İş kazaları, Türkiye'de her yıl yüz binlerce çalışanı etkileyen ve ciddi bedensel, ruhsal ve ekonomik sonuçlar doğuran olaylardır. 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu (mevzuat.gov.tr) ve 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu (mevzuat.gov.tr) iş kazalarının önlenmesi, bildirilmesi ve sonuçlarının giderilmesine ilişkin temel düzenlemeleri içermektedir. Bu rehberde, iş kazası kavramından tazminat hesaplamasına, SGK haklarından dava sürecine kadar tüm konuları detaylı biçimde ele alacağız.

Türkiye'de iş kazaları istatistikleri endişe verici boyutlardadır. Sosyal Güvenlik Kurumu verilerine göre her yıl yüz binlerce iş kazası meydana gelmekte ve bunların önemli bir kısmı ölüm veya kalıcı iş göremezlik ile sonuçlanmaktadır. İnşaat, madencilik, imalat ve tarım sektörleri en yüksek kaza oranlarına sahip sektörlerdir. İş kazalarının büyük çoğunluğunun alınması gereken iş sağlığı ve güvenliği önlemlerinin eksikliğinden kaynaklandığı tespit edilmiştir.

İş kazası geçiren çalışanların ve hayatını kaybedenlerin yakınlarının çeşitli hukuki hakları bulunmaktadır. Bu haklar, SGK tarafından sağlanan sosyal güvenlik hakları ile işverene karşı açılacak tazminat davaları olmak üzere iki ana başlık altında incelenmektedir. Her iki hak grubunun da zamanında ve doğru biçimde kullanılması, mağdurların korunması açısından büyük önem taşımaktadır.

Bu rehber, iş kazasının hukuki tanımından bildirim yükümlülüklerine, SGK haklarından tazminat hesaplamasına, kusur değerlendirmesinden dava sürecine kadar tüm konuları sistematik biçimde açıklamayı amaçlamaktadır. Ayrıca meslek hastalıkları, iş güvenliği yükümlülükleri ve işverenin rücu sorumluluğu gibi ilişkili konular da ele alınmaktadır.

İş Kazasının Hukuki Tanımı ve Unsurları

İş kazasının hukuki tanımı, 5510 sayılı Kanunun 13. maddesinde yapılmıştır. Buna göre iş kazası; sigortalının işyerinde bulunduğu sırada, işveren tarafından yürütülmekte olan iş nedeniyle, sigortalının işveren tarafından görev ile başka bir yere gönderilmesi nedeniyle asıl işini yapmaksızın geçen zamanlarda, emziren kadın sigortalının çocuğuna süt vermek için ayrılan zamanlarda ve sigortalıların işverence sağlanan bir taşıtla işin yapıldığı yere gidiş gelişi sırasında meydana gelen ve sigortalıyı hemen veya sonradan bedenen ya da ruhen engelli hale getiren olaydır.

İş kazasının unsurları incelendiğinde, öncelikle bir kazanın varlığı aranmaktadır. Kaza, ani ve dışarıdan gelen bir etkiyle meydana gelen olaydır. İkinci unsur, kazanın kanunda sayılan hal ve durumlardan birinde meydana gelmesidir. Üçüncü unsur ise kazanın sigortalıyı bedenen veya ruhen engelli hale getirmesidir. Bu üç unsurun birlikte gerçekleşmesi halinde hukuki anlamda iş kazası mevcuttur.

İş kazası kavramının geniş yorumlanması genel kabul görmektedir. İşyerinde kalp krizi geçirmek, işyerinde düşüp yaralanmak, iş makinasıyla kaza yapmak, kimyasal maddelere maruz kalmak ve işe gidiş gelişte servis aracında kaza geçirmek iş kazası olarak değerlendirilmektedir. Hatta işverenin talimatıyla başka bir yere gönderilen sigortalının yolda kaza geçirmesi de iş kazası sayılmaktadır.

İş kazası ile illiyet bağı da önemli bir unsurdur. Kaza ile sigortalının uğradığı zarar arasında nedensellik bağının bulunması gerekmektedir. İlliyet bağının kesilmesi halinde, yani zararın tamamen mücbir sebepten veya üçüncü kişinin fiilinden kaynaklanması durumunda işverenin sorumluluğu ortadan kalkabilmektedir. Ancak uygulamada illiyet bağının kesilmesi çok dar yorumlanmakta ve işverenin sorumluluğu geniş tutulmaktadır.

İş Kazası Bildirim Yükümlülüğü

İş kazasının bildirilmesi, hem işverenin hem de sigortalının yükümlülükleri arasında yer almaktadır. 5510 sayılı Kanunun 13. maddesi uyarınca, iş kazasının işveren tarafından kazanın olduğu yerdeki kolluk kuvvetlerine derhal, Sosyal Güvenlik Kurumuna ise kazadan sonraki üç iş günü içinde bildirilmesi zorunludur. Sigortalının iş kazası geçirmesi halinde işverenin bu bildirim yükümlülüğünü yerine getirmemesi, ciddi idari ve hukuki yaptırımlara yol açmaktadır.

Bildirim süresinin başlangıcı, kazanın meydana geldiği tarihtir. Üç iş günlük sürenin hesaplanmasında kaza günü dahil edilmez; ertesi iş gününden itibaren hesaplama başlar. Hafta sonu ve resmi tatiller iş günü sayılmaz ve süre hesabına dahil edilmez. Bildirim, SGK'nın e-Bildirge sistemi üzerinden elektronik ortamda yapılmaktadır. Bildirimin içeriğinde kazanın tarihi, yeri, oluş şekli, kazaya uğrayan sigortalının kimlik bilgileri ve yaralanma durumu yer almalıdır.

Bildirimin süresinde yapılmaması halinde, bildirim tarihine kadar geçen süre için geçici iş göremezlik ödeneği SGK tarafından işverenden tahsil edilmektedir. Ayrıca 5510 sayılı Kanunun 21. maddesi uyarınca, iş kazasının işverenin kastı veya sigortalıların sağlığını koruma ve iş güvenliği mevzuatına aykırı hareketi sonucu meydana gelmesi halinde, SGK tarafından sigortalıya veya hak sahiplerine yapılan ödemeler işverene rücu edilmektedir.

Sigortalının kendisi de iş kazasını SGK'ya bildirebilmektedir. Özellikle işverenin bildirim yükümlülüğünü yerine getirmediği durumlarda, sigortalının bizzat başvuru yapması hakların korunması açısından önem taşımaktadır. Ayrıca sağlık hizmeti sunucuları da iş kazası şüphesi bulunan vakaları SGK'ya bildirmekle yükümlüdür. Bildirimin yapılmasının ardından SGK müfettişleri tarafından iş kazası soruşturması başlatılmakta ve kazanın koşulları detaylı biçimde incelenmektedir.

SGK Hakları ve Sosyal Güvenlik Yardımları

İş kazası geçiren sigortalıya ve hak sahiplerine SGK tarafından çeşitli sosyal güvenlik yardımları sağlanmaktadır. Bu yardımlar, 5510 sayılı Kanunun kısa vadeli sigorta kolları kapsamında düzenlenmiştir. SGK yardımları, işverene karşı açılacak tazminat davasından bağımsız olup her iki hak birlikte kullanılabilmektedir.

Geçici iş göremezlik ödeneği, iş kazası nedeniyle geçici olarak çalışamayan sigortalıya SGK tarafından ödenen günlük ödenektir. Ödenek, iş göremezliğin başladığı üçüncü günden başlayarak ödenmektedir. Ayakta tedavide günlük kazancın üçte ikisi, yatarak tedavide ise günlük kazancın yarısı oranında ödeme yapılmaktadır. Geçici iş göremezlik ödeneği, sigortalının çalışabilir duruma gelene veya sürekli iş göremezlik durumunun tespit edilmesine kadar devam etmektedir.

Sürekli iş göremezlik geliri, iş kazası sonucu meslekte kazanma gücünün en az yüzde on oranında azalması halinde sigortalıya bağlanan gelirdir. Sürekli iş göremezlik derecesi, SGK sağlık kurulları tarafından belirlenmektedir. Sürekli tam iş göremezlik halinde sigortalıya günlük kazancının yüzde yetmişi oranında gelir bağlanmaktadır. Kısmi iş göremezlik halinde ise bu oran, iş göremezlik derecesine göre oransal olarak hesaplanmaktadır.

Ölüm halinde ise hak sahiplerine ölüm geliri bağlanmaktadır. Hak sahipleri, sigortalının eşi, çocukları ve ana-babasıdır. Eşe bağlanan gelir, sigortalıya bağlanması gereken gelirin yüzde ellisidir. Çocuklara bağlanan gelir ise yaşlarına ve öğrenim durumlarına göre farklılık göstermektedir. Ayrıca cenaze ve evlenme ödeneği gibi ek yardımlar da SGK tarafından sağlanmaktadır. SGK hakları, tazminat davalarından bağımsızdır ve tazminat hesabında SGK tarafından yapılan ödemeler düşülebilmektedir.

Maddi Tazminat Davası ve Hesaplaması

İş kazası nedeniyle açılan maddi tazminat davası, işçinin uğradığı maddi zararların giderilmesini amaçlamaktadır. Maddi tazminat, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun haksız fiil hükümleri ile 4857 sayılı İş Kanunu'nun işverenin iş sağlığı ve güvenliği yükümlülüklerine ilişkin hükümleri çerçevesinde değerlendirilmektedir. Maddi tazminat, bedensel zarar halinde tedavi giderleri, kazanç kaybı, çalışma gücünün azalmasından veya yitirilmesinden doğan kayıplar ve ekonomik geleceğin sarsılmasından doğan kayıpları kapsamaktadır.

Maddi tazminatın hesaplanmasında aktüerya yöntemi kullanılmaktadır. Bu hesaplamada sigortalının kaza tarihindeki yaşı, ortalama bakiye ömür süresi, geliri, kusur oranları, maluliyet derecesi ve SGK tarafından bağlanan gelirlerin peşin sermaye değeri dikkate alınmaktadır. Hesaplama oldukça teknik olup bilirkişi tarafından yapılmaktadır. Mahkeme, tarafların itirazlarını değerlendirerek bilirkişi raporunu esas almaktadır.

Kazanç kaybı hesaplamasında sigortalının gerçek geliri esas alınmaktadır. SGK'ya bildirilen ücretin gerçek ücretten düşük olması halinde, gerçek ücretin ispatı gerekmektedir. Banka hesap hareketleri, emsal ücret araştırması ve tanık beyanları bu amaçla kullanılabilmektedir. Mahkeme, meslek kuruluşlarından emsal ücret araştırması yaptırarak gerçek gelir düzeyini tespit etmektedir.

Maddi tazminattan SGK tarafından sigortalıya bağlanan gelirlerin peşin sermaye değeri düşülmektedir. Bu düşme işlemi, mükerrer ödemenin önlenmesi amacıyla yapılmaktadır. Ancak SGK gelirinin peşin sermaye değerinin tazminat tutarını aşması halinde, fazla kısım sigortalıdan geri alınmamaktadır. Maddi tazminata faiz de eklenmekte olup faiz başlangıç tarihi kural olarak olay tarihidir.

Manevi Tazminat Davası

Manevi tazminat, iş kazası nedeniyle sigortalının veya yakınlarının çektiği acı, elem ve ıstırabın karşılığı olarak talep edilen tazminattır. Türk Borçlar Kanunu'nun 56. maddesi, bedensel bütünlüğün zedelenmesi halinde zarara uğrayanın manevi tazminat talep edebileceğini hükme bağlamıştır. Ağır bedensel zarar veya ölüm halinde ise zarar görenin veya ölenin yakınlarına da manevi tazminat ödenmesine karar verilebilmektedir.

Manevi tazminat miktarının belirlenmesinde hakimin takdir yetkisi bulunmaktadır. Mahkeme, olayın ağırlığını, tarafların ekonomik ve sosyal durumlarını, kusur oranlarını, zararın boyutunu ve hakkaniyet ilkesini dikkate alarak manevi tazminat miktarını belirlemektedir. Manevi tazminat, zenginleşme aracı olmamakla birlikte, mağdurun çektiği acıyı kısmen de olsa gidermeye yönelik tatmin edici bir düzeyde olmalıdır.

İş kazası sonucu ölüm halinde, ölenin yakınları olan eş, çocuklar, ana-baba ve duruma göre kardeşler manevi tazminat talep edebilmektedir. Yakınlık derecesine göre tazminat miktarları farklılık göstermektedir. Manevi tazminat davası, maddi tazminat davası ile birlikte açılabileceği gibi ayrı bir dava olarak da açılabilmektedir.

Manevi tazminatta faiz, kural olarak dava tarihinden itibaren işlemektedir. Manevi tazminattan SGK tarafından yapılan ödemeler düşülmemektedir; çünkü SGK ödemeleri maddi nitelikli olup manevi zararı karşılamamaktadır. Manevi tazminat talebi kişiye sıkı sıkıya bağlı bir hak olup miras yoluyla intikal etmez; ancak dava açıldıktan sonra davacının ölümü halinde mirasçıları davayı takip edebilir.

Destekten Yoksun Kalma Tazminatı

Destekten yoksun kalma tazminatı, iş kazası sonucu hayatını kaybeden sigortalının bakmakla yükümlü olduğu veya fiilen destek olduğu kişilerin uğradığı zararın giderilmesi amacıyla talep edilen tazminattır. Bu tazminat, TBK 53. maddesi kapsamında ölüm halinde oluşan zararlardan biri olarak düzenlenmiştir. Destek kavramı, hukuki bir yükümlülüğe dayanabileceği gibi fiili bakım ve yardım ilişkisini de kapsamaktadır.

Destekten yoksun kalma tazminatı talep edebilecek kişiler arasında sigortalının eşi, çocukları, ana-babası ve belirli koşullar altında nişanlısı veya birlikte yaşadığı kişi yer almaktadır. Talebin kabul edilebilmesi için davacının ölen sigortalıdan düzenli ve sürekli bir maddi destek aldığının ispatlanması gerekmektedir. Hukuki yükümlülüğe dayanan destek ilişkisinde ispat yükü daha hafif iken, fiili destek ilişkisinde somut delillerle kanıtlama gerekmektedir.

Destekten yoksun kalma tazminatının hesaplanması da aktüerya yöntemiyle yapılmaktadır. Hesaplamada ölenin geliri, yaşı, bakiye ömrü, destek aldığı iddia edilen kişilerin yaşları ve destek süresi, destek payı oranları ve kusur durumu dikkate alınmaktadır. Eşe ayrılan destek payı genellikle gelirin belirli bir oranı olarak kabul edilmekte, çocukların payı ise yaşlarına ve bakım ihtiyaçlarına göre belirlenmektedir.

Destekten yoksun kalma tazminatında da SGK tarafından bağlanan ölüm gelirleri düşülmektedir. Hak sahiplerine bağlanan gelirlerin peşin sermaye değeri hesaplanarak tazminat tutarından indirilmektedir. Kalan miktar, işverenden talep edilebilecek tazminat tutarını oluşturmaktadır. Birden fazla hak sahibinin bulunması halinde her birinin tazminatı ayrı ayrı hesaplanmaktadır.

İşverenin Sorumluluğu ve Kusur Değerlendirmesi

İş kazalarında işverenin sorumluluğu, kusur sorumluluğu esasına dayanmaktadır. İşverenin sorumluluğunun doğması için kural olarak kusurunun bulunması gerekmektedir. Ancak işverenin iş sağlığı ve güvenliği önlemlerini alma yükümlülüğü çok geniş yorumlanmakta ve işverenin kusursuz olduğunu ispatlaması oldukça güçtür. 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu, işverenin önlem alma yükümlülüğünü detaylı biçimde düzenlemiştir.

İşverenin iş sağlığı ve güvenliği yükümlülükleri arasında risk değerlendirmesi yapma, iş güvenliği uzmanı ve işyeri hekimi görevlendirme, çalışanları bilgilendirme ve eğitme, kişisel koruyucu donanım sağlama, makine ve ekipmanların güvenliğini sağlama ve acil durum planları hazırlama yer almaktadır. Bu yükümlülüklerden herhangi birinin ihlali, işverenin kusurunun kabulü için yeterli gerekçe oluşturmaktadır.

Kusur değerlendirmesi, iş kazası tazminat davalarının en kritik aşamalarından biridir. Mahkeme, genellikle iş güvenliği uzmanlarından oluşan bilirkişi heyetinden kusur raporu almaktadır. Bilirkişi raporu, işverenin, sigortalının ve varsa üçüncü kişilerin kusur oranlarını belirlemektedir. İşverenin kusur oranı, alınması gereken ancak alınmayan önlemlere göre değerlendirilmektedir. Sigortalının da kusuru bulunabilir; örneğin kişisel koruyucu donanımı kullanmaması veya güvenlik talimatlarına uymaması halinde müterafik kusur söz konusu olmaktadır.

İşverenin sorumluluğunda kaçınılmazlık ilkesi de önemli bir kavramdır. İş kazasının tüm önlemlere rağmen kaçınılmaz olması halinde kaçınılmazlık oranı belirlenmektedir. Kaçınılmazlık oranı, ne işverene ne de sigortalıya yüklenebilen ve kazanın doğasından kaynaklanan risk payını ifade etmektedir. Kaçınılmazlık oranı, tazminat hesaplamasında indirici bir etken olarak dikkate alınmaktadır.

Meslek Hastalıkları ve Hukuki Boyutları

Meslek hastalığı, 5510 sayılı Kanunun 14. maddesi uyarınca, sigortalının çalıştığı veya yaptığı işin niteliğinden dolayı tekrarlanan bir sebeple veya işin yürütüm şartları yüzünden uğradığı geçici veya sürekli hastalık, bedensel veya ruhsal engellilik halleridir. Meslek hastalığı, iş kazasından farklı olarak ani bir olay sonucu değil, belirli bir süre zarfında yavaş yavaş oluşan sağlık sorunlarını kapsamaktadır.

Meslek hastalıkları, Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliğinde sınıflandırılmıştır. Kimyasal maddelerle oluşan meslek hastalıkları, mesleki cilt hastalıkları, pnömokonyoz ve diğer mesleki solunum sistemi hastalıkları, mesleki bulaşıcı hastalıklar ve fizik etkenlerle olan meslek hastalıkları başlıca kategorileri oluşturmaktadır. Asbest maruziyetinden kaynaklanan akciğer hastalıkları, gürültüye bağlı işitme kaybı ve tekrarlayan hareketlerden kaynaklanan kas-iskelet sistemi hastalıkları en sık karşılaşılan meslek hastalıkları arasındadır.

Meslek hastalığının tespiti, SGK'nın yetkilendirdiği sağlık hizmeti sunucuları tarafından yapılmaktadır. Meslek hastalığı tanısı konulabilmesi için sigortalının çalıştığı işin meslek hastalığına yol açabilecek nitelikte olması ve hastalığın bu işten kaynaklandığının tıbbi olarak kanıtlanması gerekmektedir. Meslek hastalığı bildirimi, tanı koyan sağlık kuruluşu tarafından SGK'ya yapılmaktadır.

Meslek hastalıkları nedeniyle açılacak tazminat davalarında iş kazalarına benzer hükümler uygulanmaktadır. İşverenin meslek hastalığına yol açan koşulları gidermemesi veya gerekli koruyucu önlemleri almaması halinde kusur sorumluluğu doğmaktadır. Meslek hastalığı davalarında zamanaşımı, hastalığın tespit edildiği tarihten itibaren işlemektedir. Uzun kuluçka süreli meslek hastalıklarında, hastalığın ortaya çıkması yıllar alabilmekte ve bu durum zamanaşımı hesabını etkilemektedir.

İş Güvenliği Uzmanı ve İşyeri Hekiminin Rolü

6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu, işverenlerin iş güvenliği uzmanı ve işyeri hekimi görevlendirme yükümlülüğünü düzenlemektedir. İş güvenliği uzmanı, işyerinde iş sağlığı ve güvenliği ile ilgili çalışmalar yapmak üzere görevlendirilen mühendis, mimar veya teknik elemanı ifade etmektedir. İşyeri hekimi ise işyerinde iş sağlığı alanında görev yapmak üzere görevlendirilen hekimdir.

İş güvenliği uzmanının görevleri arasında risk değerlendirmesi yapmak, çalışma ortamının gözetimini yapmak, iş kazalarını araştırmak, iş sağlığı ve güvenliği eğitimleri vermek ve işverene önerilerde bulunmak yer almaktadır. İşyeri hekiminin görevleri ise işe giriş ve periyodik sağlık muayenelerini yapmak, meslek hastalığı şüphesi bulunan vakaları tespit etmek ve koruyucu sağlık hizmetleri sunmaktadır.

İş güvenliği uzmanı ve işyeri hekiminin iş kazalarının önlenmesindeki rolü büyüktür. Bu profesyonellerin tespit ettikleri tehlike ve riskleri işverene yazılı olarak bildirmesi ve gerekli önlemlerin alınmasını talep etmesi gerekmektedir. İşverenin bu önerilere uymaması halinde, iş güvenliği uzmanı veya işyeri hekimi durumu Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı'na (adalet.gov.tr) bildirmekle yükümlüdür.

İş kazası meydana geldikten sonra iş güvenliği uzmanının kaza soruşturması yapması ve kaza raporunu hazırlaması gerekmektedir. Kaza raporu, kazanın nedenlerini, alınması gereken ancak alınmayan önlemleri ve tekrarının önlenmesi için önerileri içermektedir. Bu rapor, tazminat davalarında önemli bir delil niteliği taşımakta ve kusur değerlendirmesinde dikkate alınmaktadır.

İş Kazası Tazminat Davasında Usul ve Süreç

İş kazası tazminat davası açılmadan önce arabuluculuk sürecinin tamamlanması zorunludur. 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu uyarınca, iş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat davaları zorunlu arabuluculuk kapsamına alınmıştır. Arabuluculuk sürecinde taraflar anlaşmaya varabilir; anlaşma sağlanamaması halinde dava yoluna başvurulabilmektedir.

Dava, iş mahkemesinde açılmaktadır. Yetkili mahkeme, davalının yerleşim yeri veya iş kazasının meydana geldiği yer mahkemesidir. Davada ispat yükü genel kurallara göre dağıtılmakla birlikte, iş kazasının varlığı SGK kayıtları ve kaza tutanakları ile ispatlanabilmektedir. İşverenin kusursuzluğunu ispatlaması gerekmektedir; bu husus işveren açısından ağır bir ispat yükü oluşturmaktadır.

Dava sürecinde mahkeme, öncelikle iş kazasının varlığını tespit etmektedir. Ardından kusur değerlendirmesi için bilirkişi heyetinden rapor almaktadır. Bilirkişi heyeti genellikle iş güvenliği uzmanı, mühendis ve gerektiğinde tıp doktorundan oluşmaktadır. Bilirkişi raporu, tarafların kusur oranlarını ve kaçınılmazlık payını belirlemektedir. Maluliyet derecesinin tespiti için ise Adli Tıp Kurumu'ndan rapor alınabilmektedir.

Tazminat hesaplaması için ayrı bir aktüerya bilirkişisinden rapor alınmaktadır. Aktüerya bilirkişisi, sigortalının yaşını, gelirini, bakiye ömrünü, kusur oranlarını ve SGK gelirlerini dikkate alarak tazminat hesabı yapmaktadır. Dava süresi genellikle bir ile üç yıl arasında değişmekle birlikte, bilirkişi raporlarına itiraz ve ek rapor talepleri süreci uzatabilmektedir. Mahkeme kararına karşı istinaf ve temyiz kanun yolları açıktır.

SGK'nın İşverene Rücu Hakkı

SGK, iş kazası nedeniyle sigortalıya veya hak sahiplerine yaptığı ödemeleri belirli koşullar altında işverene rücu etme hakkına sahiptir. 5510 sayılı Kanunun 21. maddesi bu rücu hakkını düzenlemektedir. İş kazasının işverenin kastı veya sigortalıların sağlığını koruma ve iş güvenliği mevzuatına aykırı hareketi sonucu meydana gelmesi halinde SGK, sigortalıya ve hak sahiplerine yaptığı her türlü gideri işverenden tahsil edebilmektedir.

Rücu kapsamında SGK, geçici iş göremezlik ödenekleri, sürekli iş göremezlik gelirleri, ölüm gelirleri, tedavi giderleri ve cenaze ödeneği gibi tüm masrafları işverenden talep edebilmektedir. Rücu hesabında, sigortalıya veya hak sahiplerine bağlanan gelirlerin ilk peşin sermaye değeri esas alınmaktadır. Bu tutar, işverenin kusur oranıyla çarpılarak rücu edilecek miktar belirlenmektedir.

İşverenin rücu sorumluluğundan kurtulabilmesi için iş sağlığı ve güvenliği önlemlerinin eksiksiz olarak alındığını ispatlaması gerekmektedir. Risk değerlendirmesi yapılmış olması, iş güvenliği eğitimlerinin verilmiş olması, kişisel koruyucu donanımların sağlanmış olması ve gerekli denetimlerin yapılmış olması işverenin lehine değerlendirilecek hususlardır.

SGK'nın rücu davası, genel mahkemelerde açılmaktadır. Zamanaşımı süresi, SGK'nın ödemeyi yaptığı tarihten itibaren işlemektedir. Rücu davaları, işverenler açısından ciddi mali sonuçlar doğurabilmektedir. Özellikle ölümlü iş kazalarında bağlanan gelirlerin peşin sermaye değerleri çok yüksek tutarlara ulaşabilmektedir. Bu nedenle iş sağlığı ve güvenliği önlemlerinin eksiksiz uygulanması, hem çalışanların korunması hem de işverenin mali sorumluluğunun sınırlanması açısından büyük önem taşımaktadır.

İş Kazasında Kusur Tespiti ve Sorumluluk Dağılımı

İş kazası tazminat davalarında kusur tespiti, tazminat miktarının belirlenmesinde temel belirleyici unsurdur. Mahkeme tarafından görevlendirilen bilirkişi heyeti, iş kazasının meydana gelme koşullarını, tarafların kusur oranlarını ve kaçınılmazlık payını değerlendirmektedir. Bilirkişi heyeti genellikle iş güvenliği uzmanı, teknik uzman ve hukukçu üyelerden oluşmakta olup her bir üye kendi uzmanlık alanında değerlendirme yapmaktadır. Kusur oranları, işveren kusuru, işçi kusuru, üçüncü kişi kusuru ve kaçınılmazlık olarak kategorize edilmektedir. İşverenin kusuru, iş sağlığı ve güvenliği önlemlerinin eksik olmasından kaynaklanmakta olup bu oran tazminat hesabını doğrudan etkilemektedir.

İşverenin iş kazasındaki sorumluluğu, 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu ve 4857 sayılı İş Kanunu çerçevesinde değerlendirilmektedir. İşveren, işyerinde iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması için gerekli tüm tedbirleri almak, araç ve gereçleri eksiksiz olarak bulundurmak, işçilere eğitim vermek ve denetim yapmakla yükümlüdür. Risk değerlendirmesinin yapılmamış olması, iş güvenliği eğitimlerinin verilmemiş olması, kişisel koruyucu donanımların sağlanmamış olması ve gerekli denetimlerin yapılmamış olması, işverenin kusur oranını artıran başlıca faktörlerdir. İşverenin sorumluluğu, kusura dayalı sorumluluk ilkesine göre belirlenmekte olup işverenin tüm önlemleri aldığını ispatlaması halinde sorumluluktan kurtulması mümkündür.

İşçinin kusuru, iş kazasının meydana gelmesinde işçinin kendi davranışlarının etkisini ifade etmektedir. İşverenin sağladığı koruyucu ekipmanı kullanmama, güvenlik talimatlarına uymama, dikkatsiz ve özensiz davranma, alkol veya uyuşturucu madde etkisinde çalışma gibi durumlar işçi kusuru olarak değerlendirilmektedir. Ancak işverenin eğitim ve denetim yükümlülüğünü yerine getirmemesi halinde, işçinin kusur oranı düşürülebilmektedir. Kaçınılmazlık payı ise tarafların kusuruna atfedilemeyen ve öngörülemeyen olaylardan kaynaklanan kaza faktörünü ifade etmektedir.

Kusur tespitinde bilirkişi raporunun yanı sıra olay yeri tutanağı, iş güvenliği müfettiş raporu, SGK müfettiş raporu, sağlık raporları ve tanık beyanları da dikkate alınmaktadır. Bilirkişi raporuna taraflarca itiraz edilmesi halinde mahkeme, ek rapor alabilmekte veya farklı bir bilirkişi heyetine inceleme yaptırabilmektedir. Kusur oranlarının doğru belirlenmesi, hem maddi hem de manevi tazminat hesabını doğrudan etkilemektedir. Mevzuat Bilgi Sistemi üzerinden 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu'nun güncel metnine erişilebilmektedir.

Maddi ve Manevi Tazminat Hesaplama Yöntemleri

İş kazası nedeniyle açılan maddi tazminat davalarında aktüerya hesabı esas alınmaktadır. Aktüerya hesabında işçinin yaşı, geliri, maluliyet oranı, bakiye ömür süresi, kusur oranı ve SGK tarafından bağlanan gelirlerin peşin sermaye değeri dikkate alınmaktadır. Maddi tazminat, geçici iş göremezlik dönemine ilişkin kayıp, sürekli iş göremezlik nedeniyle gelir kaybı ve tedavi giderleri olmak üzere üç ana kalemden oluşmaktadır. Sürekli iş göremezlik oranının tespiti, SGK sağlık kurulu tarafından yapılmakta olup bu oran tazminat hesabının temel parametrelerinden birini oluşturmaktadır.

Maddi tazminat hesabında progresif rant yöntemi ve TRH-2010 yaşam tablosu kullanılmaktadır. Bu yöntemde işçinin aktif çalışma dönemi ve pasif dönem ayrı ayrı hesaplanmaktadır. Aktif dönemde işçinin elde edeceği gelir, pasif dönemde ise asgari ücret düzeyinde gelir elde edeceği varsayılmaktadır. Hesaplamada iskonto oranı uygulanarak gelecekteki gelir kaybının bugünkü değeri tespit edilmektedir. SGK tarafından bağlanan sürekli iş göremezlik gelirinin peşin sermaye değeri, hesaplanan maddi tazminattan düşülmektedir. Bu düşüm işlemi, mükerrer ödemenin önlenmesini amaçlamaktadır.

Manevi tazminat, iş kazası sonucunda işçinin yaşadığı acı, elem ve ıstırabın karşılığı olarak talep edilmektedir. Manevi tazminat miktarı, mahkeme tarafından takdir edilmekte olup hesaplamaya tabi değildir. Mahkeme, manevi tazminat miktarını belirlerken olayın oluş şekli, kusur oranları, maluliyet derecesi, tarafların sosyal ve ekonomik durumu ve hakkaniyet ilkesini dikkate almaktadır. Manevi tazminat, zenginleşme aracı olmamakla birlikte sembolik de olmamalıdır. Ölümlü iş kazalarında ölenin yakınları, destekten yoksun kalma tazminatının yanı sıra manevi tazminat da talep edebilmektedir.

Destekten yoksun kalma tazminatı, ölümlü iş kazalarında ölenin bakmakla yükümlü olduğu kişiler tarafından talep edilen bir tazminat türüdür. Eş, çocuklar ve anne-baba başta olmak üzere ölenin desteğinden yararlanan kişiler bu tazminatı talep edebilmektedir. Hesaplamada ölenin geliri, yaşı, bakiye ömrü, destek gören kişilerin yaşları ve destek süresi dikkate alınmaktadır. Eşin yeniden evlenmesi halinde destek süresi evlenme tarihiyle sona ermekte, çocukların destek süresi ise erkekler için askerlik yaşına, kızlar için evlenme yaşına kadar devam etmektedir. Adalet Bakanlığı resmi sitesinden iş mahkemelerinin yapısı hakkında bilgi edinilebilmektedir.

İş Kazasında Cezai Sorumluluk ve Savcılık Soruşturması

İş kazası sonucunda ölüm veya yaralanma meydana gelmesi halinde, olay aynı zamanda cezai boyutuyla da değerlendirilmektedir. Cumhuriyet savcılığı, iş kazasını re'sen soruşturmakta olup olay yeri incelemesi, otopsi, tanık ifadesi alma ve bilirkişi incelemesi gibi soruşturma işlemlerini yürütmektedir. İş kazasında ölüm meydana gelmesi halinde taksirle öldürme suçu, yaralanma meydana gelmesi halinde ise taksirle yaralama suçu gündeme gelmektedir. Bilinçli taksir halinde ceza artırılmakta olup iş güvenliği önlemlerinin bilinçli olarak alınmaması bu kapsamda değerlendirilmektedir.

Cezai sorumluluk, işverenin yanı sıra iş güvenliği uzmanı, işyeri hekimi, ustabaşı ve şantiye şefi gibi gözetim ve denetim yükümlülüğü bulunan kişilere de yöneltilebilmektedir. Her bir sorumlunun kusur oranı ayrı ayrı değerlendirilmekte olup sorumluluğun kapsamı görev ve yetki dağılımına göre belirlenmektedir. Tüzel kişilik olan şirketler cezai sorumluluk taşımamakta, ancak şirket yöneticileri ve yetkilileri kişisel olarak cezai sorumluluk altında bulunmaktadır. Ceza davasının sonucu, hukuk davasını doğrudan etkilemekte olup ceza mahkemesinde kesinleşen kusur tespiti, hukuk hakimini bağlamaktadır.

İş kazası sonrasında delillerin korunması, hem cezai hem de hukuki sürecin sağlıklı yürütülmesi açısından büyük önem taşımaktadır. Olay yeri fotoğrafları, güvenlik kamerası kayıtları, makine ve ekipman durumu, koruyucu ekipmanın kullanım durumu ve görgü tanıklarının beyanları temel deliller arasında yer almaktadır. İşverenin olay yerinde değişiklik yapması veya delilleri karartması, hem cezai hem de hukuki açıdan ağırlaştırıcı bir faktör olarak değerlendirilmektedir. İş müfettişlerinin olay yerini incelemesi ve rapor düzenlemesi de soruşturma sürecinin önemli bir aşamasını oluşturmaktadır.

Uzlaşma ve hükmün açıklanmasının geri bırakılması (HAGB), iş kazası ceza davalarında gündeme gelebilen hukuki mekanizmalardır. Taksirle yaralama suçunda şikayete bağlı hallerde uzlaşma prosedürü uygulanabilmektedir. HAGB ise belirli koşulların sağlanması halinde cezanın infaz edilmemesine olanak tanımaktadır. Ancak ölümlü iş kazalarında veya ağır yaralanmalarda cezai yaptırımların daha ağır olması beklenmektedir. Ceza davasının hukuk davasına etkisi, tazminat talebinin güçlendirilmesi açısından önemli olup ceza davasında tespit edilen kusur oranları hukuk hakimi tarafından dikkate alınmaktadır.

İş Kazası Sonrası SGK Hakları ve Başvuru Süreci

İş kazası geçiren sigortalı, Sosyal Güvenlik Kurumu'ndan çeşitli haklardan yararlanma imkanına sahiptir. Geçici iş göremezlik ödeneği, sürekli iş göremezlik geliri, tedavi giderleri ve protez-ortez yardımı bu hakların başlıcalarıdır. Geçici iş göremezlik ödeneği, iş göremezlik süresince sigortalının gelir kaybını telafi etmeye yönelik olup ayakta tedavide günlük kazancın üçte ikisi, yatarak tedavide ise günlük kazancın yarısı oranında ödenmektedir. Ödeneğin başlangıcı, iş göremezliğin üçüncü gününden itibaren olup tedavi süresince devam etmektedir.

Sürekli iş göremezlik geliri, iş kazası sonucunda meslekte kazanma gücünü en az yüzde on oranında kaybeden sigortalılara bağlanmaktadır. Gelir miktarı, sigortalının prime esas kazancı ve iş göremezlik oranına göre hesaplanmaktadır. Tam iş göremezlik halinde yüzde yetmiş oranında gelir bağlanmakta olup kısmi iş göremezlikte bu oran, tam iş göremezlik gelirinin iş göremezlik derecesine karşılık gelen oranında belirlenmektedir. Sürekli iş göremezlik oranının tespiti, SGK sağlık kurulu tarafından yapılmakta olup bu karara itiraz hakkı bulunmaktadır.

Ölümlü iş kazalarında hak sahiplerine ölüm geliri bağlanmaktadır. Hak sahipleri, ölenin eşi, çocukları ve belirli koşullarda anne-babası olarak tanımlanmaktadır. Ölüm geliri, sigortalının almakta olduğu veya almaya hak kazanacağı sürekli iş göremezlik gelirinin yüzde yetmişi olarak hesaplanmakta ve hak sahipleri arasında paylaştırılmaktadır. Eşe yüzde elli, çocukların her birine yüzde yirmi beş oranında pay verilmekte olup hak sahipleri toplamı yüzde yüzü geçememektedir. Cenaze ödeneği de SGK tarafından karşılanan haklardan biri olup hak sahiplerine ödenmektedir.

İş kazası bildiriminin SGK'ya süresinde yapılmaması, işveren açısından ek yaptırımlar doğurmaktadır. İş kazasının üç iş günü içinde SGK'ya bildirilmemesi halinde idari para cezası uygulanmakta ve bildirim yapılıncaya kadar geçen sürede SGK tarafından yapılan ödemeler işverenden tahsil edilmektedir. İş kazası bildirimi, elektronik ortamda e-Bildirge sistemi üzerinden yapılabilmektedir. İşçinin iş kazası bildirimi, derhal en yakın kolluk kuvvetine ve sağlık kuruluşuna yapılmalıdır. Mevzuat Bilgi Sistemi üzerinden 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun güncel metnine erişilebilmektedir.

İş Kazası Davalarında Zamanaşımı ve Usul Kuralları

İş kazasından kaynaklanan tazminat davalarında zamanaşımı süresi, Türk Borçlar Kanunu'nun 72. maddesi uyarınca zararın ve tazminat yükümlüsünün öğrenildiği tarihten itibaren iki yıl ve her halde olayın meydana geldiği tarihten itibaren on yıldır. Ancak iş kazası aynı zamanda ceza kanunu kapsamında bir suç oluşturuyorsa ve ceza zamanaşımı süresi daha uzunsa, daha uzun olan ceza zamanaşımı süresi uygulanmaktadır. Bu düzenleme, özellikle ölümlü iş kazalarında ve ağır yaralanmalarda tazminat talep süresini önemli ölçüde uzatmaktadır. Zamanaşımı süresinin başlangıç tarihinin doğru tespiti, dava hakkının korunması açısından kritik bir konudur.

İş kazası tazminat davası, iş mahkemesinde açılmaktadır. Görevli mahkeme iş mahkemesi olup yetkili mahkeme, davalının yerleşim yeri, işin veya işlemin yapıldığı yer veya iş kazasının meydana geldiği yer mahkemesidir. Dava, basit yargılama usulüne göre görülmekte olup dava açılmadan önce arabuluculuğa başvuru zorunlu bir dava şartı değildir. Ancak 2026 yılı itibarıyla iş kazası tazminat davalarında da ihtiyari arabuluculuğa başvurulması giderek yaygınlaşmaktadır. Dava sürecinde bilirkişi raporu, SGK kayıtları, sağlık raporları ve tanık beyanları başlıca deliller arasında yer almaktadır.

İş kazası davalarında belirsiz alacak davası açılması, uygulamada yaygın olarak tercih edilen bir yoldur. Tazminat miktarının dava açılması aşamasında tam olarak belirlenememesi nedeniyle, davacı asgari bir bedel üzerinden dava açarak bilirkişi raporu sonrasında talebini artırabilmektedir. Belirsiz alacak davasında zamanaşımı, davanın açıldığı tarihte tüm alacak için kesilmekte olup bu durum davacı açısından önemli bir avantaj sağlamaktadır. Kısmi dava açılması da mümkün olmakla birlikte, kısmi davada zamanaşımı yalnızca dava edilen kısım için kesilmektedir.

İş kazası davalarında adli yardım ve avukatlık ücreti konuları da önemli hususlardır. Mali durumu yetersiz olan davacılar, adli yardım talebinde bulunarak yargılama giderlerinden muaf tutulabilmektedir. İş kazası davalarında avukatlık ücreti, genellikle dava sonucunda hükmedilen tazminat üzerinden yüzdelik oran olarak belirlenmektedir. Karşı taraf vekalet ücreti ise Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre hesaplanmaktadır. İş kazası davalarında harç hesabı, dava değeri üzerinden yapılmakta olup belirsiz alacak davalarında başlangıçta asgari harç yatırılması yeterlidir.

İş Kazası Önleme ve İşverenin Yükümlülükleri

İş kazalarının önlenmesi, işverenin en temel yasal yükümlülüklerinden birini oluşturmaktadır. 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu, işverene çalışanların sağlık ve güvenliğini sağlamak için gerekli tüm önlemleri alma yükümlülüğü getirmektedir. Risk değerlendirmesi yapılması, iş güvenliği uzmanı ve işyeri hekimi görevlendirilmesi, çalışanlara iş sağlığı ve güvenliği eğitimi verilmesi bu yükümlülüklerin başında gelmektedir. İşverenin önleme yükümlülüğü, sadece mevzuatta açıkça sayılan tedbirlerle sınırlı olmayıp teknolojik gelişmeler ve bilimsel veriler ışığında alınabilecek tüm makul önlemleri kapsamaktadır. İşverenin bu yükümlülüğünü yerine getirmemesi halinde hem idari para cezaları hem de cezai sorumluluk gündeme gelmektedir.

İş kazası sonrasında işverenin bildirim yükümlülükleri, yasal süreçlerin doğru işlemesi açısından kritik önem taşımaktadır. İş kazasının meydana geldiği yerdeki kolluk kuvvetlerine derhal bildirim yapılması zorunlu olup SGK'ya bildirim süresi üç iş günüdür. Bildirim yükümlülüğünün ihlali, idari para cezası uygulanmasının yanı sıra geçici iş göremezlik ödeneklerinin işverenden tahsil edilmesine yol açmaktadır. İş kazası raporunun düzenlenmesi, kaza yerinin muhafaza edilmesi ve tanık ifadelerinin alınması da işverenin sorumlulukları arasındadır. Kaza sonrası süreçte delillerin korunması, ileride açılabilecek tazminat davalarında ispat yükü açısından büyük önem taşımaktadır.

İş güvenliği eğitimlerinin düzenlenmesi ve çalışanların bilinçlendirilmesi, iş kazalarının önlenmesinde en etkili yöntemlerden birini oluşturmaktadır. İşverenin çalışanlara işe başlamadan önce, iş değişikliğinde, yeni ekipman kullanımında ve belirli periyotlarla iş sağlığı ve güvenliği eğitimi vermesi yasal zorunluluktur. Eğitimlerin çalışanın anlayacağı dilde ve düzeyde verilmesi, pratik uygulamalar içermesi ve eğitim kayıtlarının tutulması gerekmektedir. Tehlikeli ve çok tehlikeli işlerde çalışanların mesleki yeterlilik belgesi alması da zorunlu tutulmaktadır. İş güvenliği eğitim yükümlülüklerine ilişkin detaylar için mevzuat.gov.tr portalından ilgili yönetmeliklere erişilebilmektedir.

İş kazalarında kusur tespiti ve sorumluluk paylaşımı, tazminat hesaplamasının temel unsurlarından birini oluşturmaktadır. Bilirkişi heyeti tarafından yapılan incelemede işverenin, çalışanın ve varsa üçüncü kişilerin kusur oranları ayrı ayrı belirlenmektedir. İşverenin iş güvenliği önlemlerini almadaki ihmali, denetim ve gözetim yükümlülüğünü yerine getirmemesi ve çalışanın tehlikeli davranışına göz yumması kusur oranını artıran faktörlerdir. Çalışanın kendisine sağlanan koruyucu donanımı kullanmaması veya güvenlik kurallarına aykırı davranması halinde müterafik kusur indirimi uygulanabilmektedir. İşverenin kusursuz sorumluluk halleri de mevcut olup tehlike sorumluluğu kapsamında işverenin kusuru olmasa dahi tazminat yükümlülüğü doğabilmektedir.

İş Kazası Sonrası Rehabilitasyon Hakları

İş kazası geçiren çalışanların rehabilitasyon hakları, sağlık hizmetlerine erişimden mesleki yeniden kazanıma kadar geniş bir yelpazede düzenlenmektedir. Sosyal Güvenlik Kurumu, iş kazası sonucunda yaralanan sigortalının tedavi masraflarını karşılamakta ve iyileşme sürecinde geçici iş göremezlik ödeneği sağlamaktadır. Rehabilitasyon sürecinin kapsamı, fizik tedavi ve fizyoterapi hizmetlerinden protez ve ortez teminine kadar uzanmaktadır. Çalışanın iş kazası öncesindeki sağlık durumuna mümkün olan en yakın seviyeye ulaştırılması, rehabilitasyon sürecinin temel hedefini oluşturmaktadır. İşverenin iş kazası sonrasında çalışanın tedavi ve rehabilitasyon sürecini desteklemesi, hem yasal yükümlülük hem de iş sağlığı politikasının gereğidir. Mevzuat Bilgi Sistemi üzerinden 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu hükümlerine erişilebilmektedir.

Mesleki rehabilitasyon programları, iş kazası sonucunda eski mesleğini icra edemeyen çalışanların yeni beceriler kazanarak iş yaşamına dönmesini amaçlamaktadır. İşverenin çalışanın kalan iş gücüne uygun bir pozisyonda istihdam etme yükümlülüğü, iş hukukunun sosyal koruma işlevinin önemli bir yansımasıdır. Mesleki eğitim kursları, beceri geliştirme programları ve iş koçluğu hizmetleri, mesleki rehabilitasyonun temel bileşenlerini oluşturmaktadır. İş kazası sonrası çalışanın işe dönüş sürecinin planlanması, işveren ile çalışan arasında işbirliği gerektiren titiz bir süreçtir. Çalışanın psikolojik rehabilitasyonu da fiziksel iyileşme kadar önemli olup travma sonrası stres bozukluğu gibi durumların tedavisi güvence altına alınmaktadır. İşyeri hekimi ve iş güvenliği uzmanının rehabilitasyon sürecini takip etmesi, çalışanın güvenli biçimde işe dönmesinin ön koşuludur.

Sürekli iş göremezlik geliri, iş kazası sonucunda kalıcı sağlık sorunları yaşayan çalışanların ekonomik güvencesini sağlayan önemli bir sosyal güvenlik hakkıdır. Maluliyet oranının yüzde on ve üzerinde tespit edilmesi halinde sigortalıya sürekli iş göremezlik geliri bağlanmaktadır. Maluliyet oranının tespitinde SGK Sağlık Kurulunun değerlendirmesi esas alınmakta olup bu karara itiraz edilmesi mümkündür. Tam iş göremezlik halinde sigortalıya yıllık kazancının yüzde yetmişi oranında gelir bağlanmaktadır. Kısmi iş göremezlik halinde ise gelir, maluliyet oranı ile orantılı olarak hesaplanmaktadır. Sürekli iş göremezlik gelirinin hesaplanmasında çalışanın kaza tarihindeki kazancı ve prim ödeme gün sayısı belirleyici faktörler arasındadır.

İş kazası sonrası rehabilitasyon sürecinde çalışanın haklarının etkin biçimde korunması, bilgilendirilmiş ve bilinçli bir yaklaşımı gerektirmektedir. Çalışanın tedavi sürecinde aldığı sağlık raporlarını ve tıbbi belgeleri eksiksiz biçimde muhafaza etmesi, olası hukuki süreçlerde delil olarak kullanılması açısından büyük önem taşımaktadır. İş kazasının SGK'ya bildirilmemesi veya geç bildirilmesi halinde işverenin idari para cezasıyla karşılaşması söz konusudur. Çalışanın rehabilitasyon sürecinde işverenin ücret ödeme yükümlülüğünün kapsamı, iş sözleşmesi hükümlerine ve toplu iş sözleşmesine göre belirlenmektedir. Rehabilitasyon sürecinin başarıyla tamamlanması, hem çalışanın yaşam kalitesinin yükseltilmesi hem de iş gücü kaybının önlenmesi açısından toplumsal düzeyde fayda sağlamaktadır. İş kazası rehabilitasyonuna ilişkin güncel düzenlemeler, sosyal güvenlik mevzuatının sürekli gelişen alanlarından birini oluşturmaktadır.

Sık Sorulan Sorular

İş kazası tazminatı nasıl hesaplanır?

İş kazası tazminatı, aktüerya hesabıyla belirlenmektedir. Hesaplamada sigortalının yaşı, geliri, kusur oranı, maluliyet derecesi ve bakiye ömür süresi dikkate alınır. Maddi tazminat, manevi tazminat ve destekten yoksun kalma tazminatı ayrı ayrı hesaplanmaktadır. SGK tarafından bağlanan gelirlerin peşin sermaye değeri maddi tazminattan düşülür.

İş kazası bildirimi ne zaman yapılmalıdır?

İş kazası, kazanın olduğu yerdeki kolluk kuvvetlerine derhal, SGK'ya ise kazadan sonraki üç iş günü içinde bildirilmelidir. Kaza günü süre hesabına dahil edilmez. Bildirimin gecikmesi halinde idari para cezası uygulanır ve geçici iş göremezlik ödeneği işverenden tahsil edilir.

İş kazası tazminat davası zamanaşımı süresi nedir?

İş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat davalarında zamanaşımı, zararın ve tazminat yükümlüsünün öğrenildiği tarihten itibaren iki yıl ve her halde iş kazasının meydana geldiği tarihten itibaren on yıldır. Ceza zamanaşımının daha uzun olması halinde, ceza zamanaşımı süresi uygulanır.

Meslek hastalığı ile iş kazası arasındaki fark nedir?

İş kazası ani ve dışarıdan gelen bir etkiyle meydana gelen olay iken, meslek hastalığı çalışma koşullarının etkisiyle zamanla oluşan sağlık sorunlarıdır. Her ikisinde de SGK hakları ve tazminat hakları benzer şekilde düzenlenmiştir. Meslek hastalığında hastalığın işle illiyet bağının tıbbi olarak kanıtlanması gerekmektedir.

SGK iş kazası geçici iş göremezlik ödeneği ne kadardır?

Geçici iş göremezlik ödeneği, ayakta tedavide günlük kazancın üçte ikisi, yatarak tedavide ise günlük kazancın yarısı oranında ödenmektedir. Ödenek, iş göremezliğin üçüncü gününden başlayarak sigortalının çalışabilir duruma gelmesine veya sürekli iş göremezlik durumunun tespitine kadar devam eder.

İş kazasında işverenin sorumluluğu nasıl belirlenir?

İşverenin sorumluluğu kusur esasına dayanmaktadır. İş sağlığı ve güvenliği önlemlerinin alınıp alınmadığı, risk değerlendirmesinin yapılıp yapılmadığı, eğitimlerin verilip verilmediği ve koruyucu ekipmanın sağlanıp sağlanmadığı incelenir. Bilirkişi heyeti, kusur oranlarını ve kaçınılmazlık payını belirler.