Tapu iptal ve tescil davası, Türk gayrimenkul hukukunun en temel ve en sık başvurulan dava türlerinden biridir. Bu dava, tapu sicilindeki bir kaydın hukuka aykırı olarak oluşturulduğu veya sonradan hukuki dayanağını yitirdiği hallerde, mevcut tescilin iptal edilerek gerçek hak sahibi adına yeni bir tescil yapılmasını amaçlamaktadır. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu (mevzuat.gov.tr) ve 2644 sayılı Tapu Kanunu bu alandaki temel yasal düzenlemeleri oluşturmaktadır. Tapu sicili, Türk hukuk sisteminde mülkiyet hakkının tespiti bakımından kurucu bir nitelik taşımakta ve bu sicilin doğruluğuna olan güven, devlet tarafından teminat altına alınmaktadır.
Tapu iptal ve tescil davalarının pratikte büyük önemi vardır. Gayrimenkul alım satım işlemlerinde yaşanan uyuşmazlıklar, miras paylaşımı sorunları, hile veya sahtecilik yoluyla yapılan devirler, ehliyetsiz kişilerle gerçekleştirilen işlemler ve vekâlet yetkisinin kötüye kullanılması gibi çok çeşitli durumlar, bu dava türünün konusunu oluşturmaktadır. Türkiye'de taşınmaz değerlerinin yüksekliği ve gayrimenkul işlemlerinin karmaşıklığı göz önüne alındığında, tapu iptal davalarının hukuki ve ekonomik boyutu oldukça büyüktür.
Bu rehberde tapu iptal ve tescil davasının hukuki niteliği, dava açma sebepleri, görevli ve yetkili mahkeme, zamanaşımı süreleri, ispat yükü, deliller, kadastro ile ilişkisi ve dava sürecinin tüm aşamaları ayrıntılı biçimde ele alınmaktadır. Gayrimenkul hukukunda hak kaybına uğramamak için bu davanın koşullarını, sürelerini ve usul kurallarını doğru bilmek büyük önem taşımaktadır.
Tapu iptal davası açmayı düşünen veya bu tür bir dava ile karşılaşan kişilerin, davanın hukuki temelini anlaması, süreç hakkında bilgi sahibi olması ve gerekli delilleri zamanında toplaması, dava sonucunu doğrudan etkileyen faktörlerdir. Bu nedenle aşağıda yer alan bölümlerde her bir konu başlığı detaylı şekilde incelenmektedir.
Tapu İptal ve Tescil Davasının Hukuki Niteliği
Tapu iptal ve tescil davası, hukuki niteliği itibarıyla bir eda davasıdır. Davacı, bu dava ile yalnızca mevcut tapu kaydının iptalini değil, aynı zamanda kendi adına veya hak sahibi adına yeni bir tescil yapılmasını da talep etmektedir. Bu yönüyle dava, hem bozucu yenilik doğuran hem de kurucu nitelikte bir karar elde edilmesini amaçlamaktadır. Mahkeme kararı kesinleştiğinde, tapu sicilinde gerekli değişiklik yapılarak yeni tescil gerçekleştirilir.
Türk Medeni Kanunu'nun 1025. maddesi, tapu iptal ve tescil davasının temel hukuki dayanağını oluşturmaktadır. Bu maddeye göre, bir ayni hak yolsuz olarak tescil edilmişse, bundan dolayı ayni hakkı zedelenen kişi tapu sicilinin düzeltilmesini dava edebilir. Yolsuz tescil kavramı, başlangıçtan itibaren geçerli bir sebep olmaksızın yapılan tescili veya sonradan hukuki sebebini kaybeden tescili kapsamaktadır.
Tapu iptal ve tescil davası ile tapu sicilinin düzeltilmesi davası birbirinden farklı kavramlardır. Tapu sicilinin düzeltilmesi davası, TMK'nın 1027. maddesi kapsamında olup daha çok teknik hataların, ölçüm yanlışlıklarının veya kimlik bilgisi hatalarının düzeltilmesini amaçlar. Tapu iptal davası ise esaslı bir hukuka aykırılığı gidermeye yönelik olup mülkiyet hakkının devrini içeren daha kapsamlı bir davadır. Bu ayrımın doğru yapılması, davanın başarısı açısından kritik öneme sahiptir.
Tapu iptal ve tescil davalarında ayni hakka dayanan talepler ileri sürüldüğünden, bu davalar kişiye değil taşınmaza bağlı davalardır. Taşınmazın el değiştirmesi halinde dahi dava devam eder ve yeni malik de davadan etkilenir. TMK'nın 1023. maddesi uyarınca iyi niyetli üçüncü kişilerin tapu siciline güven ilkesi kapsamında korunması ise ayrı bir değerlendirme konusudur. İyi niyetli üçüncü kişi, tapu sicilindeki yolsuz tescile güvenerek taşınmazı edinmişse, bu kişinin kazanımı korunabilir. Ancak taşınmazın karşılıksız (bağışlama gibi) edinilmesi veya üçüncü kişinin kötü niyetli olması hallerinde bu koruma uygulanmaz.
Ehliyetsizlik Nedeniyle Tapu İptal Davası
Ehliyetsizlik, tapu iptal davalarının en yaygın nedenlerinden biridir. Türk Medeni Kanunu'nun 9. ve devamı maddeleri uyarınca, bir hukuki işlemin geçerli olabilmesi için tarafların fiil ehliyetine sahip olması gerekmektedir. Fiil ehliyeti; erginlik, ayırt etme gücü ve kısıtlı olmama olmak üzere üç unsurdan oluşmaktadır. Bu unsurlardan herhangi birinin eksik olması halinde yapılan taşınmaz devri geçersiz kabul edilebilir ve tapu iptali istenebilir.
Ayırt etme gücünden yoksun kişilerin yaptığı hukuki işlemler, TMK'nın 15. maddesi gereğince hükümsüzdür. Ayırt etme gücünün yokluğu; akıl hastalığı, akıl zayıflığı, sarhoşluk, bunama (demans), Alzheimer hastalığı veya benzeri nedenlerden kaynaklanabilir. Özellikle yaşlı kişilerin taşınmaz devirlerinde, devir tarihinde ayırt etme gücüne sahip olup olmadıkları sıklıkla tartışma konusu olmaktadır. Bu tür davalarda Adli Tıp Kurumu raporu belirleyici bir delil niteliği taşımaktadır.
Ehliyetsizlik nedeniyle açılan tapu iptal davalarında, davacının ispatlaması gereken temel husus, taşınmazı devreden kişinin devir tarihinde ayırt etme gücünden yoksun olduğudur. Bu ispat; tıbbi raporlar, hastane kayıtları, tanık beyanları, devir tarihinden önceki ve sonraki sağlık durumuna ilişkin belgeler ve Adli Tıp Kurumu incelemesi ile sağlanabilir. Mahkeme, genellikle Adli Tıp Kurumu'ndan kişinin devir tarihindeki ayırt etme gücüne ilişkin rapor talep etmektedir.
Ehliyetsizlik nedeniyle tapu iptal davalarında zamanaşımı konusu önem taşımaktadır. Hükümsüz (batıl) işlemlerde zamanaşımı işlemez; yani ehliyetsiz kişinin yaptığı işlem baştan itibaren geçersiz olduğundan, bu davada herhangi bir zamanaşımı süresi bulunmamaktadır. Ancak TMK'nın 1023. maddesi kapsamında iyi niyetli üçüncü kişilerin korunması gündeme gelebilir. Bu nedenle davanın mümkün olan en kısa sürede açılması, hak kaybını önlemek açısından önemlidir.
Sahtecilik ve Hile Nedeniyle Tapu İptal Davası
Sahtecilik, tapu iptal davalarının bir diğer önemli nedenidir. Sahte belgeler kullanılarak gerçekleştirilen tapu devirleri, baştan itibaren geçersiz olup bu işlemler yok hükmündedir. Sahtecilik; sahte kimlik belgesi kullanılması, sahte vekâletname ile işlem yapılması, sahte noter onayı düzenlenmesi veya tapu sicilinde tahrifat yapılması gibi çeşitli biçimlerde ortaya çıkabilmektedir. Sahtecilik halinde yapılan işlem mutlak butlanla batıl olduğundan, bu davada zamanaşımı söz konusu değildir.
Hile (aldatma) ise Türk Borçlar Kanunu'nun 36. maddesi kapsamında düzenlenmiş olup, bir kişinin yanıltılarak iradesinin sakatlanması anlamına gelmektedir. Hile ile sahtecilik arasındaki temel fark, hile halinde işlemin yapıldığı ancak iradenin sakat olması, sahtecilik halinde ise işlemin tamamen sahte belgelerle gerçekleştirilmesidir. Hile nedeniyle açılan tapu iptal davalarında, hileye maruz kalan tarafın hileyi öğrendiği tarihten itibaren bir yıl içinde dava açması gerekmektedir.
Tapu işlemlerinde sahtecilik, günümüzde teknolojik gelişmelerle birlikte farklı boyutlar kazanmıştır. Dijital ortamda sahte belge üretimi, fotoğraf manipülasyonu ve sahte kimlik kartları gibi yöntemler kullanılabilmektedir. Tapu müdürlükleri, bu tür sahtecilikleri önlemek amacıyla biyometrik kimlik doğrulama sistemleri ve güvenlik önlemleri uygulamaktadır. Ancak bu önlemlere rağmen sahtecilik vakaları tamamen ortadan kaldırılamamıştır.
Sahtecilik nedeniyle tapu iptal davası açılırken, sahteciliğin ispatı büyük önem taşımaktadır. İspat araçları arasında belge inceleme raporları, imza ve yazı incelemesi, grafolog raporu, kimlik doğrulama kayıtları, güvenlik kamerası görüntüleri ve tanık beyanları yer almaktadır. Mahkeme, gerekli gördüğünde bilirkişi incelemesi yaptırarak sahteciliğin tespitini sağlayabilir. Sahtecilik aynı zamanda ceza hukuku kapsamında suç teşkil ettiğinden, ceza davasının sonucu hukuk davasını da etkileyebilir.
Gabin (Aşırı Yararlanma) Nedeniyle Tapu İptal Davası
Gabin, Türk Borçlar Kanunu'nun 28. maddesinde düzenlenen aşırı yararlanma halidir. Bir sözleşmede edimler arasında açık bir oransızlık bulunması ve bu oransızlığın zarar görenin zor durumda kalmasından, düşüncesizliğinden veya deneyimsizliğinden yararlanılarak gerçekleştirilmesi halinde gabin söz konusu olmaktadır. Taşınmaz satışlarında gabin, özellikle piyasa değerinin çok altında bir bedelle satış yapılması durumunda gündeme gelmektedir.
Gabin nedeniyle tapu iptal davası açılabilmesi için iki temel koşulun birlikte gerçekleşmesi gerekmektedir. Birinci koşul objektif unsur olup edimler arasındaki açık oransızlığı ifade eder. Taşınmazın gerçek değeri ile satış bedeli arasında fahiş bir fark bulunmalıdır. İkinci koşul ise sübjektif unsur olup zarar görenin zor durumda kalması, düşüncesizliği veya deneyimsizliğidir. Her iki unsurun birlikte ispatlanması gerekmektedir.
Gabin nedeniyle açılan tapu iptal davalarında zamanaşımı süresi oldukça kısadır. Zarar gören, gabini öğrendiği tarihten itibaren bir yıl ve her hâlükârda sözleşmenin kurulduğu tarihten itibaren beş yıl içinde dava açmalıdır. Bu sürelerin kaçırılması halinde gabin iddiasına dayanılarak dava açma hakkı düşer. Bu nedenle gabin durumunun fark edilmesi halinde derhal hukuki süreç başlatılması büyük önem taşımaktadır.
Gabin davalarında taşınmazın gerçek değerinin tespiti için bilirkişi incelemesi yaptırılmaktadır. Bilirkişi, satış tarihindeki piyasa koşullarını, emsal satışları, taşınmazın konumunu, büyüklüğünü ve özelliklerini dikkate alarak değer tespiti yapar. Ayrıca zarar görenin zor durumda olduğunu gösteren deliller de sunulmalıdır. Ekonomik sıkıntı, hastalık, yaşlılık, eğitim düzeyinin düşüklüğü gibi hususlar sübjektif unsurun ispatında kullanılabilir.
Vekâlet Görevinin Kötüye Kullanılması Nedeniyle Tapu İptal Davası
Vekâlet görevinin kötüye kullanılması, tapu iptal davalarında sıklıkla karşılaşılan bir hukuki sebeptir. Türk Borçlar Kanunu'nun 502 ve devamı maddelerinde düzenlenen vekâlet sözleşmesi kapsamında, vekil, vekâlet verenin çıkarlarına uygun davranmak ve sadakat yükümlülüğüne riayet etmekle yükümlüdür. Vekâlet verenin talimatlarına aykırı hareket eden, vekâlet yetkisini kendi veya üçüncü kişilerin menfaatine kullanan vekil, vekâlet görevini kötüye kullanmış sayılır.
Tapu işlemlerinde vekâlet görevinin kötüye kullanılması çeşitli şekillerde ortaya çıkabilmektedir. Taşınmazın piyasa değerinin çok altında satılması, taşınmazın vekâlet veren yerine vekilin kendisine veya yakınlarına devredilmesi, vekâlet amacına aykırı olarak taşınmazın ipotek edilmesi veya vekâletnamede belirtilen koşullara uyulmadan işlem yapılması bu durumların başlıcalarıdır. Özellikle geniş yetkili genel vekâletnamelerle yapılan işlemlerde kötüye kullanma riski daha yüksektir.
Bu tür davalarda ispat yükü davacıdadır. Davacı, vekilin vekâlet sözleşmesine ve sadakat yükümlülüğüne aykırı davrandığını ispatlamalıdır. Ancak uygulamada mahkemeler, satış bedelinin düşüklüğü, alıcı ile vekil arasındaki ilişki, işlem tarihi ve koşulları gibi çeşitli karinelerden de yararlanmaktadır. Taşınmazın vekil tarafından piyasa değerinin çok altında bir bedelle yakın akrabasına satılması halinde, kötüye kullanma karinesinin oluştuğu kabul edilmektedir.
Vekâlet görevinin kötüye kullanılması nedeniyle açılan tapu iptal davalarında, taşınmazı devralan üçüncü kişinin iyi niyetli olup olmadığı da değerlendirilmektedir. Üçüncü kişi, vekilin yetkisini kötüye kullandığını biliyor veya bilmesi gerekiyorsa iyi niyetli sayılmaz ve tapu iptal talebi bu kişiye karşı da ileri sürülebilir. İyi niyet değerlendirmesinde satış bedeli, taraflar arası ilişki ve işlem koşulları önemli göstergelerdir.
Muvazaa (Danışıklı İşlem) Nedeniyle Tapu İptal Davası
Muvazaa, tarafların gerçek iradelerini gizleyerek üçüncü kişileri aldatmak amacıyla görünürde bir işlem yapmaları halidir. Türk Borçlar Kanunu'nun 19. maddesi muvazaayı düzenlemektedir. Tapu işlemlerinde muvazaa, özellikle miras hukukunda mirasçılardan mal kaçırma amacıyla sıkça başvurulan bir yöntemdir. Gerçekte bağışlama yapılmak istenen bir taşınmazın, tapuda satış olarak gösterilmesi muvazaanın en tipik örneğidir.
Muris muvazaası, Türk hukukunda özel bir yere sahip olup mirasçıların sıklıkla başvurduğu bir dava türüdür. Miras bırakan, sağlığında bazı mirasçılardan mal kaçırmak amacıyla taşınmazını diğer mirasçılara veya üçüncü kişilere satış gibi göstererek devrettiğinde, muvazaalı işlemden zarar gören mirasçılar tapu iptal ve tescil davası açabilmektedir. Bu dava türünde zamanaşımı süresi bulunmamakta olup mirasçılar miras bırakanın vefatından sonra her zaman bu davayı açabilmektedir.
Muvazaa davalarında ispat, çeşitli karineler ve deliller aracılığıyla sağlanmaktadır. Satış bedelinin düşüklüğü, miras bırakanın satış yapmasını gerektirecek bir ekonomik ihtiyacının bulunmaması, alıcının satış bedelini ödeyecek mali gücünün olmaması, taşınmazın satış sonrası da miras bırakan tarafından kullanılmaya devam edilmesi ve miras bırakanın bazı mirasçılarla ilişkisinin bozuk olması gibi hususlar muvazaa karinesini güçlendirmektedir.
Muvazaa nedeniyle açılan tapu iptal davalarında, taşınmazı devralan kişinin üçüncü kişilere devretmiş olması da davayı etkilemektedir. Muvazaalı işlem geçersiz olduğundan, bu işleme dayanan sonraki devirler de geçersiz kabul edilebilir. Ancak TMK'nın 1023. maddesi kapsamında iyi niyetli üçüncü kişilerin korunması ilkesi burada da devreye girmektedir. İyi niyetli üçüncü kişinin tapu siciline güvenerek edindiği mülkiyet hakkı korunabilir.
Görevli ve Yetkili Mahkeme
Tapu iptal ve tescil davalarında görevli mahkeme, kural olarak asliye hukuk mahkemesidir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (mevzuat.gov.tr) 2. maddesi uyarınca, dava konusunun değerine veya türüne bakılmaksızın malvarlığı haklarına ilişkin davalar asliye hukuk mahkemesinde görülmektedir. Kadastro tespitine itiraz davaları ise kadastro mahkemesinin görev alanına girmektedir.
Yetkili mahkeme ise taşınmazın bulunduğu yer mahkemesidir. HMK'nın 12. maddesi, taşınmaz üzerindeki ayni haklara ilişkin davalarda kesin yetki kuralı öngörmektedir. Bu kural, kamu düzenine ilişkin olup tarafların anlaşmasıyla değiştirilemez. Birden fazla taşınmazın dava konusu yapılması halinde, taşınmazlardan herhangi birinin bulunduğu yer mahkemesi yetkilidir.
Tapu iptal ve tescil davalarında davanın tarafları da önem taşımaktadır. Davacı, tapu kaydının iptalini ve kendi adına tescilini talep eden gerçek veya tüzel kişidir. Davalı ise tapu sicilinde malik olarak görünen kişidir. Taşınmazın birden fazla kişiye ait olması halinde tüm paydaşların davalı olarak gösterilmesi gerekmektedir. Aksi halde davanın taraf teşkili sağlanamadığından usulden reddedilmesi söz konusu olabilir.
Dava dilekçesinde, taşınmazın ada ve parsel numarası, tapu kaydı bilgileri, davaya esas olan hukuki sebep, olayların anlatımı, deliller ve talep sonucu açıkça belirtilmelidir. Dava dilekçesine tapu kaydı örneği, varsa sözleşme örnekleri, veraset ilamı ve diğer belgeler eklenmelidir. Ayrıca dava açılırken taşınmazın değerine göre nispi harç ödenmesi gerekmektedir.
Zamanaşımı ve Hak Düşürücü Süreler
Tapu iptal ve tescil davalarında zamanaşımı süresi, davaya esas alınan hukuki sebebe göre farklılık göstermektedir. Bu durum, dava stratejisinin belirlenmesinde ve davanın zamanında açılmasında kritik bir öneme sahiptir. Her bir hukuki sebebin zamanaşımı süresinin ayrı ayrı bilinmesi gerekmektedir.
Ehliyetsizlik nedeniyle açılan tapu iptal davalarında, işlem baştan itibaren hükümsüz (batıl) olduğundan herhangi bir zamanaşımı süresi yoktur. Muvazaa nedeniyle açılan davalarda da aynı durum geçerlidir; muvazaalı işlem geçersiz olduğundan zamanaşımına tabi değildir. Sahtecilik halinde de işlem yok hükmünde kabul edildiğinden zamanaşımı işlemez. Ancak bu süresizlik, davanın açılmasında acele edilmemesi gerektiği anlamına gelmemektedir; zira taşınmazın iyi niyetli üçüncü kişilere devredilmesi halinde hak kaybı yaşanabilir.
Hile nedeniyle açılan tapu iptal davalarında, hileye maruz kalan tarafın hileyi öğrendiği tarihten itibaren bir yıllık zamanaşımı süresi bulunmaktadır. Gabin davalarında ise gabinin öğrenildiği tarihten itibaren bir yıl ve her halükârda sözleşmenin kurulmasından itibaren beş yıl olarak zamanaşımı belirlenmiştir. Vekâlet görevinin kötüye kullanılması halinde ise genel zamanaşımı süresi olan on yıl uygulanmaktadır.
Kadastro tespitine itiraz davalarında ise özel bir hak düşürücü süre öngörülmüştür. 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 12. maddesi uyarınca, kadastro tutanaklarının kesinleştiği tarihten itibaren on yıllık hak düşürücü süre içinde dava açılması gerekmektedir. Bu süre, hak düşürücü nitelikte olup mahkeme tarafından re'sen dikkate alınmaktadır. On yıllık sürenin geçmesinden sonra, kadastro tespitine dayanılarak edinilen mülkiyet hakkı artık tartışılamaz hale gelmektedir.
Deliller ve İspat Yükü
Tapu iptal ve tescil davalarında ispat yükü kural olarak davacıya aittir. Davacı, tapu kaydının hukuka aykırı olduğunu ve kendisinin gerçek hak sahibi olduğunu kanıtlamakla yükümlüdür. Ancak bazı hallerde ispat yükü yer değiştirebilir veya karinelerden yararlanılabilir. HMK'nın 190. maddesi uyarınca, iddia eden taraf iddiasını ispatla yükümlüdür.
Tapu iptal davalarında kullanılabilecek deliller oldukça çeşitlidir. Yazılı deliller arasında tapu kayıtları, resmi senetler, noter belgeleri, banka kayıtları, vergi beyannameleri, vekâletnameler ve sözleşmeler yer almaktadır. Tanık beyanları, özellikle muvazaa ve ehliyetsizlik davalarında önemli bir delil türüdür. Bilirkişi incelemesi ise taşınmazın değer tespiti, ayırt etme gücü değerlendirmesi ve belge incelemesi gibi teknik konularda başvurulan bir yöntemdir.
Ehliyetsizlik davalarında Adli Tıp Kurumu raporu belirleyici bir delil niteliği taşımaktadır. Mahkeme, devir tarihinde kişinin ayırt etme gücüne sahip olup olmadığının tespiti için Adli Tıp Kurumu'ndan rapor talep etmektedir. Rapor hazırlanırken kişinin tıbbi geçmişi, hastane kayıtları, tedavi süreçleri ve diğer sağlık belgeleri incelenmektedir. Kişinin vefat etmiş olması halinde ise mevcut tıbbi kayıtlar üzerinden retrospektif bir değerlendirme yapılmaktadır.
Keşif, tapu iptal davalarında sıklıkla başvurulan bir delil toplama yöntemidir. Mahkeme, taşınmazın bulunduğu yerde keşif yaparak taşınmazın durumunu, konumunu, kullanım şeklini ve çevre koşullarını yerinde inceleyebilir. Keşif sırasında bilirkişiler de hazır bulunarak teknik değerlendirmelerini sunmaktadır. Özellikle taşınmazın değer tespiti, sınır uyuşmazlıkları ve imar durumu gibi konularda keşif zorunlu bir aşama olarak karşımıza çıkmaktadır.
Kadastro ve Tapu Sicilinin Düzeltilmesi
Kadastro, taşınmazların geometrik ve hukuki durumlarının belirlenerek tapu siciline tescil edilmesini sağlayan bir idari süreçtir. 3402 sayılı Kadastro Kanunu (mevzuat.gov.tr) bu süreci düzenlemektedir. Kadastro çalışmaları sırasında yapılan tespitlere itiraz, kadastro mahkemelerinde görülmektedir. Kadastro tespitine itiraz süresi, tespitin askı ilanının sona erdiği tarihten itibaren otuz gündür.
Kadastro tespitine itiraz davaları, tapu iptal davalarından farklı bir usule tabidir. Kadastro mahkemeleri, özel mahkeme niteliğinde olup bu davaları basit yargılama usulüne göre görmektedir. Kadastro davalarında re'sen araştırma ilkesi geçerli olup mahkeme, tarafların ileri sürdüğü delillerle bağlı değildir. Mahkeme, gerekli gördüğü her türlü araştırmayı kendiliğinden yapabilir.
Tapu sicilinin düzeltilmesi davası ise TMK'nın 1027. maddesi kapsamında düzenlenmektedir. Bu dava, tapu sicilindeki kayıt ile gerçek durum arasında uyumsuzluk bulunması halinde açılmaktadır. Ölçüm hataları, yüzölçümü farklılıkları, ada ve parsel numarası hataları, malik bilgilerindeki yazım hataları gibi teknik sorunlar bu davanın konusunu oluşturabilmektedir. Tapu sicilinin düzeltilmesi davası, tapu iptal davasından daha dar kapsamlı olup genellikle daha kısa sürede sonuçlanmaktadır.
Kadastro sonrası dönemde ortaya çıkan uyuşmazlıklarda ise genel mahkemeler görevlidir. Kadastro tespitinin kesinleşmesinden sonra tapu kaydında hukuka aykırılık tespit edilmesi halinde, genel mahkemelerde tapu iptal ve tescil davası açılabilir. Ancak yukarıda belirtildiği gibi, kadastro tutanaklarının kesinleşmesinden itibaren on yıllık hak düşürücü süre gözetilmelidir. Bu sürenin geçmesiyle birlikte kadastro öncesi sebeplere dayanılarak dava açma imkânı ortadan kalkmaktadır.
Tapu İptal Davasında Yargılama Süreci
Tapu iptal ve tescil davası, asliye hukuk mahkemesinde yazılı yargılama usulüne göre görülmektedir. Dava, dilekçe verilmesiyle başlar ve mahkeme tensip zaptı düzenleyerek yargılama takvimini belirler. Yazılı yargılama usulünde dilekçeler aşaması, ön inceleme, tahkikat ve sözlü yargılama olmak üzere dört temel aşama bulunmaktadır.
Dilekçeler aşamasında davacı dava dilekçesini, davalı ise cevap dilekçesini sunar. Ardından davacının cevaba cevap ve davalının ikinci cevap dilekçesi ile dilekçeler aşaması tamamlanır. Bu aşamada taraflar tüm iddialarını, savunmalarını ve delillerini bildirmek zorundadır. Dilekçeler aşamasından sonra kural olarak yeni iddia ve savunma ileri sürülemez.
Ön inceleme duruşmasında mahkeme, dava şartlarını ve ilk itirazları inceler. Taraf teşkilinin sağlanıp sağlanmadığı, harcın yatırılıp yatırılmadığı, görev ve yetki konuları bu aşamada değerlendirilir. Ayrıca mahkeme, tarafları sulhe teşvik eder. Ön inceleme aşamasında uyuşmazlık konuları ve tarafların üzerinde anlaştıkları hususlar tespit edilerek tutanağa geçirilir.
Tahkikat aşaması, delillerin toplandığı ve incelendiği aşamadır. Bu aşamada tanık dinlenmesi, bilirkişi incelemesi, keşif ve belge incelemesi gibi işlemler gerçekleştirilir. Tapu iptal davalarında tahkikat aşaması genellikle uzun sürmektedir; zira Adli Tıp Kurumu raporları, bilirkişi değerlendirmeleri ve keşif işlemleri zaman alıcıdır. Tahkikatın tamamlanmasının ardından sözlü yargılama aşamasına geçilir ve tarafların son beyanları alınarak karar verilir.
Tapu İptal Kararının Hüküm ve Sonuçları
Tapu iptal ve tescil davasında mahkemenin verdiği karar, kesinleşmesiyle birlikte tapu sicilinde değişiklik yapılmasını gerektirmektedir. Mahkeme kararı, ilgili tapu müdürlüğüne bildirilerek eski kaydın iptali ve yeni tescilin yapılması sağlanır. Mahkeme kararının infazı için kararın kesinleşmiş olması zorunludur; kesinleşmeden tapu müdürlüğü işlem yapmaz.
Tapu iptal kararının üçüncü kişilere etkisi de önemli bir konudur. Dava sırasında taşınmaz üzerine konulan ihtiyati tedbir veya dava şerhi, taşınmazın üçüncü kişilere devrini engeller veya devralanın iyi niyetli sayılmasını önler. Dava şerhi, TMK'nın 1010. maddesi kapsamında tapu siciline işlenmekte ve taşınmazı edinmek isteyen kişileri uyarmaktadır. Dava şerhi konulmadan taşınmazın üçüncü kişiye devredilmesi halinde, üçüncü kişinin iyi niyet iddiası daha güçlü bir konumda değerlendirilecektir.
Tapu iptal kararı ile birlikte taşınmaz üzerindeki diğer ayni haklar da etkilenebilir. İptal edilen tapu kaydına dayanan ipotek, irtifak hakkı veya intifa hakkı gibi sınırlı ayni haklar da kural olarak geçersiz hale gelir. Ancak bu haklar iyi niyetli üçüncü kişiler lehine tesis edilmişse, TMK'nın 1023. maddesi kapsamında korunabilir. Bu durum, her somut olayın koşullarına göre ayrıca değerlendirilmelidir.
Mahkeme kararına karşı istinaf ve temyiz kanun yollarına başvurulabilir. İstinaf başvurusu, kararın tebliğinden itibaren iki hafta içinde bölge adliye mahkemesine yapılmaktadır. İstinaf incelemesi sonucunda verilen karara karşı ise temyiz yoluna başvurulabilir. Temyiz incelemesi Yargıtay tarafından yapılmaktadır. Kanun yollarına başvuru, kararın kesinleşmesini engellemekte ve tapu müdürlüğünde işlem yapılmasını geciktirmektedir.
Tapu İptal Davasında Dikkat Edilmesi Gereken Hususlar
Tapu iptal ve tescil davası açmadan önce dikkat edilmesi gereken birçok husus bulunmaktadır. Her şeyden önce, dava açılmadan önce hukuki sebebin doğru belirlenmesi büyük önem taşımaktadır. Yanlış hukuki sebep ile açılan dava reddedilecek ve zaman ile masraf kaybına yol açacaktır. Ehliyetsizlik, muvazaa, hile, gabin ve vekâlet görevinin kötüye kullanılması gibi sebepler birbirinden farklı koşulları ve zamanaşımı sürelerini gerektirmektedir.
Davanın açılmasından önce delillerin toplanması ve muhafaza edilmesi de kritik bir adımdır. Özellikle tanık beyanları, tıbbi belgeler, banka kayıtları ve noter belgeleri gibi delillerin zamanında temin edilmesi gerekmektedir. Tanıkların hayatta olması, belgelerin kaybolmaması ve banka kayıtlarının arşiv süresinin dolmaması gibi hususlar göz önünde bulundurulmalıdır. Delillerin kaybolması riski bulunan hallerde delil tespiti davası açılarak delillerin güvence altına alınması mümkündür.
Taşınmazın dava süresince üçüncü kişilere devredilmesinin önlenmesi amacıyla ihtiyati tedbir veya dava şerhi talep edilmelidir. Dava açılırken veya dava sırasında mahkemeden taşınmaz üzerine tedbir konulması istenebilir. Mahkeme, talebi değerlendirerek tedbir kararı verebilir. Tedbir kararının tapu müdürlüğüne bildirilmesiyle birlikte taşınmazın devri engellenmiş olur.
Dava masrafları da göz önünde bulundurulması gereken bir faktördür. Tapu iptal davalarında nispi harç ödenmesi gerekmekte olup harç tutarı taşınmazın değerine göre belirlenmektedir. Ayrıca bilirkişi ücreti, keşif masrafı, tebligat giderleri ve Adli Tıp Kurumu rapor ücreti gibi yargılama giderleri de söz konusudur. Davanın kaybedilmesi halinde karşı tarafın yargılama giderlerinin de ödenmesi gerekebilir. Bu nedenle dava açmadan önce maliyet-fayda analizi yapılması tavsiye edilmektedir.
Tapu İptal Davasında Güncel Gelişmeler ve 2026 Uygulamaları
Tapu iptal ve tescil davalarında son yıllarda önemli gelişmeler yaşanmıştır. Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü'nün dijitalleşme çalışmaları kapsamında tapu işlemlerinin online ortama taşınması, güvenlik önlemlerinin artırılması ve biyometrik kimlik doğrulama sistemlerinin yaygınlaştırılması, sahtecilik ve usulsüzlük vakalarını azaltmaya yönelik önemli adımlardır.
2026 yılı itibarıyla e-Devlet üzerinden tapu bilgi sorgulama, tapu harç hesaplama ve randevu alma gibi işlemler yaygın biçimde kullanılmaktadır. Tapu müdürlüklerinde yapılan işlemlerin video kaydı altına alınması uygulaması da bazı illerde başlatılmış olup bu uygulama hem sahteciliğin önlenmesine hem de uyuşmazlık halinde delil oluşturulmasına katkı sağlamaktadır. UYAP sistemi üzerinden dava dosyalarına erişim ve elektronik tebligat uygulamaları da yargılama sürecini hızlandırmaktadır.
Tapu iptal davalarında arabuluculuk uygulaması da gündeme gelmiş olmakla birlikte, ayni haklara ilişkin uyuşmazlıklarda arabuluculuğun zorunlu veya ihtiyari olarak uygulanıp uygulanamayacağı tartışmalıdır. Mevcut düzenlemeye göre taşınmaz mülkiyetine ilişkin uyuşmazlıklarda zorunlu arabuluculuk öngörülmemiştir. Ancak tarafların anlaşması halinde ihtiyari arabuluculuğa başvurulabilir.
Yargılama sürelerinin uzunluğu, tapu iptal davalarında karşılaşılan en önemli sorunlardan biridir. Adalet Bakanlığı'nın hedef süre uygulaması kapsamında bu davaların makul sürede sonuçlandırılması amaçlanmaktadır. Ancak uygulamada Adli Tıp Kurumu raporlarının beklenmesi, bilirkişi incelemelerinin uzaması ve keşif işlemlerinin gecikmesi gibi nedenlerle davalar uzun sürebilmektedir. Tarafların yargılama sürecine aktif katılımı ve delillerin zamanında sunulması, sürecin hızlanmasına katkı sağlamaktadır.
Tapu İptal Davasında Zamanaşımı Süreleri ve Hak Düşürücü Süreler
Tapu iptal davalarında zamanaşımı ve hak düşürücü süreler, davanın hukuki sebebine göre önemli farklılıklar göstermektedir. Zamanaşımı ve hak düşürücü süre kavramları birbirinden farklı hukuki niteliktedir. Zamanaşımı, alacak hakkının belirli bir süre kullanılmaması halinde dava yoluyla talep edilemez hale gelmesini ifade ederken, hak düşürücü süre hakkın kendisinin sona ermesine yol açmaktadır. Tapu iptal davalarında hangi sürenin uygulanacağı, davanın dayandığı hukuki sebebe göre belirlenmektedir. Mahkemeler, hak düşürücü süreleri re'sen dikkate almakta olup tarafların ileri sürmesine gerek bulunmamaktadır. Zamanaşımı ise ancak davalının itirazı halinde değerlendirilmektedir.
Ehliyetsizlik nedeniyle açılan tapu iptal davalarında zamanaşımı süresi bulunmamaktadır. Türk Medeni Kanunu'nun 15. maddesi kapsamında, ayırt etme gücüne sahip olmayan kişilerin hukuki işlemleri kesin hükümsüz olduğundan, bu işlemlere karşı her zaman dava açılabilmektedir. Muris muvazaası nedeniyle açılan davalarda da zamanaşımı söz konusu değildir; miras bırakanın mirasçılardan mal kaçırmak amacıyla gerçekleştirdiği muvazaalı işlemlere karşı mirasçılar süresiz olarak dava açma hakkına sahiptir. Sahtecilik halinde de durum benzerdir; sahte belgelerle gerçekleştirilen işlemler yok hükmünde olduğundan herhangi bir zamanaşımı süresi uygulanmamaktadır. Ancak hile nedeniyle açılan davalarda durum farklıdır; Türk Borçlar Kanunu'nun 39. maddesi uyarınca hileyi öğrenmeden itibaren bir yıl içinde iptal hakkının kullanılması gerekmektedir.
Gabin (aşırı yararlanma) nedeniyle açılan tapu iptal davalarında ikili bir zamanaşımı sistemi uygulanmaktadır. Zarar gören taraf, gabini öğrendiği tarihten itibaren bir yıl ve her hâlükârda sözleşmenin kurulduğu tarihten itibaren beş yıl içinde dava açmalıdır. Bu süreler hak düşürücü nitelikte olup sürenin geçirilmesi halinde dava hakkı ortadan kalkmaktadır. Vekâlet görevinin kötüye kullanılması halinde ise genel zamanaşımı süresi olan on yıl uygulanmaktadır. Mevzuat Bilgi Sistemi üzerinden ilgili kanun maddelerinin güncel metinlerine erişilebilmektedir.
Kadastro tespitine itiraz davalarında ise 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 12. maddesi uyarınca on yıllık hak düşürücü süre uygulanmaktadır. Bu süre, kadastro tutanaklarının kesinleştiği tarihten itibaren işlemeye başlamakta olup sürenin geçmesiyle birlikte kadastro tespitine itiraz hakkı tamamen ortadan kalkmaktadır. Ancak kadastro öncesi sebeplere dayanan mülkiyet uyuşmazlıklarında Türk Medeni Kanunu'nun genel hükümleri çerçevesinde zamanaşımı süreleri uygulanmaktadır. Zamanaşımını durduran ve kesen haller, Türk Borçlar Kanunu'nun 153 ve 154. maddelerinde düzenlenmiş olup tapu iptal davalarında da bu hükümlerin uygulama alanı bulduğu görülmektedir. Dava açılması, icra takibi yapılması veya borçlunun borcu ikrar etmesi gibi haller zamanaşımını kesen sebeplerdir.
Tapu İptal Davasında Deliller ve İspat Araçları
Tapu iptal davalarında ispat yükü kural olarak davacıya aittir. Davacı, tapu kaydının hukuka aykırı olduğunu ve mülkiyetin kendisine ait olması gerektiğini her türlü delille kanıtlamak durumundadır. Tapu iptal davaları, nitelikleri gereği geniş bir delil yelpazesi gerektirmekte olup mahkemeler, davanın türüne göre farklı ispat araçlarına başvurmaktadır. Delillerin zamanında ve usulüne uygun olarak sunulması, davanın sonucu üzerinde belirleyici bir etkiye sahiptir. Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun delillere ilişkin genel hükümleri, tapu iptal davalarında da uygulanmakta olup senetle ispat kuralının istisnalarının bu davalar bakımından büyük önemi bulunmaktadır.
Ehliyetsizlik nedeniyle açılan tapu iptal davalarında en önemli delil, Adli Tıp Kurumu raporudur. Adli Tıp Kurumu, işlem tarihinde ilgili kişinin fiil ehliyetine sahip olup olmadığını tıbbi belgeler, hastane kayıtları ve muayene raporları ışığında değerlendirmektedir. Bunun yanı sıra tanık beyanları da ehliyetsizliğin ispatında büyük önem taşımaktadır. İşlem tarihine yakın dönemde kişiyle görüşen komşular, akrabalar veya ticari ilişkide bulunan kişilerin beyanları, kişinin ayırt etme gücünü değerlendirmek açısından mahkemelerce dikkate alınmaktadır. Hastane kayıtları, reçeteler, ilaç kullanım raporları ve sosyal güvenlik kurumu kayıtları da destekleyici deliller arasındadır.
Muvazaa nedeniyle açılan tapu iptal davalarında, özellikle muris muvazaasında, satış bedelinin gerçek değerle orantılı olup olmadığı incelenmektedir. Bilirkişi incelemesi ile taşınmazın satış tarihindeki piyasa değeri tespit edilmekte, emsal satışlar karşılaştırılmakta ve bedeldeki düşüklüğün muvazaaya işaret edip etmediği değerlendirilmektedir. Tapu müdürlüğü kayıtları, banka hesap hareketleri, ödeme belgeleri ve noter kayıtları da muvazaanın ispatında kullanılan delillerdendir. Keşif, mahkemenin taşınmazın bulunduğu yere giderek yerinde inceleme yapması anlamına gelmekte olup tapu iptal davalarında sıklıkla başvurulan bir ispat aracıdır. Keşif sırasında bilirkişiler de hazır bulunarak taşınmazın değeri, sınırları ve durumu hakkında rapor düzenlemektedir.
Sahtecilik iddialarında belge incelemesi ve grafoloji raporları belirleyici delillerdir. İmza incelemesi, yazı analizi, belge üzerindeki tahrifat izlerinin tespiti, mürekkep ve kâğıt analizi gibi teknik incelemeler bilirkişiler tarafından gerçekleştirilmektedir. Güvenlik kamerası görüntüleri, tapu müdürlüğü kayıtları ve biyometrik kimlik doğrulama verileri de sahteciliğin tespitinde önemli deliller arasında yer almaktadır. Elektronik deliller, özellikle dijital sahtecilik iddialarında giderek artan bir öneme sahiptir. Bilgisayar korsanlığı, dijital belge manipülasyonu ve sahte elektronik imza gibi durumlarda dijital adli bilişim uzmanlarının raporları da delil olarak değerlendirilmektedir. Uzman bilirkişilerin raporları, mahkemelerin karar verme sürecinde temel referans noktası oluşturmaktadır.
Kadastro Davaları ve Tapu İptal Davası İlişkisi
Kadastro davaları, Türk hukukunda taşınmaz mülkiyetinin belirlenmesine ilişkin özel bir dava türü olup tapu iptal davalarıyla yakın ilişki içindedir. 3402 sayılı Kadastro Kanunu, kadastro çalışmalarının usul ve esaslarını düzenlemekte olup kadastro tespitine itiraz davaları bu kanun kapsamında ele alınmaktadır. Kadastro çalışmaları sırasında yapılan tespitlere karşı, askı ilan süresinde otuz gün içinde kadastro mahkemesine itiraz davası açılabilmektedir. Bu süre hak düşürücü nitelikte olup sürenin kaçırılması halinde tespit kesinleşmektedir. Kadastro mahkemeleri, kadastro uyuşmazlıklarını çözmek üzere kurulmuş özel yetkili mahkemelerdir ve bu mahkemelerin yargılama usulü genel mahkemelerden farklılıklar göstermektedir.
Kadastro tespitinin kesinleşmesinden sonra tapu kaydındaki hatalara karşı başvurulacak yol, genel mahkemelerde açılacak tapu iptal ve tescil davasıdır. Ancak bu davanın kadastro tespitinin kesinleşmesinden itibaren on yıllık hak düşürücü süre içinde açılması gerekmektedir. Kadastro Kanunu'nun 12/3. maddesi bu hak düşürücü süreyi açıkça düzenlemiş olup mahkemeler bu süreyi re'sen gözetmektedir. On yıllık sürenin geçirilmesinden sonra kadastro öncesi nedenlere dayanılarak tapu iptal davası açılması mümkün değildir. Bu durum, hukuki güvenlik ve tapu siciline güven ilkesinin bir gereği olarak kabul edilmektedir.
Kadastro davaları ile tapu iptal davaları arasındaki önemli farklardan biri de görevli mahkeme konusundadır. Kadastro tespitine itiraz davaları kadastro mahkemesinde, kadastro tespiti kesinleştikten sonra açılacak tapu iptal davaları ise asliye hukuk mahkemesinde görülmektedir. Kadastro mahkemesinde görülen davalarda basit yargılama usulü uygulanmakta olup bu davalar, diğer hukuk davalarına göre daha hızlı sonuçlandırılmaktadır. Kadastro hakimi, kadastro çalışmalarının doğruluğunu araştırma konusunda geniş yetkiye sahip olup re'sen delil toplayabilmektedir. Asliye hukuk mahkemesinde açılan tapu iptal davalarında ise genel yargılama usulü uygulanmakta ve taraflar delillerini kendileri sunmak durumundadır.
Orman kadastrosu, kadastro uyuşmazlıklarının özel bir türünü oluşturmaktadır. 6831 sayılı Orman Kanunu uyarınca, orman sınırları içinde kalan taşınmazlar üzerinde özel mülkiyet iddiasında bulunulamamaktadır. Orman kadastrosuna itiraz davaları, kadastro mahkemesinde veya asliye hukuk mahkemesinde görülmekte olup bu davalarda orman mühendisi bilirkişilerin raporları belirleyici niteliktedir. Orman vasfını yitirmiş arazilerin (2/B arazileri) durumu ise özel bir düzenlemeye tabidir. Bu arazilerin satışı ve tapu tescili, 6292 sayılı Kanun çerçevesinde gerçekleştirilmekte olup Mevzuat Bilgi Sistemi üzerinden ilgili kanun metinlerine erişilebilmektedir. Kıyı, mera, yaylak ve kışlak gibi kamusal taşınmazlar üzerindeki kadastro uyuşmazlıkları da tapu iptal davalarının konusunu oluşturabilmektedir. Bu tür taşınmazlar üzerinde özel mülkiyet kurulamamakta olup bu alanlara ilişkin tapu tescilleri iptal edilebilmektedir.
Tapu İptal Davasında Yargılama Süreci ve Aşamaları
Tapu iptal ve tescil davası, taşınmazın bulunduğu yerdeki asliye hukuk mahkemesinde açılmaktadır. Bu kesin yetki kuralı olup tarafların anlaşmasıyla değiştirilemez. Dava dilekçesinde davacının ve davalının kimlik bilgileri, dava konusu taşınmazın ada, parsel ve tapu bilgileri, davanın hukuki nedeni ve dayanılan deliller açıkça belirtilmelidir. Dilekçeye tapu kayıt örneği, varsa sözleşme ve ödeme belgeleri, tanık listesi ve bilirkişi incelemesi talebi eklenmelidir. Dava açılırken nispi harç ödenmekte olup harç miktarı, dava konusu taşınmazın değerine göre belirlenmektedir.
Yargılama süreci, dilekçe aşaması, ön inceleme aşaması, tahkikat aşaması ve sözlü yargılama aşaması olmak üzere dört temel aşamadan oluşmaktadır. Dilekçe aşamasında dava dilekçesi, cevap dilekçesi, cevaba cevap dilekçesi ve ikinci cevap dilekçesi verilmektedir. Ön inceleme duruşmasında mahkeme, dava şartlarını ve ilk itirazları incelemekte, uyuşmazlık noktalarını belirlemekte ve tarafları sulhe teşvik etmektedir. Tahkikat aşamasında ise tanık dinlenmesi, bilirkişi incelemesi, keşif yapılması ve belge incelemesi gibi delil toplama işlemleri gerçekleştirilmektedir.
Keşif, tapu iptal davalarında mahkemenin en sık başvurduğu delil toplama yöntemlerinden biridir. Mahkeme heyeti, bilirkişiler ve taraflarla birlikte dava konusu taşınmazın bulunduğu yere giderek yerinde inceleme yapmaktadır. Keşif sırasında taşınmazın sınırları, konumu, nitelikleri ve çevresel özellikleri tespit edilmektedir. Bilirkişiler, keşif sonucunda taşınmazın değerini, imar durumunu ve teknik özelliklerini içeren rapor düzenlemektedir. Özellikle sınır uyuşmazlıklarında ve kadastro öncesi kayıtlara dayanan davalarda keşif, mahkemenin doğru karar vermesi açısından vazgeçilmez bir delil toplama yöntemidir.
Tapu iptal davasının sonuçlanması, davanın türüne ve karmaşıklığına göre bir ila dört yıl arasında sürebilmektedir. Mahkeme kararına karşı istinaf yoluna başvurulması halinde bölge adliye mahkemesinde inceleme süreci ek bir süre gerektirmektedir. İstinaf incelemesi sonucunda karar onanabilmekte, bozulabilmekte veya düzelterek onanabilmektedir. Bölge adliye mahkemesi kararına karşı temyiz yoluna başvurulması da mümkündür. Kararın kesinleşmesiyle birlikte tapu sicilinde gerekli düzeltmeler yapılmakta ve mülkiyet hakkı gerçek hak sahibine tescil edilmektedir. Yargılama usulüne ilişkin düzenlemelere mevzuat.gov.tr üzerinden ulaşılabilmektedir.
Sık Sorulan Sorular
Tapu iptal davası nedir ve ne zaman açılır?
Tapu iptal davası, tapu sicilindeki bir tescilin hukuka aykırı olarak yapıldığı veya sonradan hukuki dayanağını yitirdiği hallerde açılan bir eda davasıdır. Ehliyetsizlik, sahtecilik, hile, muvazaa, gabin veya vekâlet görevinin kötüye kullanılması gibi nedenlerle tapu kaydının gerçeğe aykırı olması halinde bu dava açılabilir. Davanın zamanında açılması için hukuki sebebe göre değişen zamanaşımı sürelerine dikkat edilmelidir.
Tapu iptal davasında zamanaşımı süresi ne kadardır?
Zamanaşımı süresi hukuki sebebe göre değişmektedir. Ehliyetsizlik ve muvazaa davalarında zamanaşımı yoktur. Hile davalarında öğrenmeden itibaren bir yıl, gabin davalarında öğrenmeden itibaren bir yıl ve her halükârda beş yıl, vekâlet görevinin kötüye kullanılmasında ise on yıl zamanaşımı süresi uygulanmaktadır. Kadastro tespitine itirazda on yıllık hak düşürücü süre bulunmaktadır.
Tapu iptal davası hangi mahkemede açılır?
Tapu iptal ve tescil davası, taşınmazın bulunduğu yerdeki asliye hukuk mahkemesinde açılır. Bu kesin yetki kuralı olup tarafların anlaşmasıyla değiştirilemez. Kadastro tespitine itiraz davaları ise kadastro mahkemesinde görülmektedir.
Vekâlet görevinin kötüye kullanılması nedeniyle tapu iptal davası açılabilir mi?
Evet, vekil tarafından vekâlet sözleşmesinin amacına aykırı şekilde taşınmaz devri yapılması halinde tapu iptal ve tescil davası açılabilir. Vekilin taşınmazı piyasa değerinin çok altında satması, kendisine veya yakınlarına devretmesi gibi durumlar kötüye kullanma sayılmaktadır. Zamanaşımı süresi on yıldır.
Tapu iptal davasında ispat yükü kime aittir?
Tapu iptal davasında ispat yükü kural olarak davacıya aittir. Davacı, tapu kaydının hukuka aykırı olduğunu ve gerçek hak sahibi olduğunu kanıtlamakla yükümlüdür. Tapu kayıtları, tanık beyanları, bilirkişi raporları, Adli Tıp Kurumu raporu ve keşif gibi deliller ispat aracı olarak kullanılabilir.
Kadastro tespitine itiraz davası ile tapu iptal davası arasındaki fark nedir?
Kadastro tespitine itiraz davası, kadastro çalışmaları sırasında yapılan tespitlere karşı otuz gün içinde kadastro mahkemesinde açılan özel bir dava türüdür. Tapu iptal davası ise asliye hukuk mahkemesinde açılan ve tapu sicilindeki hatalı tescillerin düzeltilmesini amaçlayan genel bir davadır. Her iki dava farklı usul kurallarına ve zamanaşımı sürelerine tabidir.
Muris muvazaası nedeniyle tapu iptal davası nasıl açılır?
Miras bırakanın sağlığında mirasçılardan mal kaçırmak amacıyla taşınmazını satış gibi göstererek devretmesi halinde, zarar gören mirasçılar muris muvazaası nedeniyle tapu iptal ve tescil davası açabilir. Bu davada zamanaşımı süresi bulunmamaktadır. Satış bedelinin düşüklüğü, miras bırakanın ekonomik durumu ve taraflar arası ilişkiler ispat unsurları arasındadır.