurmaktadır.

Yurt dışına çıkış için velayetli ebeveynin ya diğer ebeveynin yazılı onayını alması ya da mahkemeden izin kararı çıkarması gerekmektedir. Onay alınmadan çocuğun yurt dışına götürülmesi, Lahey Sözleşmesi kapsamında uluslararası çocuk kaçırma sayılabilmekte ve hem hukuki hem de cezai sonuçlara yol açmaktadır. Sözleşme kapsamında çocuğun mutad meskeninin bulunduğu ülkeye iadesi talep edilebilmektedir.

Diğer ebeveynin yurt dışına taşınma planından haberdar olması hâlinde derhal çocuğun pasaportu üzerine yurt dışına çıkış yasağı konulması ve geçici tedbir kararı alınması için harekete geçilmesi gerekmektedir. Bu önlem, çocuğun yurt dışına çıkarılmasını kısa süre içinde engelleyen pratik ve etkili bir hukuki mekanizmadır. Tapu ve nüfus müdürlüklerine yapılacak bildirimlerle de ek güvenceler sağlanabilmektedir.

Uluslararası velayet uyuşmazlıkları, birden fazla ülkenin hukuk sisteminin devreye girmesi nedeniyle son derece karmaşık bir yapı arz etmektedir. Hangi ülke mahkemesinin yetkili olduğu, hangi ülkenin hukukunun uygulanacağı ve verilen kararların diğer ülkelerde tanınıp tenfiz edilip edilemeyeceği gibi sorular, milletlerarası özel hukuk kuralları çerçevesinde çözülmektedir. Bu tür davalarda uluslararası hukuk deneyimine sahip bir hukuki danışmanlık almak büyük önem taşımaktadır.

Velayet Değiştirme Davasında Çocuğun Üstün Yararı İlkesi

Velayet değiştirme davalarında çocuğun üstün yararı ilkesi, mahkemenin kararını şekillendiren en temel hukuki ölçüttür. Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarına Dair Sözleşme'nin 3. maddesi ve Türk Medeni Kanunu'nun 339 ve devamı maddeleri, çocukla ilgili tüm kararlarda çocuğun yararının birincil olarak gözetilmesini emretmektedir. Mahkeme, velayetin değiştirilip değiştirilmeyeceğine karar verirken ebeveynlerin taleplerinden ziyade çocuğun fiziksel, duygusal, sosyal ve eğitimsel ihtiyaçlarını ön planda tutmaktadır. Çocuğun üstün yararının belirlenmesinde yaşam koşulları, eğitim sürekliliği, sosyal çevre ve ebeveynlerle ilişki kalitesi gibi faktörler bütüncül bir değerlendirmeye tabi tutulmaktadır.

Çocuğun görüşünün alınması, velayet değiştirme davalarında çocuğun üstün yararı ilkesinin somutlaştırılmasında önemli bir araçtır. Türk Medeni Kanunu ve uluslararası sözleşmeler uyarınca, idrak çağına ulaşmış çocuğun velayet konusundaki görüşünün dinlenmesi gerekmektedir. Mahkeme, çocuğun görüşünü alırken çocuk psikoloğu veya pedagog eşliğinde özel bir ortam oluşturmakta ve çocuğun baskı altında olmaksızın özgürce görüşünü ifade etmesini sağlamaktadır. Çocuğun beyanı, mahkeme tarafından dikkate alınmakla birlikte tek başına belirleyici olmayıp diğer delillerle birlikte değerlendirilmektedir. Özellikle çocuğun bir ebeveynin etkisi altında kalarak yönlendirilmiş beyanlar verip vermediği, uzman raporu aracılığıyla araştırılmaktadır.

Ebeveyn yabancılaştırma sendromu, velayet değiştirme davalarında giderek daha fazla gündeme gelen bir kavramdır. Velayeti elinde bulunduran ebeveynin, çocuğu diğer ebeveyne karşı sistematik biçimde olumsuz etkilemesi ve yabancılaştırması, çocuğun psikolojik gelişimini ciddi ölçüde zedelemektedir. Bu durumun tespiti halinde mahkeme, çocuğun üstün yararını gözeterek velayetin değiştirilmesine karar verebilmektedir. Ebeveyn yabancılaştırmasının ispatında uzman psikolojik raporlar, çocuğun davranış değişiklikleri, kişisel ilişki kurma günlerindeki sorunlar ve tanık beyanları önemli deliller arasında yer almaktadır.

Çocuğun yaşam koşullarında meydana gelen olumsuz değişiklikler de velayet değişikliğinin temel gerekçelerini oluşturmaktadır. Velayeti elinde bulunduran ebeveynin madde bağımlılığı, kronik hastalık, ekonomik çöküş, çocuğa karşı ihmal veya istismar gibi durumlar, velayetin değiştirilmesini zorunlu kılan ağır koşullar olarak değerlendirilmektedir. Türk Medeni Kanunu'nun velayet hükümlerinin güncel metnine Mevzuat Bilgi Sistemi üzerinden ulaşılabilmektedir. Çocuğun güvenliğinin acil tehdit altında olduğu hallerde mahkemeden geçici tedbir kararı talep edilerek velayetin geçici olarak değiştirilmesi mümkündür.

Velayet Değiştirme Davasında Uzman Raporlarının Önemi

Velayet değiştirme davalarında pedagog, psikolog ve sosyal hizmet uzmanı raporları, mahkemenin kararını doğrudan etkileyen temel deliller arasında yer almaktadır. Aile mahkemesi, velayet uyuşmazlığının çözümünde görevlendirdiği uzmanlardan çocuğun gelişimsel ihtiyaçlarını, ebeveynlerle ilişki kalitesini ve her iki ebeveynin velayet kapasitesini değerlendiren kapsamlı bir rapor talep etmektedir. Uzman raporu, çocukla ve ebeveynlerle yapılan görüşmelerin, ev ziyaretlerinin ve gözlemlerin sonuçlarını içermekte olup mahkeme tarafından büyük ağırlık verilen bir delil türüdür. Raporun hazırlanma sürecinde uzmanlar, tarafsızlık ilkesine uygun hareket etmekte ve çocuğun üstün yararını merkeze alan bir değerlendirme yapmaktadır.

Sosyal inceleme raporu, velayet davalarının ayrılmaz bir parçasıdır. Mahkeme tarafından görevlendirilen sosyal hizmet uzmanı, her iki ebeveynin evini ziyaret ederek yaşam koşullarını, çocuğun odasını, eğitim ortamını ve ebeveynlerin çocukla etkileşim biçimini gözlemlemektedir. Raporda ayrıca ebeveynlerin gelir düzeyi, çalışma koşulları, destek ağları ve çocuğun bakımına ayırdıkları zaman gibi faktörler de değerlendirilmektedir. Sosyal inceleme raporunun sonuç bölümünde uzman, velayetin hangi ebeveyne verilmesinin çocuğun yararına olacağına ilişkin görüşünü bildirmektedir. Tarafların rapora itiraz hakkı bulunmakta olup itiraz halinde yeni bir uzman incelemesi yaptırılması talep edilebilmektedir.

Çocuğun psikolojik değerlendirmesi, velayet değiştirme davalarında kritik bir uzmanlık alanıdır. Çocuk psikoloğu tarafından uygulanan standardize testler, çocuğun duygusal durumunu, kaygı düzeyini, bağlanma örüntüsünü ve her iki ebeveynle ilişki kalitesini objektif ölçütlerle değerlendirmeye olanak tanımaktadır. Projektif testler, oyun terapisi gözlemleri ve yapılandırılmış görüşmeler, çocuğun iç dünyasını anlamada kullanılan yöntemler arasındadır. Psikolojik değerlendirme sonuçlarının velayet kararını doğrudan etkilemesi nedeniyle, değerlendirmenin alanında uzman ve deneyimli bir çocuk psikoloğu tarafından yapılması büyük önem taşımaktadır.

Ebeveynlerin psikolojik değerlendirmesi de velayet davalarında giderek daha sık başvurulan bir uygulama haline gelmiştir. Ebeveynlik kapasitesi değerlendirmesi, her iki ebeveynin çocuğun ihtiyaçlarını karşılama yeteneğini, duygusal olgunluk düzeyini, stresle başa çıkma becerilerini ve çocuğun diğer ebeveynle ilişkisini destekleme iradesini ölçmektedir. Adalet Bakanlığı bünyesindeki aile mahkemeleri, velayet uyuşmazlıklarının çözümünde multidisipliner bir yaklaşım benimsemekte ve farklı uzmanlık alanlarından hazırlanan raporları bir bütün olarak değerlendirmektedir. Uzman raporlarının dava sonucu üzerindeki belirleyici etkisi, ebeveynlerin uzman incelemesi sürecine aktif ve yapıcı biçimde katılmasını zorunlu kılmaktadır.

Velayet Değiştirme Kararının Uygulanması ve İcra Süreci

Velayet değiştirme kararının kesinleşmesinin ardından kararın uygulanması süreci başlamaktadır. Mahkeme kararıyla velayet hakkı değiştirilen ebeveynin çocuğu teslim etmemesi halinde, velayet hakkını kazanan ebeveyn icra müdürlüğüne başvurarak kararın zorla yerine getirilmesini talep edebilmektedir. Çocuk teslimi, İcra ve İflas Kanunu'nun 25/a maddesi kapsamında özel kurallara tabi olup icra müdürü, çocuk psikoloğu ve gerekli hallerde kolluk kuvvetleri eşliğinde gerçekleştirilmektedir. Çocuğun teslim sürecinde travmaya maruz kalmaması için uygun ortam koşullarının sağlanması büyük önem taşımaktadır.

Velayet değişikliği kararının nüfus müdürlüğüne bildirilmesi de kararın tamamlanması açısından gerekli bir işlemdir. Mahkeme kararının kesinleşmesinin ardından nüfus müdürlüğüne bildirim yapılarak çocuğun nüfus kaydında velayet bilgisinin güncellenmesi sağlanmaktadır. Bu güncelleme, çocuğun okul kaydı, sağlık hizmetleri, pasaport işlemleri ve diğer resmi işlemlerde velayet hakkının doğru şekilde tanınmasını mümkün kılmaktadır. Velayet hakkını kaybeden ebeveynin bu karara rağmen çocuk adına işlem yapma girişimlerinin engellenmesi açısından nüfus kaydının güncel tutulması hayati önem taşımaktadır.

Kişisel ilişki kurma hakkının düzenlenmesi, velayet değişikliği kararlarının ayrılmaz bir parçasını oluşturmaktadır. Velayeti kaybeden ebeveynin çocukla kişisel ilişki kurma hakkı, Türk Medeni Kanunu tarafından güvence altına alınmış temel bir haktır. Mahkeme, velayet değişikliği kararıyla birlikte çocuğun diğer ebeveynle hangi gün ve saatlerde görüşeceğini, tatil dönemlerindeki düzenlemeyi ve özel günlerdeki buluşma koşullarını da belirlemektedir. Kişisel ilişki düzenlemesinin çocuğun yaşına, okul programına ve her iki ebeveynin çalışma koşullarına uygun biçimde planlanması gerekmektedir.

Velayet değiştirme kararına karşı istinaf ve temyiz yollarına başvurulması halinde kararın uygulanmasının ertelenip ertelenmeyeceği konusu da önemli bir hukuki meseledir. Kural olarak istinaf başvurusu, kararın icrasını kendiliğinden durdurmamaktadır; ancak mahkeme veya istinaf mercii, talep üzerine icranın durdurulmasına karar verebilmektedir. Çocuğun üstün yararının gerektirdiği acil hallerde geçici tedbir kararlarıyla durumun korunması sağlanabilmektedir. Adalet Bakanlığı UYAP sistemi üzerinden dava sürecinin takip edilmesi ve kesinleşme tarihinin öğrenilmesi mümkündür. Velayet davalarının tüm aşamalarında çocuğun psikolojik sağlığının korunmasına öncelik verilmesi, hukuki sürecin insani boyutunu oluşturmaktadır.

Velayet Değişikliğinde Güncel Uygulama

Velayet değişikliği davalarında mahkemelerin güncel uygulamaları, çocuğun üstün yararı ilkesinin somutlaştırılması yönünde önemli gelişmeler göstermektedir. Aile mahkemeleri, velayet değişikliği taleplerini değerlendirirken çocuğun fiziksel, duygusal ve eğitimsel ihtiyaçlarını bütüncül bir yaklaşımla ele almaktadır. Sosyal inceleme raporlarının kapsamı genişletilmiş ve çocuğun yaşam koşullarının detaylı biçimde incelenmesi standart uygulama haline gelmiştir. Pedagog ve psikolog raporları, mahkeme kararlarında belirleyici delil niteliğinde değerlendirilmektedir. Çocuğun okul başarısı, sosyal çevresi ve psikolojik durumu da velayet değişikliği kararında dikkate alınan faktörler arasında yer almaktadır.

Ebeveyn yabancılaştırma sendromu, velayet değişikliği davalarında giderek daha fazla gündeme gelen bir kavram olarak öne çıkmaktadır. Velayet hakkına sahip ebeveynin çocuğu diğer ebeveyne karşı sistematik biçimde yönlendirmesi ve olumsuz algı oluşturması, ebeveyn yabancılaştırması olarak nitelendirilmektedir. Bu durumun tespiti halinde mahkemeler, velayetin değiştirilmesine karar verebilmektedir. Ebeveyn yabancılaştırmasının ispatında uzman psikolog raporları, çocuğun terapi kayıtları ve tanık beyanları delil olarak kullanılmaktadır. Çocuğun her iki ebeveyniyle de sağlıklı ilişki kurabilmesi, velayet düzenlemelerinin temel hedeflerinden birini oluşturmaktadır.

Velayet değişikliği sürecinde çocuğun dinlenmesi hakkı, uluslararası sözleşmeler ve iç hukuk düzenlemeleriyle güvence altına alınmıştır. BM Çocuk Hakları Sözleşmesi'nin 12. maddesi, görüşlerini oluşturma yeteneğine sahip çocuğun kendisini ilgilendiren her konuda görüşlerini serbestçe ifade etme hakkını tanımaktadır. Türk hukukunda idrak yaşına ulaşmış çocukların velayet tercihlerinin mahkeme tarafından dikkate alınması gerekmektedir. Çocuğun dinlenmesi, uygun ortamda ve uzman eşliğinde gerçekleştirilmekte olup çocuğun baskı altında kalmaması sağlanmaktadır. Mahkeme, çocuğun beyanını değerlendirirken çocuğun yaşını, olgunluk düzeyini ve beyanın serbestçe verilip verilmediğini gözetmektedir.

Velayet değişikliği kararının uygulanma aşamasında karşılaşılan sorunlar, uygulamada sıkça tartışılan konular arasındadır. Velayeti kaybeden ebeveynin çocuğu teslim etmemesi halinde icra yoluyla çocuk teslimine başvurulabilmektedir. Ancak çocuğun icra yoluyla teslimi, çocuğun psikolojik sağlığı üzerinde olumsuz etkiler yaratabilmektedir. Bu nedenle mahkemeler, geçiş sürecinin kademeli biçimde planlanmasını ve gerekli hallerde uzman desteği alınmasını tavsiye etmektedir. TMK hükümlerine mevzuat.gov.tr üzerinden erişilerek velayet düzenlemelerinin yasal çerçevesi incelenebilmektedir.

Sık Sorulan Sorular — Velayet Değiştirme Davası

Velayet değiştirme davası ne zaman açılabilir? Velayet değiştirme davası, boşanma kararının kesinleşmesinden sonra koşulların esaslı biçimde değişmesi hâlinde her zaman açılabilir. TMK 183 uyarınca belirli bir bekleme süresi öngörülmemiştir; ancak mahkeme son karardan bu yana gerçek ve önemli bir değişimin meydana gelip gelmediğini titizlikle sorgulamaktadır. Çocuğun fiziksel güvenliği, psikolojik sağlığı veya eğitim sürekliliği tehlikeye düştüğünde dava açılması için acil gerekçe oluşmaktadır.

Çocuğun görüşü velayet değiştirme davasında dikkate alınır mı? Evet, Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi'nin 12. maddesi ve Türk hukuk uygulaması uyarınca yeterli ayırt etme gücüne sahip çocukların görüşleri alınmaktadır. Özellikle on iki yaşın üzerindeki çocukların tercihleri mahkemece ciddiye alınmaktadır; ancak çocuğun görüşü tek başına bağlayıcı değildir ve çocuğun üstün yararıyla birlikte değerlendirilmektedir.

Velayet değiştirme davası ne kadar sürer? Dava süresi, dosyanın karmaşıklığına göre değişmektedir. Tarafların anlaşma sağladığı basit davalarda altı ay ile bir yıl arasında sonuçlanabilirken, sosyal inceleme raporu, pedagog ve psikolog bilirkişi incelemesi gerektiren karmaşık davalarda bir ila iki yıl sürebilmektedir. İstinaf ve temyiz aşamaları bu süreyi uzatabilmektedir.

Velayeti almak için belirli bir gelir düzeyi şart mıdır? Hayır. Türk mahkemeleri velayette ekonomik gücü değil, çocuğun üstün yararını esas almaktadır. Sınırlı gelire sahip bir ebeveyn de velayet alabilir; önemli olan ebeveynin çocuğa sunabileceği bakım kalitesi, duygusal bağ ve güvenli yaşam ortamıdır. Ekonomik yetersizlik tek başına velayetin reddine gerekçe oluşturmamaktadır.

Velayet ihlali durumunda ne yapılabilir? Velayete sahip ebeveynin mahkeme kararını ihlal etmesi, örneğin çocuğu diğer ebeveynle görüştürmemesi hâlinde icra yoluyla kişisel ilişki kararının zorla yerine getirilmesi talep edilebilir. Ayrıca velayet ihlali, velayet değiştirme davası için güçlü bir gerekçe oluşturmaktadır. Tekrarlayan ihlallerde mahkeme velayetin diğer ebeveyne devredilmesine karar verebilmektedir.

Ortak velayet Türk hukukunda mümkün müdür? 2026 itibarıyla Türk Medeni Kanunu ortak velayeti açıkça düzenlememektedir. Ancak Anayasa Mahkemesi kararları ve uluslararası sözleşmeler ışığında ortak velayet tartışmaları gündemdedir. Uygulamada bazı aile mahkemeleri tarafların anlaşması hâlinde fiilî ortak velayet benzeri düzenlemelere hükmedebilmektedir; ancak yasal bir düzenleme henüz mevcut değildir.

Hukuki Danışmanlık

Sadaret Hukuk & Danışmanlık olarak her davayı bireysel olarak değerlendiriyor, müvekkillerimize özel çözümler sunuyoruz.

İletişime Geçin 0531 500 03 76

Bu sayfa genel bilgi amaçlıdır ve hukuki tavsiye niteliği taşımaz. Güncel mevzuat için mevzuat.gov.tr ve adalet.gov.tr kaynaklarına başvurunuz.

↩ Tüm Makaleler
← Önceki Makale
Velayet Davası: Süreç, Şartlar ve Çocuğun Üstün Yararı 2026
Sonraki Makale →
Vergi Kaçakçılığı Suçları ve Cezaları 2026