Vasiyetname, bir kişinin ölümünden sonra mal varlığının nasıl paylaştırılacağını, hangi mirasçılara ne oranda miras bırakılacağını veya belirli kişilere belirli malların vasiyet edilmesini içeren, tek taraflı bir ölüme bağlı tasarruf işlemidir. Türk hukukunda vasiyetname, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 531 ila 544. maddeleri arasında düzenlenmiştir. Vasiyetname düzenlemek, kişilerin miras hukukundan kaynaklanan haklarını kullanmalarının en temel yollarından biridir ve mirasın planlanması açısından kritik bir öneme sahiptir. Miras bırakan (muris), vasiyetname aracılığıyla mal varlığının kendi iradesine uygun bir biçimde dağıtılmasını sağlayabilir, belirli kişilere belirli mallar bırakabilir, mirasçılıktan çıkarma yapabilir, yedek veya art mirasçı atayabilir, hatta vakıf kurabilir.

Miras planlaması, yalnızca yüksek mal varlığına sahip kişiler için değil, her birey için büyük bir önem taşımaktadır. Vasiyetname düzenlenmediği takdirde miras, TMK'nın yasal miras hükümlerine göre paylaştırılır. Bu durum, miras bırakanın gerçek iradesini yansıtmayabilir ve mirasçılar arasında uyuşmazlıklara yol açabilir. Bu rehberde, vasiyetname hazırlamanın tüm aşamalarını, vasiyetname türlerini, geçerlilik şartlarını, saklı pay kurallarını, vasiyetnamenin açılması ve tenfizini, iptal sebeplerini, miras sözleşmesini, mirasçılıktan çıkarmayı, yedek ve art mirasçı atamayı, koşullu vasiyetnameyi, vasiyetname ile vakıf kurmayı ve vasiyetnamenin saklanmasını kapsamlı bir şekilde inceleyeceğiz.

Vasiyetname Kavramı ve Hukuki Niteliği

Vasiyetname, miras bırakanın (murisin) son istek ve arzularını içeren, tek taraflı bir hukuki işlemdir. Vasiyetnamenin hukuki niteliği itibariyle en belirleyici özelliği, tek taraflı bir irade beyanı olmasıdır. Bu nedenle vasiyetnamenin geçerliliği için karşı tarafın kabulüne veya onayına gerek yoktur. Miras bırakan, vasiyetnameyi dilediği zaman, herhangi bir sebep göstermeksizin, tek taraflı olarak değiştirebilir veya geri alabilir. Bu yönüyle vasiyetname, iki taraflı bir hukuki işlem olan miras sözleşmesinden kesin bir biçimde ayrılır.

Vasiyetname, ölüme bağlı bir tasarruftur; yani hukuki sonuçlarını ancak vasiyetçinin ölümünden sonra doğurur. Vasiyetçi hayatta olduğu sürece vasiyetname hiçbir hukuki etki yaratmaz ve vasiyetname lehtarları herhangi bir hak kazanmaz. Vasiyetçi, vasiyetnamesini istediği zaman değiştirebilir, yeni bir vasiyetname düzenleyebilir veya mevcut vasiyetnamesini tamamen ortadan kaldırabilir. Bu serbestlik ilkesi, vasiyetnamenin en temel niteliklerinden birini oluşturur. Nitekim TMK madde 542 ila 544 arasında vasiyetnamenin geri alınmasına ilişkin ayrıntılı hükümler yer almaktadır.

TMK madde 502 uyarınca, vasiyetname yapabilmek için iki temel koşul bulunmaktadır: ayırt etme gücüne sahip olmak ve on beş yaşını doldurmuş olmak. Ayırt etme gücü, kişinin makul bir şekilde davranabilme, eylemlerinin sebep ve sonuçlarını değerlendirebilme yeteneğidir. Ayırt etme gücünün bulunup bulunmadığı, vasiyetnamenin düzenlendiği an itibariyle değerlendirilir. Bu nedenle, yaşlılık veya hastalık nedeniyle ayırt etme gücünü zaman zaman kaybeden bir kişi, ayırt etme gücüne sahip olduğu bir anda geçerli bir vasiyetname düzenleyebilir. Bununla birlikte, kısıtlı (vesayet altındaki) kişiler dahi ayırt etme gücüne sahip oldukları sürece vasiyetname düzenleyebilirler; çünkü vasiyetname kişiye sıkı sıkıya bağlı bir haktır ve yasal temsilcinin onayına tabi değildir.

Vasiyetname ile yapılabilecek tasarruflar oldukça geniş bir yelpazede yer almaktadır. Miras bırakan, vasiyetname ile mirasçı atayabilir (TMK m. 516), belirli mal bırakabilir yani vasiyet yapabilir (TMK m. 517), mirasçılıktan çıkarabilir (TMK m. 510-511), yedek mirasçı veya art mirasçı atayabilir (TMK m. 520-521), vakıf kurabilir (TMK m. 526), koşul veya yükümlülük koyabilir (TMK m. 515) ve vasiyeti yerine getirme görevlisi atayabilir (TMK m. 550). Tüm bu tasarruflar, saklı pay kurallarına uygun olmak koşuluyla geçerlidir. Saklı payı ihlal eden tasarruflar kendiliğinden geçersiz olmayıp, ancak saklı pay sahibi mirasçının tenkis davası açması halinde orantılı olarak indirilir.

Vasiyetname ile mirasçı atama ve belirli mal bırakma arasındaki fark da hukuki açıdan son derece önemlidir. Mirasçı atama halinde, atanmış mirasçı terekenin tamamı veya belirli bir oranı üzerinde hak sahibi olur ve miras bırakanın borçlarından da payı oranında sorumlu tutulur. Belirli mal bırakma (vasiyet) halinde ise vasiyet alacaklısı yalnızca vasiyet edilen belirli mal veya hak üzerinde talep hakkına sahip olur ve kural olarak miras bırakanın borçlarından sorumlu tutulmaz. Bu ayrım, vasiyetname düzenlenirken dikkatle değerlendirilmelidir.

El Yazılı Vasiyetname (TMK Madde 538)

El yazılı vasiyetname, vasiyetçinin kendi el yazısıyla yazdığı vasiyetname türüdür ve TMK madde 538'de düzenlenmiştir. Bu vasiyetname türü, herhangi bir resmi makam veya tanık gerektirmeksizin düzenlenebilmesi nedeniyle en pratik ve en az masraflı vasiyetname türüdür. Vasiyetçi, tamamen kendi başına, istediği zaman ve istediği yerde el yazılı vasiyetname düzenleyebilir. Ancak bu kolaylığın yanında, geçerlilik şartlarına sıkı sıkıya uyulması zorunludur; aksi halde vasiyetname şekil noksanlığı sebebiyle iptal davasına konu olabilir.

El yazılı vasiyetnamenin geçerlilik şartları üç temel unsurdan oluşmaktadır:

  1. Tamamının el yazısıyla yazılması: Vasiyetnamenin başından sonuna kadar vasiyetçinin kendi el yazısıyla yazılması zorunludur. Daktilo, bilgisayar, yazıcı veya başka bir mekanik araçla yazılan vasiyetname geçersizdir. Başka bir kişinin el yazısıyla yazılması da vasiyetnameyi geçersiz kılar. Bu şart, vasiyetnamenin sahteliğinin önlenmesi ve vasiyetçinin iradesinin doğrulanabilmesi amacıyla konulmuştur. El yazısı, kişinin kimliğini belirlemeye yarayan benzersiz bir özellik taşıdığından, bu zorunluluk vasiyetnamenin güvenilirliğini artırmaktadır. Vasiyetnamenin yazıldığı dil konusunda herhangi bir kısıtlama bulunmamakta olup, vasiyetçi istediği dilde yazabilir.
  2. Tarih içermesi: Vasiyetnamede yıl, ay ve günün vasiyetçinin kendi el yazısıyla belirtilmesi zorunludur. Tarih, birden fazla vasiyetname bulunması halinde hangisinin son vasiyetname olduğunun belirlenmesi, vasiyetçinin o tarihte ayırt etme gücüne sahip olup olmadığının değerlendirilmesi ve vasiyetçinin o tarihte on beş yaşını doldurmuş olup olmadığının tespiti açısından kritik öneme sahiptir. Tarihin vasiyetnamenin herhangi bir yerinde bulunması yeterli olup, mutlaka başta veya sonda yer alması gerekmez; ancak metnin sonunda, imzanın hemen üstünde yer alması uygulamada tercih edilen yöntemdir.
  3. İmza: Vasiyetnamede vasiyetçinin el yazısıyla attığı imzanın bulunması zorunludur. İmza, vasiyetnamenin sonunda yer almalıdır; zira imza, vasiyetçinin vasiyetname metninin tamamını onayladığının göstergesidir. Parmak izi, mühür veya benzeri işaretler imza yerine geçmez. İmzanın, vasiyetçinin alışılagelmiş imzası olması beklenir; ancak tam bir uyum aranmaz, önemli olan imzanın vasiyetçiye ait olduğunun tespit edilebilmesidir.

El yazılı vasiyetname, herhangi bir kağıt üzerine yazılabilir; özel bir form veya kağıt türü kullanılması zorunlu değildir. Mektup kağıdı, defter sayfası, kartvizit arkası gibi her türlü materyal kullanılabilir. Vasiyetnamenin yazılmasında mürekkepli kalem, tükenmez kalem veya kurşun kalem kullanılabilir; ancak zamanla silinme riski nedeniyle kalıcı bir yazı aracı kullanılması tavsiye edilmektedir. Vasiyetnamenin birden fazla sayfa olması halinde, sayfaların numaralandırılması ve her sayfanın paraflanması, sayfaların sonradan eklenmesi veya çıkarılması iddialarını önlemek açısından yararlı bir uygulamadır.

El yazılı vasiyetnamenin en büyük avantajı, herhangi bir masraf gerektirmemesi ve tam bir gizlilik içinde düzenlenebilmesidir. Vasiyetçi, kimseye haber vermeden, evinde veya istediği herhangi bir yerde vasiyetnamesini hazırlayabilir. Vasiyetnamenin varlığından kimsenin haberdar olması gerekmez. Ancak bu avantajın yanında ciddi dezavantajlar da bulunmaktadır: vasiyetnamenin kaybolması, yıpranması, tahrip edilmesi veya ölümden sonra bulunamaması riski her zaman mevcuttur. Ayrıca, hukuki bilgiye sahip olmayan kişilerin düzenlediği el yazılı vasiyetnamelerde şekil eksiklikleri veya muğlak ifadeler yer alabilmekte, bu durum vasiyetnamenin iptaline veya yorum uyuşmazlıklarına yol açabilmektedir.

El yazılı vasiyetname düzenlendikten sonra notere, sulh hakimine veya yetkili bir memura bırakılarak saklanması mümkündür ve hatta tavsiye edilmektedir. Bu durumda vasiyetnamenin kaybolma riski ortadan kalkar ve vasiyetçinin ölümünden sonra vasiyetnamenin açılması süreci kolaylaşır. Ancak vasiyetnamenin bu şekilde bırakılması zorunlu değildir; vasiyetçi vasiyetnamesini kendisi de saklayabilir veya güvendiği bir kişiye teslim edebilir. Önemli olan, vasiyetnamenin varlığının ve saklandığı yerin en az bir güvenilir kişi tarafından bilinmesidir.

Resmi Vasiyetname (TMK Madde 532-537)

Resmi vasiyetname, TMK madde 532 ila 537 arasında düzenlenmiş olup, resmi bir makam huzurunda ve iki tanığın katılımıyla düzenlenen vasiyetname türüdür. Pratikte resmi vasiyetnameler büyük çoğunlukla noter huzurunda düzenlenmektedir; ancak sulh hakimi de resmi vasiyetname düzenleme yetkisine sahiptir. Resmi vasiyetname, el yazılı vasiyetnameye göre daha güvenli ve ispat gücü açısından daha üstün olmakla birlikte, belirli bir prosedür gerektirmekte ve masraf doğurmaktadır.

Resmi vasiyetnamenin düzenlenmesinde iki farklı yöntem uygulanabilir ve bu yöntemler vasiyetçinin okuma-yazma yeteneğine göre belirlenir:

Birinci yol (vasiyetçinin okuyup imzalayabildiği hal): Bu yöntemde vasiyetçi, arzularını resmi memura (noter veya sulh hakimi) sözlü olarak bildirir. Resmi memur, vasiyetnameyi yazarak veya yazdırarak vasiyetçiye okutmak üzere verir. Vasiyetçi vasiyetnameyi dikkatle okuduktan sonra, içeriğin kendi arzularını doğru bir biçimde yansıttığını teyit ederek imzalar. Ardından resmi memur, vasiyetnameyi tarihleyerek kendi imzasını atar. Vasiyetname imzalandıktan hemen sonra vasiyetçi, iki tanık huzurunda, vasiyetnameyi okuduğunu ve bunun son arzularını içerdiğini beyan eder. Tanıklar, bu beyanın kendi önlerinde yapıldığını ve vasiyetçiyi tasarrufa ehil gördüklerini vasiyetnameye yazarak veya yazdırarak altını imzalarlar. Burada dikkat edilmesi gereken husus, tanıkların vasiyetnamenin içeriğini bilmelerinin zorunlu olmadığıdır; tanıklar yalnızca vasiyetçinin beyanına ve ehliyetine ilişkin tanıklık yaparlar.

İkinci yol (vasiyetçinin okuyamadığı veya imza atamadığı hal): Bu yöntem, görme engelli, okuma yazma bilmeyen veya fiziksel bir engel nedeniyle imza atamayan vasiyetçiler için öngörülmüştür. Vasiyetçi, arzularını resmi memura bildirir ve resmi memur vasiyetnameyi yazar veya yazdırır. Resmi memur, vasiyetnameyi iki tanık huzurunda vasiyetçiye okur. Vasiyetçi, vasiyetnamenin son arzularını içerdiğini sözlü olarak beyan eder. Tanıklar, vasiyetnamenin kendi önlerinde vasiyetçiye okunduğunu ve vasiyetçinin vasiyetnamenin son arzularını içerdiğini beyan ettiğini, ayrıca vasiyetçiyi tasarrufa ehil gördüklerini vasiyetnameye yazarak veya yazdırarak altını imzalarlar. Bu yöntemde vasiyetçinin imza atması zorunlu değildir; ancak mümkünse imza atması tercih edilir.

Resmi vasiyetnamede tanıklara ilişkin önemli kısıtlamalar ve yasaklar bulunmaktadır. TMK madde 536 uyarınca, aşağıdaki kişiler resmi vasiyetnamenin düzenlenmesinde tanık olarak bulunamazlar:

  • Fiil ehliyeti bulunmayanlar
  • Bir ceza mahkemesi kararıyla kamu hizmetinden yasaklılar
  • Okur-yazar olmayanlar
  • Miras bırakanın eşi
  • Miras bırakanın üstsoy ve altsoy kan hısımları
  • Miras bırakanın kardeşleri
  • Bu kişilerin eşleri

Ayrıca resmi vasiyetnamenin düzenlenmesine katılan memur ve tanıklar ile bunların üstsoy ve altsoy kan hısımları, eşleri ve kardeşleri, vasiyetnamede lehlerine tasarrufta bulunulan kişiler olamazlar. Bu yasak, vasiyetnamenin tarafsız bir ortamda düzenlenmesini sağlamayı ve olası çıkar çatışmalarını önlemeyi amaçlamaktadır. Bu yasağa aykırı düzenlenen vasiyetname, ilgili tasarruflar yönünden iptal edilebilir; ancak vasiyetnamenin tamamı değil, yalnızca yasağı ihlal eden tasarruflar geçersiz kılınır.

Resmi vasiyetnamenin en büyük avantajı, resmi bir makam tarafından düzenlenmesi nedeniyle ispat gücünün yüksek olmasıdır. Vasiyetnamenin şekil şartlarına uygunluğu resmi memur tarafından kontrol edilir ve vasiyetnamenin bir nüshası resmi makamlarda saklanır. Bu sayede vasiyetnamenin kaybolma veya tahrip edilme riski en aza indirilir. Ayrıca, vasiyetçinin ayırt etme gücüne sahip olduğu da tanıklar tarafından teyit edildiğinden, ileride açılabilecek iptal davalarında vasiyetnamenin geçerliliğinin ispatı önemli ölçüde kolaylaşır. Okuma yazma bilmeyen veya fiziksel engeli bulunan kişilerin vasiyetname düzenleyebilmesinin tek yolu resmi vasiyetname olması nedeniyle, bu vasiyetname türü erişilebilirlik açısından da ayrı bir öneme sahiptir.

Sözlü Vasiyetname ve Olağanüstü Hal Koşulları (TMK Madde 539-541)

Sözlü vasiyetname, olağanüstü koşullarda başvurulan istisnai bir vasiyetname türüdür ve TMK madde 539 ila 541 arasında düzenlenmiştir. Sözlü vasiyetname, yalnızca el yazılı veya resmi vasiyetname düzenlemenin fiilen mümkün olmadığı durumlarda geçerli olabilir. Bu nedenle sözlü vasiyetname, son çare olarak (ultima ratio) başvurulan bir vasiyetname türüdür ve uygulanma alanı son derece dar tutulmuştur.

TMK madde 539 uyarınca, sözlü vasiyetnameye başvurulabilecek olağanüstü durumlar şunlardır:

  • Yakın ölüm tehlikesi (ağır yaralanma, ani kalp krizi, kaza sonrası hayati tehlike gibi)
  • Ulaşımın kesilmesi (doğal afet, sel, çığ, yol kapanması gibi nedenlerle resmi makama ulaşılamama)
  • Ağır hastalık (yatağa bağımlı hale gelme, bilinç kaybı riski bulunan hastalıklar)
  • Savaş hali (silahlı çatışma ortamı, muharebe durumu)
  • Bunlara benzer olağanüstü durumlar (deprem, yangın, terör saldırısı gibi)

Sözlü vasiyetname yapabilmek için, vasiyetçinin yukarıda sayılan olağanüstü durumlardan biri nedeniyle el yazılı veya resmi vasiyetname düzenleyemeyecek durumda olması gerekmektedir. Bu koşulun gerçekleşip gerçekleşmediği, her somut olay bakımından ayrı ayrı değerlendirilir. Vasiyetçi, son arzularını iki tanığa sözlü olarak bildirir ve tanıkları bu arzuları belgelemeye görevlendirir.

Tanıkların belgeleme yükümlülüğü iki farklı şekilde yerine getirilebilir: Birinci yöntemde, tanıklardan biri, kendilerine beyan edilen son arzuları, yeri, yılı, ayı ve günü de belirterek hemen yazıya döker, imzalar ve diğer tanığa da imzalatır. Bu belge vakit geçirmeksizin bir sulh veya asliye mahkemesine teslim edilir. İkinci yöntemde ise her iki tanık birlikte bir hakime başvurarak vasiyetçinin son arzularını sözlü olarak beyan ederler ve hakim bu beyanı tutanağa geçirir. Her iki yöntemde de tanıkların, vasiyetçinin tasarrufa ehil olduğunu, arzularını özgür iradesiyle ve olağanüstü koşullar altında kendilerine bildirdiğini ifade etmeleri gerekmektedir.

Sözlü vasiyetname, geçici nitelikte bir vasiyetnamedir. TMK madde 541 uyarınca, miras bırakan için sonradan diğer şekillerde vasiyetname yapma olanağı doğarsa, bu olanağın doğduğu tarihten başlayarak bir ay geçince sözlü vasiyetname hükümden düşer. Başka bir ifadeyle, olağanüstü durum sona erdikten sonra vasiyetçi el yazılı veya resmi vasiyetname düzenleyebilecek duruma gelirse ve bunu bir ay içinde yapmazsa, sözlü vasiyetname kendiliğinden geçersiz hale gelir. Bu süre, hak düşürücü nitelikte olup, mahkeme tarafından resen gözetilir. Vasiyetçinin bu süre içinde ölmesi halinde ise sözlü vasiyetname geçerliliğini korur.

Sözlü vasiyetnamenin tanıklarına ilişkin olarak, resmi vasiyetname tanıklarına uygulanan yasaklar kıyasen geçerlidir. Tanıkların fiil ehliyetine sahip olmaları ve vasiyetnamede lehlerine tasarrufta bulunulan kişilerden olmamaları gerekmektedir. Ancak olağanüstü koşulların niteliği gereği, tanık bulma güçlüğü dikkate alınarak, bu konudaki şartlar uygulamada daha esnek yorumlanabilmektedir.

Saklı Pay ve Tasarruf Oranı Hesaplaması

Türk miras hukukunda miras bırakanın mal varlığı üzerindeki tasarruf yetkisi sınırsız değildir. TMK, belirli mirasçıların miras haklarını korumak amacıyla saklı pay (mahfuz hisse) müessesesini düzenlemiştir. Saklı pay, belirli yasal mirasçıların miras paylarının kanunla korunan ve miras bırakanın ölüme bağlı tasarruflarla ihlal edemeyeceği asgari payı ifade eder. Miras bırakanın bu payı ihlal etmesi halinde, saklı pay sahibi mirasçılar tenkis davası açarak haklarını koruyabilirler.

TMK madde 505 uyarınca, saklı pay sahibi mirasçılar ve saklı pay oranları aşağıdaki gibidir:

  • Altsoy (çocuklar, torunlar ve daha aşağı kuşaklar): Yasal miras payının yarısı (1/2) saklı paydır. Örneğin, tek çocuklu ve eşi hayatta olan bir miras bırakanın ölümünde, çocuğun yasal miras payı 3/4 ise, saklı payı bunun yarısı yani 3/8 olacaktır.
  • Ana ve baba: Yasal miras payının dörtte biri (1/4) saklı paydır. Altsoy bulunmayan ve eşi hayatta olan bir miras bırakanın anasının yasal miras payı 1/4 ise, saklı payı bunun dörtte biri yani 1/16 olacaktır.
  • Sağ kalan eş: Sağ kalan eşin saklı payı, birlikte mirasçı olduğu zümreye göre değişir. Altsoy ile birlikte mirasçı olması halinde yasal miras payının (1/4) tamamı, yani 1/4 saklı paydır. Ana-baba zümresi ile birlikte mirasçı olması halinde yasal miras payının (1/2) tamamı, yani 1/2 saklı paydır. Büyükana-büyükbaba zümresi ile birlikte veya tek başına mirasçı olması halinde yasal miras payının dörtte üçü (3/4) saklı paydır.

Tasarruf oranı (tasarruf nisabı), miras bırakanın saklı paylar dışında kalan ve serbestçe tasarruf edebileceği miras payı oranıdır. Miras bırakan, vasiyetname veya miras sözleşmesi ile ancak tasarruf oranı dahilinde tasarrufta bulunabilir. Tasarruf oranının hesaplanması için sistematik bir yöntem izlenmektedir:

  1. Miras bırakanın ölüm anındaki tüm aktif mal varlığı (taşınmazlar, taşınırlar, alacaklar, banka hesapları, yatırımlar vb.) belirlenir.
  2. Miras bırakanın borçları, cenaze giderleri, tereke yönetim giderleri ve bakmakla yükümlü olduğu kişilerin üç aylık geçim giderleri aktif mal varlığından düşülür.
  3. Net tereke (aktif - pasif) hesaplanır.
  4. TMK madde 565 uyarınca denkleştirmeye tabi kazandırmalar (ölümden önceki bir yıl içindeki olağan dışı bağışlar, miras haklarından feragat karşılığı yapılan kazandırmalar vb.) net terekeye eklenir.
  5. Bu şekilde hesaplanan tereke üzerinden saklı paylar belirlenir.
  6. Toplam saklı paylar düşüldükten sonra kalan kısım, miras bırakanın serbestçe tasarruf edebileceği tasarruf oranını oluşturur.

Saklı payların ihlal edilmesi halinde, saklı pay sahibi mirasçılar tenkis davası açarak haklarını koruyabilirler. Tenkis davası, saklı payı ihlal eden ölüme bağlı ve sağlar arası tasarrufların saklı payı tamamlayacak şekilde orantılı olarak indirilmesini sağlayan bir davadır. Tenkiste sıra kuralı uygulanır: önce ölüme bağlı tasarruflar tenkis edilir; bu yeterli olmazsa sağlar arası kazandırmalara, en yeni tarihli olandan başlanarak gidilir. Tenkis davası, saklı pay sahibinin saklı payına tecavüz edildiğini öğrendiği tarihten itibaren bir yıl ve her halde vasiyetnamelerde açılma tarihinin, diğer tasarruflarda mirasın açılması tarihinin üzerinden on yıl geçmekle zamanaşımına uğrar. Bu süreler hak düşürücü nitelikte olmayıp zamanaşımı süresi niteliğindedir.

Saklı pay hesabında, miras bırakanın sağlığında yaptığı bazı kazandırmalar da dikkate alınır. TMK madde 565 uyarınca, miras bırakanın ölümünden önceki bir yıl içinde yapılan olağan hediyeler dışındaki karşılıksız kazandırmalar, miras haklarından feragat eden mirasçıya yapılan kazandırmalar, miras bırakanın saklı pay kurallarını etkisiz kılmak amacıyla açıkça yaptığı kazandırmalar ve miras bırakanın serbestçe dönme hakkını saklı tutarak yaptığı bağışlamalar terekeye eklenerek saklı pay hesabına dahil edilir.

Vasiyetnamenin Açılması ve Tenfizi Süreci

Vasiyetçinin ölümünden sonra vasiyetname, yetkili makam tarafından açılarak içeriği ilgililere bildirilir. TMK madde 595 uyarınca, vasiyetnamenin teslimi ve açılması sulh mahkemesinin görev alanındadır. Miras bırakanın son yerleşim yeri sulh hukuk mahkemesi yetkili mahkemedir. Vasiyetnameyi elinde bulunduran veya vasiyetçinin ölümünden sonra vasiyetnameyi eşyaları arasında bulan herkes, bunu derhal sulh hakimine teslim etmekle yükümlüdür. Noterlerde saklanan vasiyetnameler, vasiyetçinin ölümü nüfus müdürlüğü tarafından bildirildiğinde resen sulh mahkemesine gönderilir. Bu teslim yükümlülüğüne uyulmaması halinde, gecikmeden dolayı doğan zararlardan sorumluluk gündeme gelebilir.

Sulh hakimi, vasiyetnameyi teslim aldığında, gerekli incelemeyi yaptıktan sonra vasiyetnameyi bir ay içinde açar. Vasiyetnamenin açılması duruşmasına bilinen mirasçılar ve diğer ilgililer (vasiyet alacaklıları, vasiyeti yerine getirme görevlisi vb.) çağrılır. Ancak çağrılan kişilerin duruşmaya katılmaması, vasiyetnamenin açılmasına engel oluşturmaz. Sulh hakimi, vasiyetnamenin açılması sırasında vasiyetnamenin şekil şartlarını ön inceleme kapsamında değerlendirir; vasiyetnamenin içeriğini tespit eder ve tutanağa geçirir. Ancak vasiyetnamenin esasına, geçerliliğine veya yorumuna ilişkin kesin bir karar vermez; bu konulardaki uyuşmazlıklar ayrı bir dava konusu yapılabilir.

Vasiyetnamenin açılmasının ardından, mirasçılara ve vasiyet alacaklılarına vasiyetnamenin bir örneği tebliğ edilir. Yasal mirasçılara, vasiyetnamenin iptalini isteyebilecekleri bildirilir. Atanmış mirasçılara mirasçılık belgesi (veraset ilamı) almak için başvuruda bulunabilecekleri, vasiyet alacaklılarına ise vasiyet edilen mal veya hakların teslimi için talepte bulunabilecekleri bildirilir. Vasiyetnamede atanmış mirasçı olarak gösterilen kişi, sulh mahkemesinden atanmış mirasçılık belgesi talep edebilir.

Vasiyetnamenin tenfizi, vasiyetnamede yer alan tasarrufların fiilen yerine getirilmesi sürecini ifade eder. Tenfiz, vasiyetname lehdarlarının haklarını fiilen elde etmelerini sağlayan aşamadır. Vasiyetnamede bir vasiyeti yerine getirme görevlisi atanmışsa, bu görevli vasiyetnamenin hükümlerini yerine getirmekle yükümlüdür. Görevli atanmamışsa, mirasçılar vasiyetnamenin yerine getirilmesinden sorumludur. Vasiyet alacaklısı, vasiyet borçlusundan (mirasçılardan veya vasiyeti yerine getirme görevlisinden) vasiyet edilen şeyin teslimini isteyebilir. Teslim gerçekleşmezse, tenfiz davası açılarak mahkeme kararıyla teslimatın sağlanması talep edilebilir. Tenfiz davası, miras bırakanın son yerleşim yeri mahkemesinde açılır.

Vasiyetnamenin açılması ve tenfizi sürecinde dikkat edilmesi gereken önemli bir husus da mirasın reddi süreleridir. TMK madde 606 uyarınca, yasal mirasçılar mirasın açıldığını öğrendikleri tarihten itibaren üç ay içinde mirası reddedebilirler. Atanmış mirasçılar ise miras bırakanın tasarrufunun kendilerine resmen bildirilmesi tarihinden itibaren üç ay içinde mirası reddedebilirler. Bu süre hak düşürücü nitelikte olup, süre geçtikten sonra mirasın reddi mümkün olmaz ve miras kabul edilmiş sayılır. Mirasın borca batık olduğu hallerde ise TMK madde 605/2 uyarınca mirasın hükmen reddedilmiş sayılacağı kabul edilmektedir.

Vasiyetnamenin İptali ve İptal Sebepleri

Vasiyetnamenin iptali, belirli şartların varlığı halinde vasiyetnamenin hükümsüz kılınmasını sağlayan bir dava türüdür. TMK madde 557, vasiyetnamenin iptal sebeplerini sınırlı bir şekilde (numerus clausus ilkesi) düzenlemiştir. Bu sebepler dışında vasiyetnamenin iptali talep edilemez. İptal davası, yenilik doğuran (inşai) nitelikte bir davadır ve mahkeme kararının kesinleşmesiyle birlikte vasiyetname geçmişe etkili olarak (ex tunc) hükümsüz hale gelir.

Vasiyetnamenin dört temel iptal sebebi şunlardır:

  1. Ehliyetsizlik (TMK m. 557/1): Vasiyetçinin vasiyetname düzenlediği sırada ayırt etme gücüne sahip olmaması veya on beş yaşını doldurmamış olması halinde vasiyetname iptal edilebilir. Ayırt etme gücünün bulunmadığının ispatı, iptal davasını açan kişiye aittir. Bu ispat, vasiyetnamenin düzenlendiği tarihte vasiyetçinin sağlık durumuna ilişkin tıbbi raporlar, tanık beyanları ve diğer delillerle yapılabilir. Özellikle ileri yaşta veya ciddi bir hastalık döneminde düzenlenen vasiyetnamelerde ehliyetsizlik iddiası sıkça gündeme gelmektedir.
  2. İrade sakatlığı (TMK m. 557/2): Vasiyetnamenin yanılma (hata), aldatma (hile) veya korkutma (ikrah) sonucunda yapılması halinde vasiyetname iptal edilebilir. Yanılma, vasiyetçinin vasiyetnamenin içeriği veya sonuçları hakkında yanlış bir düşünceye sahip olmasıdır. Aldatma, üçüncü bir kişinin vasiyetçiyi kasıtlı olarak yanlış yönlendirerek vasiyetname düzenlemesini sağlamasıdır. Korkutma ise vasiyetçinin can, mal veya namus tehdidi altında vasiyetname düzenlemeye zorlanmasıdır. İrade sakatlığının vasiyetnamenin içeriğini doğrudan etkilemiş olması gerekmektedir.
  3. Hukuka veya ahlaka aykırılık (TMK m. 557/3): Vasiyetnamenin içeriğinin, koşullarının veya yükümlülüklerinin hukuka veya ahlaka aykırı olması halinde vasiyetname iptal edilebilir. Hukuka aykırılık, vasiyetnamenin emredici hukuk kurallarına aykırı tasarruflar içermesidir. Ahlaka aykırılık ise toplumun genel ahlak anlayışına ters düşen koşullar veya yükümlülükler öngörülmesidir. Örneğin, suç işlenmesini koşul olarak öngören veya kişilik haklarını ağır biçimde ihlal eden tasarruflar hukuka veya ahlaka aykırı sayılabilir.
  4. Şekil noksanlığı (TMK m. 557/4): Vasiyetnamenin kanunda öngörülen şekil şartlarına uygun olarak düzenlenmemesi halinde vasiyetname iptal edilebilir. El yazılı vasiyetnamede tarih veya imza bulunmaması, vasiyetnamenin kısmen daktilo ile yazılmış olması; resmi vasiyetnamede tanık sayısının eksik olması, tanıklık yasağı bulunan kişilerin tanık olarak katılması; sözlü vasiyetnamede tanıkların belgeleme yükümlülüklerini yerine getirmemesi gibi durumlar şekil noksanlığına örnek teşkil eder.

İptal davası açma hakkı, vasiyetnamenin iptalinde menfaati bulunan mirasçılara ve vasiyet alacaklılarına aittir. Saklı payı ihlal edilen mirasçılar, vasiyetnamenin tamamının iptalini değil, genellikle yalnızca saklı paylarını ihlal eden kısmın tenkisini talep ederler; zira tenkis davası bu amaç için daha uygun bir hukuki yoldur. İptal davasının muhatabı, vasiyetnameden yararlanan kişilerdir (atanmış mirasçılar, vasiyet alacaklıları).

İptal davası, davacının tasarrufu, iptal sebebini ve kendisinin hak sahibi olduğunu öğrendiği tarihten başlayarak bir yıl içinde açılmalıdır. Her halde vasiyetnamenin açılma tarihinin üzerinden on yıl geçmekle dava hakkı düşer. İyiniyetli davalılara karşı hüküm, iyiniyetin söz konusu olmadığının anlaşıldığı tarihten başlayarak uygulanır, ancak yirmi yıllık mutlak süre her durumda geçerlidir. İptal davası, miras bırakanın son yerleşim yeri asliye hukuk mahkemesinde açılır.

Miras Sözleşmesi ve Vasiyetnameden Farkları

Miras sözleşmesi, miras bırakanın bir veya birden fazla kişiyle yaptığı, ölüme bağlı tasarrufları içeren iki taraflı bir hukuki işlemdir. TMK madde 545 ila 549 arasında düzenlenmiştir. Miras sözleşmesi, vasiyetnameden farklı olarak karşılıklı irade açıklaması gerektirdiğinden, taraflardan birinin tek taraflı olarak geri alması kural olarak mümkün değildir. Bu bağlayıcılık, miras sözleşmesini vasiyetnameden ayıran en temel özelliktir ve miras sözleşmesinin tercih edilme sebeplerinden birini oluşturur.

Miras sözleşmesinin geçerli olabilmesi için mutlaka resmi vasiyetname şeklinde düzenlenmesi gerekmektedir. Yani miras sözleşmesi, noter veya sulh hakimi huzurunda ve iki tanığın katılımıyla düzenlenmelidir. El yazılı veya sözlü şekilde miras sözleşmesi düzenlenmesi hukuken mümkün değildir. Ayrıca, miras sözleşmesinin taraflarının ayırt etme gücüne sahip ve ergin olmaları gerekmektedir; vasiyetname için yeterli olan on beş yaşını doldurmuş olma koşulu miras sözleşmesi için geçerli değildir.

Miras sözleşmesinin iki temel türü bulunmaktadır:

  • Olumlu miras sözleşmesi: Miras bırakan, sözleşmenin karşı tarafına veya üçüncü bir kişiye mirasçı atamakta veya belirli mal bırakmaktadır. Olumlu miras sözleşmesinde karşı taraf da miras bırakana belirli edimler taahhüt edebilir (bakım sağlama, belirli bir miktar para ödeme gibi).
  • Mirastan feragat sözleşmesi: Mirasçı, bir karşılık alarak (ivazlı feragat) veya karşılıksız olarak (ivazsız feragat) miras hakkından vazgeçmektedir. İvazlı feragatte, feragat eden mirasçıya sağlar arası bir kazandırma yapılır. İvazsız feragatte ise mirasçı herhangi bir karşılık almaksızın miras hakkından vazgeçer. Mirastan feragat, feragat edenin altsoyu için de geçerlidir; ancak feragat sözleşmesinde aksi kararlaştırılabilir.

Vasiyetname ile miras sözleşmesi arasındaki temel farklar şu şekilde özetlenebilir: Vasiyetname tek taraflı bir hukuki işlemdir; miras sözleşmesi iki taraflıdır. Vasiyetname, vasiyetçi tarafından her zaman serbestçe geri alınabilir; miras sözleşmesi ancak tarafların karşılıklı anlaşmasıyla veya TMK'da öngörülen yasal sebeplerin (borç ödemeden aciz, cezai fiil gibi) varlığı halinde tek taraflı olarak sona erdirilebilir. Vasiyetname el yazılı, resmi veya sözlü şekilde yapılabilir; miras sözleşmesi ise yalnızca resmi şekilde yapılabilir. Vasiyetname için on beş yaşını doldurmuş olmak yeterliyken, miras sözleşmesi için ergin olmak gerekmektedir. Bu farklılıklar, miras planlamasında hangi aracın kullanılacağının belirlenmesinde önemli rol oynar.

Miras sözleşmesinin sona erme halleri de vasiyetnameden farklılık gösterir. Miras sözleşmesi, tarafların yazılı anlaşmasıyla her zaman ortadan kaldırılabilir. Tek taraflı dönme hakkı ise sınırlı hallerde mevcuttur: miras sözleşmesinden sonra lehine tasarrufta bulunulan kişinin miras bırakana karşı mirasçılıktan çıkarma sebebi oluşturacak bir davranışta bulunması halinde, miras bırakan sözleşmeden tek taraflı olarak dönebilir (TMK m. 546). Ayrıca, sözleşmede edim yükümlülüğü bulunan tarafın bu yükümlülüğü yerine getirmemesi halinde, diğer taraf borçlar hukuku hükümlerine göre sözleşmeden dönebilir.

Mirasçılıktan Çıkarma (Iskat) ve Koşulları

Mirasçılıktan çıkarma, miras bırakanın saklı pay sahibi bir mirasçısını miras hakkından yoksun bırakmasıdır. TMK madde 510 ve 511, mirasçılıktan çıkarmayı (ıskat) düzenlemektedir. Mirasçılıktan çıkarma, son derece ağır bir yaptırım olduğundan, kanun bu tasarrufu belirli şartlara ve sıkı bir denetime tabi kılmıştır. Mirasçılıktan çıkarma, ancak vasiyetname veya miras sözleşmesi ile yapılabilir.

TMK madde 510 uyarınca, cezai nitelikte mirasçılıktan çıkarma (cezai ıskat) şu iki halde yapılabilir:

  • Ağır suç işleme: Mirasçının miras bırakana veya miras bırakanın yakınlarından birine karşı ağır bir suç işlemesi. Burada "ağır suç" kavramı, ceza hukuku anlamında mutlaka ağır ceza gerektiren suçlarla sınırlı değildir; miras bırakan ile mirasçı arasındaki ilişkiyi temelden sarsan her türlü suç bu kapsamda değerlendirilebilir. Öldürmeye teşebbüs, yaralama, hırsızlık, dolandırıcılık, hakaret gibi suçlar bu kategoride yer alabilir.
  • Aile yükümlülüklerini yerine getirmeme: Mirasçının miras bırakana veya miras bırakanın ailesi üyelerine karşı aile hukukundan doğan yükümlülüklerini önemli ölçüde yerine getirmemesi. Bu kapsamda, nafaka yükümlülüğünü yerine getirmeme, yaşlı veya hasta miras bırakana bakım sağlamama, ailevi ilişkileri kasıtlı olarak kesme gibi davranışlar değerlendirilebilir. Yükümlülüğün "önemli ölçüde" yerine getirilmemiş olması aranır; küçük veya geçici ihlaller çıkarma sebebi oluşturmaz.

Mirasçılıktan çıkarmanın geçerli olabilmesi için, vasiyetnamede veya miras sözleşmesinde çıkarma sebebinin açıkça belirtilmesi zorunludur. Miras bırakan, hangi somut olaya dayanarak mirasçılıktan çıkarma yaptığını vasiyetnamede ifade etmelidir. Sebep gösterilmeksizin yapılan çıkarma geçersizdir. Gösterilen sebebin gerçeğe aykırı olduğu veya çıkarma sebebi oluşturmaya yeterli olmadığı kanıtlanırsa, çıkarma tasarrufu iptal edilebilir ve çıkarılan mirasçı en azından saklı payını talep edebilir. İspat yükü, çıkarma işleminin geçerliliğini savunan tarafa aittir.

Mirasçılıktan çıkarılan kişi, mirastan hiçbir pay alamaz ve tenkis davası da açamaz. Miras bırakan başka türlü tasarrufta bulunmadıkça, mirasçılıktan çıkarılan kişinin miras payı, çıkarılan mirasçının altsoyu varsa altsoyuna (çocuklarına), altsoyu yoksa miras bırakanın diğer yasal mirasçılarına geçer. Bu düzenleme, mirasçılıktan çıkarmanın yalnızca çıkarılan kişiyi etkilemesini, onun çocuklarının miras haklarının korunmasını amaçlamaktadır.

TMK madde 513, borç ödemeden aciz sebebiyle mirasçılıktan çıkarmayı (koruyucu ıskat) ayrıca düzenlemektedir. Miras bırakan, hakkında borç ödemeden aciz belgesi bulunan altsoyunu, saklı payının yarısı için mirasçılıktan çıkarabilir; ancak bu yarıyı çıkarılanın doğmuş ve doğacak çocuklarına bırakmak zorundadır. Koruyucu çıkarmanın amacı, miras payının altsoyun alacaklılarına gitmesini önlemek ve mirası altsoyun çocuklarına (torunlara) aktarmaktır. Mirasın açıldığı tarihte borç ödemeden aciz belgesinin hükmünü yitirmiş olması veya altsoyun borçlarını ödemiş olması halinde, koruyucu çıkarma geçersiz hale gelir.

Yedek Mirasçı ve Art Mirasçı Atama

Miras bırakan, vasiyetname ile yedek mirasçı (ikame) ve art mirasçı (yedek mirasçı ataması) atayabilir. Bu iki kurum, miras hukukunun önemli planlama araçlarından olup, miras bırakanın mal varlığının gelecek nesillere intikalini düzenlemesine ve öngörülemeyen durumlar için tedbir almasına olanak tanır.

Yedek mirasçı atama (alelade ikame - TMK m. 520): Miras bırakan, atadığı mirasçının kendisinden önce ölmesi, mirası reddetmesi veya mirasçılık sıfatını herhangi bir sebeple kaybetmesi halinde onun yerine geçmek üzere bir veya birden fazla kişiyi yedek mirasçı olarak atayabilir. Yedek mirasçı atanması, özellikle birinci derecede atanan mirasçının mirası kabul edemeyeceği veya etmeyeceği ihtimaline karşı bir güvence niteliğindedir. Yedek mirasçı, birinci derecede atanan mirasçının mirası kabul etmesi halinde herhangi bir hak kazanamaz. Yedek mirasçı atanmasında sıralı atama da mümkündür: miras bırakan, "A mirası reddettiği veya benden önce öldüğü takdirde B, B de reddettiği veya benden önce öldüğü takdirde C mirasçım olsun" şeklinde birden fazla kademeli yedek mirasçı atayabilir.

Art mirasçı atama (fevkalade ikame - TMK m. 521-524): Art mirasçı atama, yedek mirasçı atamadan tamamen farklı bir kurumdur. Bu tasarrufta miras bırakan, atadığı mirasçıya (ön mirasçı) mirası belirli bir süre sonra veya belirli bir koşulun gerçekleşmesinden sonra başka bir kişiye (art mirasçı) devretme yükümlülüğü yükler. Ön mirasçı, mirası devir tarihine kadar elinde tutar ve kullanır; devir tarihinde veya koşulun gerçekleşmesiyle birlikte mirası art mirasçıya devreder. Art mirasçı atama, özellikle miras mal varlığının aile içinde kalmasının sağlanması, belirli bir amaca tahsis edilmesi veya gelecek nesillere aktarılması amacıyla kullanılmaktadır.

Art mirasçı atamasında, ön mirasçının hakları ve yükümlülükleri kanunla belirlenmiştir. Ön mirasçı, miras mal varlığını iyi bir yönetici gibi özenle korumak ve zamanı geldiğinde art mirasçıya eksiksiz olarak devretmekle yükümlüdür. Ön mirasçı, miras mal varlığının gelirlerinden yararlanabilir; ancak mal varlığının özünü tüketen veya değerini önemli ölçüde azaltan tasarruflarda bulunması yasaktır. Taşınmazlar üzerindeki tasarruf yetkisi, art mirasçı atamasının tapu siciline şerh edilmesiyle sınırlandırılır. Sulh hakimi, art mirasçının menfaatlerini korumak amacıyla ön mirasçıdan güvence vermesini isteyebilir. Ön mirasçının güvence vermekten kaçınması halinde, miras mal varlığının yönetimi bir kayyıma devredilebilir.

Art mirasçı ataması, miras bırakanın birinci derece mirasçılarının miras paylarını doğrudan etkilediğinden, saklı pay kurallarına tabidir. Saklı pay sahibi mirasçıların payları üzerinde art mirasçı ataması yapılması halinde, bu mirasçılar tenkis davası açarak saklı paylarının serbest bırakılmasını talep edebilirler.

Koşullu Vasiyetname ve Yükümlülük (Mükellefiyet)

Miras bırakan, vasiyetnamesindeki tasarrufları belirli koşullara bağlayabilir veya lehdarlarına belirli yükümlülükler yükleyebilir. TMK madde 515 uyarınca, miras bırakan, ölüme bağlı tasarruflarını koşullara ve yükümlülüklere bağlayabilir. Bu imkan, miras bırakanın iradesini daha ayrıntılı bir biçimde ifade etmesine ve miras mal varlığının kullanımını yönlendirmesine olanak tanır.

Koşul (şart), vasiyetnamenin hükümlerinin belirli bir olayın gerçekleşmesine veya gerçekleşmemesine bağlanmasıdır. Koşullar geciktirici (taliki) veya bozucu (infisahi) nitelikte olabilir:

  • Geciktirici koşul: Vasiyet edilen hak, ancak koşulun gerçekleşmesiyle kazanılır. Koşul gerçekleşmeden lehdar herhangi bir hak elde edemez. Örneğin, "torunum üniversiteyi bitirdiğinde kendisine evimi vasiyet ediyorum" tasarrufu geciktirici koşula bağlı bir vasiyettir. Torun, üniversiteyi bitirmeden evin mülkiyetini talep edemez.
  • Bozucu koşul: Vasiyet edilen hak, koşulun gerçekleşmesiyle sona erer. Lehdar, koşul gerçekleşene kadar haktan yararlanır; koşul gerçekleştiğinde hak ortadan kalkar. Örneğin, "evimi yeğenime bırakıyorum, ancak evi satarsa vasiyet hükümden düşer" tasarrufu bozucu koşula bağlı bir vasiyettir.

Koşulların geçerli olabilmesi için belirli sınırlara uyulması gerekmektedir. Her şeyden önce, koşullar hukuka ve ahlaka aykırı olmamalıdır. TMK madde 515/2 uyarınca, hukuka veya ahlaka aykırı koşullar ve yükümlülükler, ilgili tasarrufu geçersiz kılar. Örneğin, "oğlum şu kişiyi yaralayırsa ona miras bırakıyorum" gibi suça teşvik eden koşullar hukuka aykırı olup geçersizdir. Benzer şekilde, kişilik haklarını ağır biçimde sınırlayan, temel hak ve özgürlükleri ortadan kaldıran koşullar da ahlaka aykırı bulunabilir. Öte yandan, anlamsız veya yerine getirilmesi imkansız koşullar ise yazılmamış sayılır ve tasarruf koşulsuz olarak hüküm ifade eder.

Kişilik haklarını kısıtlayan koşulların geçerliliği, her somut olay bakımından ayrı ayrı değerlendirilmelidir. Örneğin, "kızım evlenirse miras bırakıyorum" veya "kızım evlenmezse miras bırakıyorum" şeklindeki koşulların ahlaka aykırılığı tartışmalıdır. Evlenmeyi veya evlenmemeyi teşvik eden koşullar, kişinin evlenme özgürlüğünü kısıtladığı ölçüde ahlaka aykırı bulunabilir; ancak her durumda somut koşullar ve miras bırakanın amacı değerlendirilmelidir.

Yükümlülük (mükellefiyet) ise lehdarın, miras bırakanın belirlediği bir edimi yerine getirmekle yükümlü kılınmasıdır. Yükümlülük, koşuldan farklı olarak, hakkın kazanılmasını engellemez; lehdar hakları elde eder ancak belirli bir edimi yerine getirmekle yükümlü olur. Örneğin, miras bırakan, vasiyet ettiği taşınmazın eğitim amaçlı kullanılmasını, belirli bir hayvanın bakılmasını, bir mezarın korunmasını veya belirli bir kişinin geçiminin sağlanmasını yükümlülük olarak koyabilir. Yükümlülüğün yerine getirilmemesi halinde, miras bırakanın atadığı vasiyeti yerine getirme görevlisi, ilgili mirasçılar veya lehine yükümlülük konulan kişiler, yükümlülüğün yerine getirilmesini dava yoluyla talep edebilirler.

Vasiyetname ile Vakıf Kurma

TMK madde 526, vasiyetname ile vakıf kurulmasına olanak tanımaktadır. Miras bırakan, vasiyetnamesiyle yeni bir vakıf kurulmasını öngörebilir ve mal varlığının bir kısmını veya tamamını bu vakfa tahsis edebilir. Vasiyetname ile vakıf kurma, miras bırakanın mal varlığını hayırseverlik, eğitim, bilim, sanat, sağlık, çevre koruma, sosyal yardım veya diğer toplumsal amaçlara tahsis etmesine olanak tanıyan güçlü bir hukuki araçtır. Tarihsel olarak da Türk hukuk geleneğinde vakıf kurma, en yaygın ve en saygın ölüme bağlı tasarruf türlerinden biri olmuştur.

Vasiyetname ile vakıf kurulması halinde, vasiyetnamede vakfın amacı, bu amaca tahsis edilen mal ve haklar, vakfın yönetim şekli ve organları gibi temel hususların belirtilmesi gerekmektedir. Vasiyetnamede bu hususlar yeterince ayrıntılı biçimde düzenlenmemişse, vasiyeti yerine getirme görevlisi veya ilgili makamlar, miras bırakanın iradesine uygun olarak vakıf senedini tamamlayabilirler.

Vasiyetnamenin açılmasından sonra vakıf kurma sürecinde izlenecek adımlar şunlardır: Vasiyeti yerine getirme görevlisi veya mirasçılar, vasiyetnamedeki hükümlere uygun olarak vakıf senedini hazırlarlar. Vakıf senedi, asliye hukuk mahkemesine tescil başvurusuyla birlikte sunulur. Mahkeme, vakfın kanuni koşulları taşıyıp taşımadığını inceleyerek tescil kararı verir. Tescil kararının ardından vakıf, tüzel kişilik kazanır ve faaliyetlerine başlar. Vakıflar, Adalet Bakanlığı bünyesindeki Vakıflar Genel Müdürlüğü'nün denetimine tabidir.

Vasiyetname ile vakıf kurulması, saklı pay kurallarına tabidir. Miras bırakanın vakfa ayırdığı mal varlığı, saklı pay sahiplerinin haklarını ihlal edemez. Saklı payları aşan tahsis için saklı pay sahibi mirasçılar tenkis davası açabilir ve vakfa tahsis edilen mal varlığı, saklı payları tamamlayacak şekilde orantılı olarak indirilebilir. Bu nedenle, vasiyetname ile vakıf kurmayı planlayan kişilerin saklı pay hesaplamasını dikkatlice yapmaları ve tasarruf oranı dahilinde vakfa tahsis yapmaları büyük önem taşımaktadır.

Vasiyetnamenin Saklanması ve Geri Alınması (Rücu)

Vasiyetnamenin güvenli bir şekilde saklanması, vasiyetçinin son arzularının yerine getirilebilmesi açısından hayati önem taşımaktadır. Vasiyetnamenin kaybolması, tahrip edilmesi veya bulunamaması, vasiyetçinin iradesinin gerçekleşmemesine ve miras paylaşımının yasal miras hükümlerine göre yapılmasına yol açabilir. Bu nedenle vasiyetnamenin saklanması konusuna gereken özen gösterilmelidir.

Vasiyetnamenin saklanma yöntemleri, vasiyetname türüne göre farklılık göstermektedir:

  • El yazılı vasiyetname: Vasiyetçi tarafından evde, banka kasasında veya güvenilir bir yerde saklanabilir. Ancak en güvenli yöntem, vasiyetnameyi açık veya kapalı olarak notere, sulh hakimine veya yetkili bir memura teslim etmektir. Bu durumda vasiyetnamenin kaydı resmi makamlarda tutulur ve kaybolma riski ortadan kalkar. Vasiyetçi, vasiyetnamesini güvendiği bir aile üyesine veya yakınına da teslim edebilir; ancak bu kişinin vasiyetçinin ölümünden sonra vasiyetnameyi derhal sulh hakimine teslim yükümlülüğünü bilmesi ve üstlenmesi gerekir.
  • Resmi vasiyetname: Resmi vasiyetnamenin bir nüshası, vasiyetnameyi düzenleyen noter veya sulh hakimi tarafından resmi olarak saklanır. Vasiyetçiye de bir nüsha verilir. Resmi makamlardaki nüshanın varlığı, vasiyetnamenin kaybolma riskini büyük ölçüde ortadan kaldırır. Noterler, merkezi bir sisteme vasiyetname bilgilerini kaydederek vasiyetçinin ölümünden sonra vasiyetnamenin tespitini kolaylaştırmaktadır.
  • Sözlü vasiyetname: Sözlü vasiyetnamenin saklanması, tanıkların yükümlülükleri dahilindedir. Tanıklar, vasiyetçinin son arzularını yazılı hale getirerek veya hakime beyan ederek belgelendirmekle yükümlüdürler. Bu belge, sulh veya asliye mahkemesinde saklanır.

Vasiyetnamenin geri alınması (rücu) konusunda vasiyetçi tam bir serbestliğe sahiptir. TMK madde 542 ila 544, vasiyetnamenin geri alınmasına ilişkin üç yöntemi düzenlemektedir:

  1. Yeni vasiyetname ile geri alma (TMK m. 542): Vasiyetçi, kanunda öngörülen şekillerden biriyle yeni bir vasiyetname düzenleyerek önceki vasiyetnamesini açıkça veya zımnen geri alabilir. Açık geri almada vasiyetçi, yeni vasiyetnamede "önceki vasiyetnamemi geçersiz sayıyorum" veya benzeri bir ifade kullanır. Zımni geri almada ise yeni vasiyetname, önceki vasiyetname ile çelişen hükümler içeriyorsa, çelişen hükümler bakımından önceki vasiyetname geri alınmış sayılır. Çelişmeyen hükümler ise geçerliliğini korur. Her iki vasiyetnamenin birlikte uygulanıp uygulanamayacağı, yorum yoluyla belirlenir.
  2. Vasiyetnamenin yok edilmesi (TMK m. 543): Vasiyetçi, el yazılı vasiyetnamesini yırtarak, yakarak, üzerini çizerek veya başka bir şekilde fiziksel olarak yok ederek geri alabilir. Yok etme eylemi, vasiyetçinin bilinçli ve iradi bir davranışı olmalıdır. Vasiyetnamenin kazaen (yanlışlıkla) veya üçüncü bir kişi tarafından vasiyetçinin bilgisi dışında yok edilmesi halinde, vasiyetname geri alınmış sayılmaz; vasiyetnamenin içeriği başka delillerle ispatlanabiliyorsa hükmünü korur. Resmi vasiyetnamenin vasiyetçi tarafından yok edilmesi halinde ise resmi makamlarda saklanan nüshanın da ayrıca geri alınması gerekip gerekmediği tartışmalıdır; ancak vasiyetçinin geri alma iradesini açıkça ortaya koyması yeterlidir.
  3. Sonraki tasarruf ile geri alma (TMK m. 544): Miras bırakan, vasiyetname ile vasiyet ettiği belirli bir malı sonradan sağlar arası bir işlemle (satış, bağışlama, trampa gibi) üçüncü bir kişiye devrederse veya onu kullanarak tüketirse, vasiyetname o mal bakımından zımnen geri alınmış sayılır. Örneğin, vasiyetçi "evimi oğluma vasiyet ediyorum" yazdıktan sonra evi satarsa, bu vasiyet artık geçersizdir. Ancak evin yerine alınan para veya başka mal, otomatik olarak vasiyet konusu haline gelmez; vasiyetçinin yeni bir vasiyetname düzenleyerek yeni malı vasiyet etmesi gerekir.

Vasiyetnamenin geri alınması, vasiyetçinin son arzularının her zaman güncel kalmasını sağlayan temel bir mekanizmadır. Yaşam koşullarının değişmesi, aile yapısındaki değişiklikler (evlenme, boşanma, çocuk doğumu, ölüm), mal varlığındaki artış veya azalma, mirasçılarla ilişkilerin değişmesi gibi nedenlerle vasiyetçi vasiyetnamesini güncelleme ihtiyacı duyabilir. Bu nedenle vasiyetnamenin belirli aralıklarla gözden geçirilmesi ve gerekiyorsa güncellenmesi veya yeniden düzenlenmesi tavsiye edilmektedir.

Ölüme Bağlı Tasarrufların Genel Çerçevesi

Vasiyetname, Türk miras hukukundaki iki temel ölüme bağlı tasarruf türünden biridir; diğeri ise miras sözleşmesidir. Her iki ölüme bağlı tasarruf türü de TMK'nın miras hukukuna ilişkin hükümlerine tabidir ve ortak bir dizi kurala uygun olarak düzenlenmelidir. Ölüme bağlı tasarruflar, hukuki sonuçlarını ancak miras bırakanın ölümünden sonra doğuran işlemlerdir ve bu yönleriyle sağlar arası hukuki işlemlerden ayrılırlar.

Ölüme bağlı tasarrufların tamamı, vasiyetçinin veya sözleşme tarafının ayırt etme gücüne sahip olmasını gerektirir. Ayırt etme gücünün bulunmaması, tasarrufun iptali sebebidir. Ayırt etme gücü, somut olaya göre değerlendirilir; yaşlılık, hastalık veya engellilik tek başına ayırt etme gücünün bulunmadığı anlamına gelmez. Kişi, hastalığının veya yaşlılığının etkilerinin azaldığı bir dönemde (aydınlık aralık - lucida intervalla) geçerli bir ölüme bağlı tasarruf yapabilir.

Ölüme bağlı tasarruflar, saklı pay kurallarına tabidir. Miras bırakan, saklı pay sahiplerinin miras haklarını ihlal etmemek koşuluyla, mal varlığı üzerinde serbestçe tasarrufta bulunabilir. Saklı payların ihlali halinde tenkis davası açılarak tasarrufun saklı payı ihlal eden kısmının orantılı olarak indirilmesi sağlanabilir. Tenkis davasının sonucunda ölüme bağlı tasarrufun tamamı değil, yalnızca saklı payı ihlal eden kısmı hükümsüz kılınır; geriye kalan kısım geçerliliğini korur.

Ölüme bağlı tasarruflarda yorum kuralları da büyük önem taşır. TMK madde 504 uyarınca, ölüme bağlı tasarruflar, miras bırakanın arzularına en uygun düşecek şekilde yorumlanır. Vasiyetnamedeki ifadeler muğlak veya çelişkili ise, miras bırakanın gerçek iradesinin araştırılması gerekir. Bu araştırmada vasiyetnamenin bütünü, düzenlendiği koşullar, miras bırakanın aile yapısı ve mal varlığı gibi unsurlar dikkate alınır. Yorum, vasiyetnamenin hükümsüz kılınması yönünde değil, mümkün olduğunca ayakta tutulması (favor testamenti) yönünde yapılmalıdır.

Miras bırakanın borçları, mirasın açılmasıyla birlikte mirasçılara intikal eder. TMK madde 599 uyarınca, mirasçılar, miras bırakanın borçlarından müteselsilen ve kişisel mal varlıklarıyla sorumludurlar. Bu sınırsız sorumluluk, mirasçılar açısından ciddi mali riskler doğurabilir. Bu nedenle, borçları mal varlığından fazla olan bir kişinin mirasını kabul etmek, mirasçılar açısından ağır yükümlülükler yaratabilir. TMK, bu riski sınırlandırmak amacıyla mirasçılara mirası reddetme, resmi tasfiye isteme ve resmi defter tutulmasını isteme gibi koruyucu mekanizmalar tanımıştır. Mirasçıların, vasiyetnamenin açılmasından sonra bu haklarını kullanıp kullanmayacaklarını dikkatle değerlendirmeleri gerekmektedir.

Vasiyeti yerine getirme görevlisi (TMK m. 550-556), miras bırakanın vasiyetnameyle atadığı ve vasiyetnamenin hükümlerini yerine getirmekle görevlendirdiği kişidir. Görevli, terekenin yönetimini üstlenir, borçları öder, vasiyetleri yerine getirir ve terekeyi paylaştırır. Görevlinin atanması, özellikle karmaşık tereke yapılarında, çok sayıda mirasçı veya lehdarın bulunduğu durumlarda ve mirasçılar arasında uyuşmazlık çıkması ihtimalinin yüksek olduğu hallerde büyük pratik fayda sağlamaktadır.

Vasiyetname Hazırlarken Dikkat Edilmesi Gereken Hususlar

Vasiyetname hazırlamak, yalnızca hukuki şekil şartlarına uymakla sınırlı olmayıp, miras bırakanın iradesinin doğru, eksiksiz ve uygulanabilir bir biçimde ifade edilmesini de gerektiren kapsamlı bir süreçtir. Aşağıda, vasiyetname hazırlarken dikkat edilmesi gereken temel hususlar özetlenmektedir:

  • Ehliyet kontrolü: Vasiyetname düzenleyecek kişinin on beş yaşını doldurmuş ve ayırt etme gücüne sahip olduğundan emin olunmalıdır. Özellikle ileri yaşta veya sağlık sorunları bulunan kişilerin vasiyetname düzenlemesi halinde, sağlık raporu alınması ileride ortaya çıkabilecek ehliyetsizlik iddialarına karşı önemli bir güvence sağlar.
  • Saklı pay hesaplaması: Vasiyetname düzenlenmeden önce, saklı pay sahibi mirasçıların ve saklı pay oranlarının belirlenmesi gerekmektedir. Tasarruf oranı dahilinde kalan tasarruflar, tenkis davasına maruz kalmadan geçerli olacaktır. Saklı payların ihlali, vasiyetnamenin kısmen etkisiz kalmasına yol açabileceğinden, bu hesaplama büyük önem taşır.
  • Açık ve net ifadeler: Vasiyetnamedeki tasarruflar, yoruma mahal vermeyecek şekilde açık ve net bir dille kaleme alınmalıdır. Vasiyet edilen mallar, atanmış mirasçılar ve vasiyet alacaklıları, yüklenen koşullar ve yükümlülükler tereddüde yer bırakmayacak biçimde belirtilmelidir. Muğlak ifadeler, vasiyetnamenin yorumunda uyuşmazlıklara yol açabilir.
  • Mal varlığının güncelliği: Vasiyetnamede belirtilen mal varlığının, vasiyetnamenin düzenlendiği tarihte ve ölüm anında miras bırakana ait olup olmadığı kontrol edilmelidir. Vasiyetname düzenlendikten sonra satılan, devredilen veya tüketilen mallar üzerindeki vasiyet geçersiz hale gelir.
  • Şekil şartlarına titizlik: El yazılı vasiyetnamede tamamının el yazısıyla yazılması, tarih ve imza bulunması; resmi vasiyetnamede iki tanığın katılması ve tanıklık yasaklarına uyulması; sözlü vasiyetnamede olağanüstü hal koşulunun bulunması ve tanık yükümlülüklerinin yerine getirilmesi şekil şartlarıdır. Bu şartlara uyulmaması, vasiyetnamenin iptaline yol açar.
  • Güvenli saklama: Düzenlenen vasiyetnamenin kaybolma, tahrip edilme veya bulunamaması riskine karşı güvenli bir şekilde saklanması sağlanmalıdır. En güvenli yöntem, vasiyetnamenin notere teslim edilerek saklanmasıdır.
  • Düzenli gözden geçirme: Yaşam koşullarının değişmesine paralel olarak vasiyetnamenin belirli aralıklarla gözden geçirilmesi ve gerekiyorsa güncellenmesi tavsiye edilmektedir. Evlenme, boşanma, çocuk doğumu, mal varlığındaki değişiklikler gibi önemli olaylardan sonra vasiyetnamenin gözden geçirilmesi özellikle önemlidir.

Miras hukukuna ilişkin temel yasal düzenlemelere 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu üzerinden ulaşılabilir. Ayrıca mahkeme işlemleri ve yargısal süreçler hakkında bilgi almak için Adalet Bakanlığı resmi internet sitesi ziyaret edilebilir.

Sık Sorulan Sorular

Vasiyetname düzenlemek için kaç yaşında olmak gerekir?

TMK madde 502 uyarınca, vasiyetname düzenleyebilmek için on beş yaşını doldurmuş olmak ve ayırt etme gücüne sahip olmak gerekmektedir. On beş yaşını doldurmamış kişilerin düzenlediği vasiyetnameler geçersizdir ve iptal davasına konu olabilir. Ayırt etme gücü, kişinin makul bir şekilde davranabilme, eylemlerinin sebep ve sonuçlarını değerlendirebilme yeteneğidir ve vasiyetnamenin düzenlendiği an itibariyle değerlendirilir. Kısıtlı (vesayet altındaki) kişiler dahi ayırt etme gücüne sahip oldukları sürece vasiyetname düzenleyebilirler; çünkü vasiyetname kişiye sıkı sıkıya bağlı bir haktır.

El yazılı vasiyetname bilgisayarda yazılabilir mi?

Hayır, el yazılı vasiyetnamenin tamamının vasiyetçinin kendi el yazısıyla yazılması zorunludur. Bilgisayar, daktilo, yazıcı veya herhangi bir mekanik araçla yazılan vasiyetname geçersizdir ve şekil noksanlığı sebebiyle iptal edilebilir. Bu şart, vasiyetnamenin sahteliğinin önlenmesi ve vasiyetçinin iradesinin doğrulanabilmesi amacıyla kanunda öngörülmüştür. Vasiyetnamenin el yazısıyla yazılmasının yanı sıra, tarih ve imzanın da vasiyetçinin kendi el yazısıyla atılması gerekmektedir. Başka bir kişinin el yazısıyla yazılması da vasiyetnameyi geçersiz kılar.

Saklı pay nedir ve kimler saklı pay sahibidir?

Saklı pay, belirli yasal mirasçıların miras paylarının kanunla korunan ve miras bırakanın ölüme bağlı tasarruflarla ihlal edemeyeceği asgari payıdır. TMK madde 505 uyarınca, saklı pay sahibi mirasçılar: altsoy (çocuklar, torunlar) yasal miras payının yarısı oranında, ana ve baba yasal miras payının dörtte biri oranında, sağ kalan eş ise birlikte mirasçı olduğu gruba göre yasal miras payının tamamı veya dörtte üçü oranında saklı paya sahiptir. Miras bırakan, saklı payları ihlal etmemek koşuluyla mal varlığı üzerinde serbestçe tasarrufta bulunabilir; saklı payların ihlali halinde ise tenkis davası açılabilir.

Vasiyetname ile tüm mal varlığı tek bir kişiye bırakılabilir mi?

Miras bırakan vasiyetname ile tüm mal varlığını tek bir kişiye bırakabilir; ancak saklı pay sahibi mirasçılar varsa, bu tasarruf saklı payları ihlal edecektir. Saklı pay sahibi mirasçılar (altsoy, ana-baba, sağ kalan eş) tenkis davası açarak saklı paylarını talep edebilirler. Tenkis davası sonucunda vasiyetname, saklı payları ihlal eden kısım oranında indirilir ve saklı paylar korunur. Saklı pay sahibi mirasçı bulunmuyorsa veya saklı pay sahipleri miras haklarından feragat etmişlerse, miras bırakan tüm mal varlığını serbestçe dilediği kişiye bırakabilir.

Vasiyetname nasıl geri alınır veya değiştirilir?

TMK madde 542-544 uyarınca vasiyetname üç şekilde geri alınabilir: Birincisi, kanunda öngörülen şekillerden biriyle yeni bir vasiyetname düzenlenerek önceki vasiyetname açıkça veya zımnen geri alınabilir. İkincisi, el yazılı vasiyetname fiziksel olarak yok edilerek (yırtarak, yakarak, üzerini çizerek) geri alınabilir. Üçüncüsü, vasiyet edilen belirli bir malın sağlar arası işlemle (satış, bağışlama gibi) devredilmesi halinde, vasiyetname o mal bakımından zımnen geri alınmış sayılır. Vasiyetçi, hayatta olduğu sürece vasiyetnamesini herhangi bir sebep göstermeksizin ve herhangi bir kişinin onayına gerek kalmaksızın serbestçe değiştirebilir veya tamamen geri alabilir.

Resmi vasiyetname düzenlemek için nereye başvurulur?

Resmi vasiyetname, noter veya sulh hakimi huzurunda düzenlenir. Pratikte en yaygın başvuru yeri noterlerdir. Resmi vasiyetnamenin düzenlenmesi sırasında iki tanığın da hazır bulunması gerekmektedir. Vasiyetçi, arzularını resmi memura sözlü olarak bildirir ve resmi memur vasiyetnameyi yazarak vasiyetçiye okutmak üzere verir. Vasiyetçi vasiyetnameyi okuyup imzaladıktan sonra, iki tanık huzurunda vasiyetnamenin son arzularını içerdiğini beyan eder. Tanıklar, vasiyetçiyi tasarrufa ehil gördüklerini belirterek vasiyetnameyi imzalarlar. Okuma yazma bilmeyen veya imza atamayan vasiyetçiler için ikinci bir yöntem uygulanır ve vasiyetname resmi memur tarafından tanıklar huzurunda okunur.

Vasiyetnamenin iptali için hangi mahkemeye başvurulur ve zamanaşımı süresi nedir?

Vasiyetnamenin iptali davası, miras bırakanın son yerleşim yeri asliye hukuk mahkemesinde açılır. İptal sebepleri TMK madde 557'de sınırlı olarak sayılmıştır: ehliyetsizlik, irade sakatlığı (yanılma, aldatma, korkutma), hukuka veya ahlaka aykırılık ve şekil noksanlığı. İptal davası, davacının tasarrufu ve iptal sebebini öğrendiği tarihten itibaren bir yıl ve her halde vasiyetnamenin açılma tarihinden itibaren on yıl geçmekle zamanaşımına uğrar. İyiniyetli davalılara karşı ise yirmi yıllık mutlak süre uygulanır. Dava açma hakkı, vasiyetnamenin iptalinde hukuki menfaati bulunan mirasçılara ve vasiyet alacaklılarına aittir.

Sözlü vasiyetname hangi durumlarda yapılabilir ve ne kadar süre geçerlidir?

Sözlü vasiyetname, yalnızca olağanüstü koşullarda başvurulan istisnai bir vasiyetname türüdür. TMK madde 539 uyarınca, yakın ölüm tehlikesi, ulaşımın kesilmesi, ağır hastalık, savaş veya bunlara benzer olağanüstü durumlar nedeniyle el yazılı veya resmi vasiyetname düzenlemenin mümkün olmadığı hallerde sözlü vasiyetname yapılabilir. Vasiyetçi, son arzularını iki tanığa sözlü olarak bildirir ve tanıklar bu beyanı belgeleyerek mahkemeye sunarlar. Sözlü vasiyetname geçici niteliktedir: olağanüstü durum sona erdikten sonra vasiyetçi için başka şekillerde vasiyetname yapma imkanı doğarsa, bu imkanın doğduğu tarihten itibaren bir ay geçince sözlü vasiyetname kendiliğinden hükümden düşer.

Vasiyetname ile mirasçılıktan çıkarma (ıskat) mümkün müdür?

Evet, miras bırakan vasiyetname veya miras sözleşmesi ile saklı pay sahibi bir mirasçısını mirasçılıktan çıkarabilir (ıskat). Ancak bu ancak TMK madde 510'da sınırlı olarak sayılan sebeplerle mümkündür: mirasçının miras bırakana veya yakınlarına karşı ağır bir suç işlemesi veya aile hukukundan doğan yükümlülüklerini önemli ölçüde yerine getirmemesi. Çıkarma sebebinin vasiyetnamede açıkça ve somut olarak belirtilmesi zorunludur. Sebep gösterilmeksizin veya yetersiz bir sebeple yapılan çıkarma geçersiz olup, çıkarılan mirasçı tenkis davası açarak en azından saklı payını talep edebilir. Ayrıca borç ödemeden aciz sebebiyle koruyucu çıkarma da TMK madde 513'te ayrıca düzenlenmiştir.

Vasiyetname ile vakıf kurulabilir mi ve saklı pay kuralları uygulanır mı?

Evet, TMK madde 526 uyarınca vasiyetname ile vakıf kurulması mümkündür. Miras bırakan, vasiyetnamesiyle yeni bir vakıf kurulmasını öngörebilir ve mal varlığının bir kısmını veya tamamını eğitim, sağlık, sosyal yardım gibi amaçlara tahsis edebilir. Ancak bu tasarruf da saklı pay kurallarına kesinlikle tabidir; saklı pay sahiplerinin hakları ihlal edilemez. Saklı payları aşan vakıf tahsisi için tenkis davası açılabilir. Vasiyetnamenin açılmasından sonra vakıf senedinin hazırlanması, mahkemece tescili ve vakfın tüzel kişilik kazanması için gerekli işlemler vasiyeti yerine getirme görevlisi veya mirasçılar tarafından yürütülür. Vasiyetnamede vakfın amacı, tahsis edilen mallar ve yönetim şekli açıkça belirtilmelidir.