Anlaşmalı boşanma, evliliğin sona erdirilmesinde tarafların karşılıklı uzlaşmasına dayanan ve Türk hukuk sisteminde en hızlı sonuçlanan boşanma türüdür. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 166. maddesinin üçüncü fıkrası, anlaşmalı boşanmanın yasal çerçevesini belirler. Bu rehberde, anlaşmalı boşanma protokolünün nasıl hazırlanacağını, protokolde yer alması gereken zorunlu maddeleri, mahkeme sürecini ve boşanma sonrası yapılması gereken resmi işlemleri kapsamlı biçimde ele alacağız.
Anlaşmalı boşanma süreci, çekişmeli boşanma ile karşılaştırıldığında hem zaman hem de maliyet açısından taraflara önemli avantajlar sağlamaktadır. Çekişmeli boşanma davaları bir ila üç yıl sürebilirken, anlaşmalı boşanma genellikle tek celsede karara bağlanarak birkaç hafta içinde kesinleşmektedir. Ancak bu avantajlardan yararlanabilmek için protokolün hukuki gerekliliklere uygun şekilde, eksiksiz ve özenle hazırlanması büyük önem taşır. Eksik veya hukuka aykırı bir protokol, hâkimin reddi ile sonuçlanabilir ve tüm sürecin yeniden başlamasına neden olabilir.
Türkiye'de her yıl açılan boşanma davalarının önemli bir kısmı anlaşmalı boşanma şeklinde sonuçlanmaktadır. Bu eğilim, toplumsal bilinç düzeyinin artması ve tarafların uzun süren çekişmeli davalardan kaçınma arzusuyla doğrudan ilişkilidir. Anlaşmalı boşanma, taraflar arasındaki uyuşmazlıkların dava öncesinde çözüme kavuşturulmasını gerektirdiğinden, hem mahkemelerin iş yükünü hafifletmekte hem de tarafların duygusal ve ekonomik açıdan daha az yıpranmasına olanak sağlamaktadır. Bu sürecin temel belgesi olan anlaşmalı boşanma protokolü, tarafların boşanma ve boşanmanın tüm sonuçları hakkındaki iradelerini yazılı olarak ortaya koyan hukuki bir metindir. Protokolün eksiksiz ve hukuka uygun biçimde hazırlanması, davanın tek celsede sonuçlanmasının en temel koşullarından biridir.
Anlaşmalı Boşanmanın Yasal Dayanağı: TMK Madde 166/3
Anlaşmalı boşanmanın hukuki temeli, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 166. maddesinin üçüncü fıkrasında düzenlenmiştir. Bu hüküm, evlilik birliğinin temelinden sarsılması nedenine dayalı boşanmanın özel bir görünümü olarak anlaşmalı boşanmayı düzenlemektedir. Madde metnine göre evlilik en az bir yıl sürmüş ise eşlerin birlikte başvurması ya da bir eşin diğerinin davasını kabul etmesi halinde evlilik birliği temelinden sarsılmış sayılır. Bu durumda hâkim, tarafları bizzat dinledikten sonra iradelerinin serbestçe açıklandığına kanaat getirirse ve tarafların boşanmanın mali sonuçları ile çocukların durumu hakkında yapmış oldukları düzenlemeyi uygun bulursa boşanmaya karar verir.
Kanun koyucu, anlaşmalı boşanmada dört temel koşulun bir arada bulunmasını aramıştır. Birinci koşul, evliliğin en az bir yıl sürmüş olmasıdır. Bu süre, resmi nikahın kıyıldığı tarihten itibaren hesaplanır ve davanın açıldığı tarih itibarıyla dolmuş olmalıdır. Bir yıldan kısa sürmüş evliliklerde anlaşmalı boşanma yoluna başvurulamaz; tarafların bu durumda TMK 166/1 veya diğer özel boşanma sebeplerine dayanarak çekişmeli boşanma davası açmaları gerekecektir. Sürenin hesaplanmasında tarafların fiilen ayrı yaşadığı dönemler de evlilik süresi içinde değerlendirilir; dini nikah tarihi değil, yalnızca resmi nikah tarihi esas alınır.
İkinci koşul, eşlerin birlikte başvurması veya bir eşin açtığı davanın diğer eş tarafından kabul edilmesidir. Birlikte başvuru, her iki eşin de dava dilekçesini imzalaması ya da birlikte mahkemeye müracaat etmeleri biçiminde gerçekleşebilir. Diğer yol ise bir eşin tek başına anlaşmalı boşanma davası açması ve karşı tarafın bu davayı kabul etmesidir. Uygulamada her iki yöntem de yaygın biçimde kullanılmaktadır.
Üçüncü koşul, hâkimin tarafları bizzat dinlemesi ve iradelerinin serbestçe açıklandığına kanaat getirmesidir. Bu koşul, anlaşmalı boşanmanın en kritik usul kuralıdır. Hâkim, duruşmada her iki tarafı ayrı ayrı dinleyerek boşanma iradesinin baskı altında, tehdit veya hile ile oluşturulup oluşturulmadığını araştırır. Tarafların duruşmada bizzat hazır bulunması zorunludur; vekil aracılığıyla beyanda bulunulması anlaşmalı boşanmada kabul edilmez. Taraflardan birinin duruşmaya gelmemesi halinde duruşma ertelenir.
Dördüncü ve son koşul, tarafların boşanmanın mali sonuçları ile çocukların durumu hakkında bir düzenleme üzerinde anlaşmış olmalarıdır. Bu düzenleme, anlaşmalı boşanma protokolü olarak adlandırılır. Hâkim, bu protokolü inceleyerek uygun bulması halinde onaylar. Hâkim, özellikle çocukların üstün yararını gözeterek protokolde gerekli gördüğü değişiklikleri önerebilir. Tarafların bu değişiklikleri kabul etmesi halinde boşanma kararı verilir; kabul etmemeleri halinde ise dava çekişmeli boşanma olarak devam eder veya reddedilir.
Anlaşmalı Boşanmanın Temel Şartları ve Ön Koşullar
Anlaşmalı boşanma yoluna başvurabilmek için yukarıda belirtilen yasal koşulların yanı sıra bazı pratik gerekliliklerin de karşılanması gerekmektedir. Öncelikle taraflar arasında boşanma konusunda tam bir mutabakat bulunmalıdır. Her iki eşin de evliliği sona erdirme iradesi taşıması şarttır. Taraflardan birinin boşanmak istememesi halinde anlaşmalı boşanma yoluna gidilemez; bu durumda yalnızca çekişmeli boşanma davası açılabilir.
Evliliğin en az bir yıl sürmüş olması şartı, kanunun emredici hükmüdür ve tarafların anlaşmasıyla bertaraf edilemez. Bir yıllık sürenin dolup dolmadığı dava açılış tarihinde değerlendirilir. Dava açıldığı tarihte bir yıl dolmamışsa hâkim davayı usulden reddeder. Bu durumda tarafların bir yıllık sürenin dolmasını bekleyerek yeniden dava açmaları ya da çekişmeli boşanma sebeplerine başvurmaları gerekmektedir.
Tarafların boşanmanın mali sonuçları ve çocukların durumu konusunda tam bir anlaşma sağlamış olmaları da zorunlu bir şarttır. Bu anlaşma, yazılı bir protokol ile belgelenir. Protokolün kapsamı geniştir ve mal paylaşımı, nafaka, tazminat, velayet, kişisel ilişki düzenlemesi, aile konutunun durumu ve ortak borçların paylaşımı gibi pek çok konuyu içerir. Taraflar bu konuların herhangi birinde uzlaşamıyorlarsa, müzakereye devam etmeleri veya arabuluculuk gibi alternatif yollara başvurmaları gerekir.
Duruşmada her iki tarafın bizzat hazır bulunması zorunluluğu, anlaşmalı boşanmanın en belirgin usul kurallarından biridir. Bu zorunluluk, tarafların gerçek iradesinin tespiti amacıyla konulmuştur. Yurt dışında yaşayan taraflar dahil herkes duruşmaya bizzat katılmalıdır. Sağlık sorunu, engellilik veya benzeri haklı mazeretlerin bulunması halinde mahkeme SEGBİS (Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi) üzerinden dinleme yapabilmektedir; ancak bu konuda mahkemenin takdir yetkisi bulunmaktadır.
Anlaşmalı Boşanma Protokolünde Zorunlu Maddeler
Anlaşmalı boşanma protokolü, boşanmanın tüm hukuki sonuçlarını düzenleyen kapsamlı bir belgedir. Protokolde yer alması gereken zorunlu maddeler, kanuni düzenleme ve yerleşik yargı uygulamaları çerçevesinde belirlenmiştir. Bu maddelerden herhangi birinin eksik olması, hâkimin protokolü uygun bulmayarak duruşmayı ertelemesine veya talepbin reddine neden olabilir. Aşağıda bu zorunlu maddelerin her biri ayrıntılı olarak açıklanmaktadır.
Mal paylaşımı: Protokolün en kapsamlı bölümlerinden biri mal paylaşımına ilişkin düzenlemedir. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 202. maddesi uyarınca yasal mal rejimi edinilmiş mallara katılma rejimidir. Bu rejim kapsamında tarafların evlilik birliği içinde edindikleri malların nasıl paylaşılacağı protokolde açıkça ve tereddüde yer vermeyecek biçimde belirtilmelidir. Taşınmazlar ada, parsel ve tapu bilgileriyle; araçlar plaka numaralarıyla; banka hesapları banka adı ve hesap numaralarıyla; yatırım araçları türü ve miktarıyla; şirket hisseleri oranlarıyla tek tek sayılarak her birinin hangi tarafa bırakılacağı yazılmalıdır. Taraflar, kanuni mal rejiminden farklı bir paylaşım üzerinde de anlaşabilirler; sözleşme serbestisi ilkesi gereği bu mümkündür. Ancak paylaşımın açık, somut ve uygulanabilir olması ileride uyuşmazlık çıkmasını önlemek açısından büyük önem taşır. Mal paylaşımı düzenlemesinde "tarafların birbirlerinden herhangi bir mal paylaşımı taleplerinin bulunmadığı" şeklinde genel ifadeler de kullanılabilir; bu durumda tarafların edinilmiş mal tasfiyesinden karşılıklı olarak vazgeçtiği kabul edilir.
Velayet düzenlemesi: Müşterek çocukların bulunması halinde velayet konusu, protokolün en hassas bölümüdür. Türk hukukunda boşanma sonrasında ortak velayet düzenlemesi yasal bir zemine sahip değildir; velayet anne veya babadan yalnızca birine verilmelidir. Velayetin kime verileceği belirlenirken çocuğun üstün yararı ilkesi esas alınmalıdır. Çocuğun yaşı, eğitim durumu, sağlık ihtiyaçları, alıştığı çevre, kardeşlerle birlikteliğin sürdürülmesi ve tarafların ekonomik, sosyal ve psikolojik koşulları dikkate alınır. Protokolde velayetin hangi ebeveyne verildiği açıkça belirtilmeli, birden fazla çocuk varsa her çocuk için ayrı ayrı velayet düzenlemesi yapılmalıdır. Hâkim, protokolde belirlenen velayet düzenlemesini çocuğun üstün yararına aykırı bulursa değişiklik yapılmasını isteyebilir veya çocuğun görüşünü almak için sosyal inceleme raporu hazırlatabilir.
Kişisel ilişki düzenlemesi: Velayeti almayan eşin çocukla kişisel ilişki kurma hakkı, hem çocuğun hem de ebeveynin temel haklarından biridir ve protokolde ayrıntılı biçimde düzenlenmelidir. Kişisel ilişkinin hangi gün ve saatlerde başlayıp sona ereceği net biçimde belirtilmelidir. Hafta içi ve hafta sonu düzenlemesi ayrı ayrı ele alınmalıdır. Yaz tatili, sömestr tatili, dini ve resmi bayramlar ile özel günlerde (doğum günü, anneler günü, babalar günü gibi) çocuğun hangi ebeveynle kalacağı açıkça belirlenmelidir. Çocuğun teslim ve iade saatleri ile teslim yeri gibi pratik ayrıntılar da düzenlenmeli; bu konularda belirsizlik bırakılmamalıdır. Kişisel ilişki düzenlemesinin çocuğun okul programını, sosyal aktivitelerini ve günlük yaşam rutinini aksatmayacak şekilde planlanması önemlidir. Çocuğun yaşı büyüdükçe kişisel ilişki düzenlemesinin güncellenebileceği de göz önünde bulundurulmalıdır.
Nafaka: Protokolde üç farklı nafaka türünün düzenlenmesi gerekmektedir. Birincisi, yoksulluk nafakasıdır (TMK madde 175). Boşanma nedeniyle yoksulluğa düşecek taraf lehine, diğer tarafın mali gücü oranında süresiz olarak hükmedilen nafakadır. Taraflar karşılıklı olarak yoksulluk nafakası talep etmemeyi kararlaştırabilirler; bu durumun protokolde açıkça belirtilmesi gerekir. Yoksulluk nafakası talep ediliyorsa miktarı, ödeme periyodu ve ödeme yöntemi belirlenmelidir. İkincisi, iştirak nafakasıdır (TMK madde 182). Velayeti almayan eşin, çocuğun bakım, eğitim, sağlık ve diğer giderlerine katılımını sağlayan nafakadır. Müşterek çocuk bulunması halinde iştirak nafakasının belirlenmesi zorunludur; hâkim, belirlenen miktarı çocuğun ihtiyaçları bakımından yetersiz bulursa artırılmasını isteyebilir. Üçüncüsü ise tedbir nafakasıdır; dava süresince geçerli olan geçici nitelikli nafakadır. Anlaşmalı boşanmalar genellikle tek celsede sonuçlandığından tedbir nafakasının pratik anlamı sınırlıdır; ancak yine de protokolde değinilmesi uygun olur. Nafaka miktarlarının yanı sıra yıllık artış oranı da protokolde belirlenmelidir. Uygulamada nafakanın TÜİK tarafından açıklanan yıllık ÜFE veya TÜFE oranında artırılacağı hükmü sıklıkla kullanılmaktadır.
Maddi ve manevi tazminat: TMK madde 174 uyarınca boşanma nedeniyle mevcut veya beklenen menfaatleri zedelenen kusursuz veya daha az kusurlu eş, diğer eşten maddi tazminat talep edebilir. Aynı şekilde boşanmaya sebep olan olaylar yüzünden kişilik hakları saldırıya uğrayan eş, manevi tazminat isteyebilir. Anlaşmalı boşanma protokolünde taraflar tazminat konusunda serbestçe anlaşabilirler. Belirli bir miktar üzerinde uzlaşabilecekleri gibi, karşılıklı olarak tazminat talep etmekten vazgeçtiklerini de belirtebilirler. Tazminat konusunun protokolde açıkça düzenlenmesi, ileride bu konuda ayrıca dava açılma riskini ortadan kaldıracaktır. Protokolde tazminat hakkından feragat edilmediği takdirde, boşanma kararının kesinleşmesinden itibaren bir yıl içinde ayrı bir dava açma hakkı saklı kalır.
Aile konutunun durumu: Evlilik birliği süresince aile konutu olarak kullanılan taşınmazın boşanma sonrasındaki durumu da protokolde düzenlenmelidir. TMK madde 194 uyarınca aile konutu özel bir koruma altındadır. Protokolde aile konutunun kime bırakılacağı, kiralık ise kira sözleşmesinin hangi tarafça devralınacağı, konutun satışı planlanıyorsa satış bedelinin nasıl paylaşılacağı ve taşınma süresi gibi hususlar açıkça belirtilmelidir. Aile konutu üzerindeki şerhin kaldırılması da boşanma kesinleştikten sonra ilgili tapu müdürlüğüne başvurularak gerçekleştirilmelidir.
Ortak borçların paylaşımı: Evlilik birliği içinde alınan ortak krediler, konut kredileri, taşıt kredileri, kredi kartı borçları ve diğer mali yükümlülüklerin boşanma sonrasında hangi tarafça üstlenileceği protokolde belirlenmelidir. Ortak kefalet durumları da ayrıca ele alınmalıdır. Üçüncü kişilere karşı borçluluk durumu protokolle değiştirilemez; ancak taraflar kendi aralarında iç ilişkide borç paylaşımını düzenleyebilirler. Bu düzenleme, alacaklı kurum veya kişi açısından bağlayıcı olmamakla birlikte, taraflar arasındaki rücu ilişkisini belirler.
Protokol Hazırlama Aşamaları ve Dikkat Edilmesi Gerekenler
Anlaşmalı boşanma protokolünün hazırlanması, titizlikle yürütülmesi gereken çok aşamalı bir süreçtir. Bu sürecin sağlıklı ilerlemesi için belirli adımların sırasıyla takip edilmesi önerilmektedir.
İlk aşamada taraflar, boşanma kararını kesinleştirmeli ve karşılıklı olarak bu iradeyi netleştirmelidir. Bu aşamada tarafların duygusal kararlar yerine rasyonel ve geleceğe yönelik düşünmeleri büyük önem taşır. Öfke, intikam veya aceleci tutumlarla hazırlanan protokoller, ileride pişmanlığa ve hukuki sorunlara yol açabilir. Tarafların boşanma kararını verdikten sonra bir süre düşünmeleri ve bu süreçte profesyonel hukuki destek almaları tavsiye edilmektedir.
İkinci aşamada tarafların mali durumlarının kapsamlı bir envanteri çıkarılmalıdır. Tüm taşınmazlar tapu kayıtlarıyla, araçlar ruhsat bilgileriyle, banka hesapları dekontlarla, yatırım araçları hesap özetleriyle, borçlar ise kredi sözleşmeleri ve ödeme planlarıyla belgelenmelidir. Bu envanterin doğru ve eksiksiz olması, adil bir paylaşımın temelini oluşturur. Mal varlığının gizlenmesi, eksik veya yanlış beyan edilmesi, ileride protokolün hile sebebiyle geçersizliğinin ileri sürülmesine zemin hazırlayabilir.
Üçüncü aşamada müzakere süreci başlar. Taraflar, mal paylaşımı, nafaka, velayet ve diğer konularda karşılıklı tekliflerini sunarak uzlaşmaya çalışırlar. Bu aşamada her iki tarafın da hukuki danışmanlık alması, hakları konusunda bilgilendirilmesi ve adil bir anlaşma yapılması açısından önemlidir. Tek tarafın hukuki danışmanlık aldığı, diğer tarafın bilgisiz kaldığı durumlarda dengesiz protokoller ortaya çıkabilir.
Dördüncü aşamada protokol metni hazırlanır. Protokolün hukuki terminolojiye uygun, açık ve anlaşılır bir dille yazılması gerekir. Belirsiz ifadeler, yoruma açık cümleler ve eksik maddeler ileride uyuşmazlığa neden olabilir. Protokolün son hali, her iki tarafça dikkatlice okunup anlaşıldıktan sonra imzalanmalıdır. Protokolün her sayfasının taraflarca paraflanması ve son sayfanın ıslak imza ile imzalanması uygulamada tercih edilen yöntemdir.
Mahkeme Süreci ve Duruşma Aşaması
Anlaşmalı boşanma davasında görevli mahkeme aile mahkemesidir. Aile mahkemesinin bulunmadığı yerlerde asliye hukuk mahkemesi aile mahkemesi sıfatıyla davaya bakar. Yetkili mahkeme ise eşlerden birinin yerleşim yeri veya davadan önce son defa altı aydan beri birlikte oturdukları yer mahkemesidir. Dava, anlaşmalı boşanma protokolü ve dava dilekçesiyle birlikte mahkemeye sunularak açılır.
Davanın açılmasından sonra mahkeme tensip zaptı düzenleyerek duruşma gününü belirler. Duruşma günü taraflara tebliğ edilir. Uygulamada ilk duruşma tarihi, mahkemenin iş yüküne bağlı olarak genellikle iki ile altı hafta arasında verilmektedir.
Duruşma günü geldiğinde her iki tarafın da bizzat mahkemede hazır bulunması zorunludur. Duruşmada hâkim önce tarafların kimlik tespitini yapar, ardından tarafları ayrı ayrı ve gerektiğinde birlikte dinler. Hâkim, tarafların boşanma iradelerinin serbest, bilinçli ve karşılıklı olarak oluşup oluşmadığını araştırır. Taraflardan birinin tereddütlü olduğu veya baskı altında olduğu izlenimi edinen hâkim, davanın ertelenmesine karar verebilir.
Hâkim, irade tespitinden sonra protokolün içeriğini inceler. Protokolün kanuni gereklilikleri karşılayıp karşılamadığını, özellikle çocukların üstün yararına uygun olup olmadığını değerlendirir. Hâkim protokolü uygun bulursa boşanma kararı verir. Duruşma tutanağına protokolün mahkemece onaylandığı ve boşanmaya karar verildiği yazılır.
Kararın ardından taraflar, istinaf yolundan feragat edebilirler. Feragat beyanı duruşma tutanağına geçirilir ve karar aynı gün kesinleşir. Feragat edilmezse, kararın taraflara tebliğinden itibaren iki haftalık istinaf süresi işler. Bu süre içinde istinaf yoluna başvurulmaması halinde karar kesinleşir. Kararın kesinleşmesi, nüfus müdürlüğüne bildirim, tapu devri ve diğer resmi işlemlerin yapılabilmesi için zorunlu bir aşamadır.
Hâkimin Müdahale Yetkisi ve Protokol Değişikliği
Anlaşmalı boşanmada hâkim, salt tarafların anlaşmasını onaylayan bir merci değildir. TMK 166/3 hükmü, hâkime geniş bir takdir yetkisi tanımıştır. Hâkim, tarafların düzenlemesini uygun bulmak zorunda olmayıp, özellikle çocukların üstün yararını ve taraflardan birinin korunması gereken menfaatlerini gözeterek protokolde değişiklik yapılmasını isteyebilir.
Hâkimin müdahale yetkisi en sık velayet, kişisel ilişki düzenlemesi ve iştirak nafakası konularında kullanılmaktadır. Hâkim, velayetin çocuğun yararına aykırı olarak düzenlendiğini tespit ederse, velayetin diğer ebeveyne verilmesini önerebilir. Kişisel ilişki düzenlemesinin çocuğun gelişimi açısından yetersiz kaldığı durumlarda sürelerin artırılmasını isteyebilir. İştirak nafakasının çocuğun ihtiyaçlarını karşılamaktan uzak olduğu kanaatine varırsa miktarın artırılmasını talep edebilir.
Hâkim, yoksulluk nafakası konusunda da tarafları uyarabilir. Boşanma nedeniyle yoksulluğa düşecek tarafın nafakadan feragat ettiği hallerde, hâkim bu feragatin bilinçli ve özgür iradeyle yapılıp yapılmadığını sorgulayabilir. Ancak anlaşmalı boşanmada tarafların karşılıklı olarak nafaka talep etmeme konusundaki iradelerine hâkimin doğrudan müdahale yetkisi sınırlıdır.
Hâkimin değişiklik istemesi halinde süreç şöyle işler: Hâkim, değişiklik önerisini taraflara bildirir. Taraflara düşünme süresi tanınabilir veya duruşma ertelenebilir. Taraflar, hâkimin önerileri doğrultusunda protokolü revize ederek yeniden sunabilirler. Tarafların değişikliği kabul etmeleri halinde boşanma kararı verilir. Ancak taraflardan biri değişikliği kabul etmezse, anlaşmalı boşanma şartları oluşmamış sayılır. Bu durumda hâkim, anlaşmalı boşanma talebini reddedebilir veya tarafların talebi üzerine davayı çekişmeli boşanma olarak sürdürebilir.
Uygulamada hâkimlerin en sık müdahale ettiği konulardan biri de kişisel ilişki süresinin çok kısa tutulmasıdır. Velayeti almayan ebeveynin çocukla ayda yalnızca bir veya iki gün görüşmesini öngören düzenlemeler, hâkimler tarafından çocuğun her iki ebeveyniyle de sağlıklı bir ilişki sürdürmesi gerektiği gerekçesiyle yetersiz bulunabilmektedir. Hâkim, hafta sonları, tatil dönemleri ve bayramlarda daha kapsamlı bir kişisel ilişki programı oluşturulmasını isteyebilir.
Anlaşmalı Boşanma Protokolünün Geçersizlik Halleri
Anlaşmalı boşanma protokolü, hukuki bir sözleşme niteliği taşıdığından Türk Borçlar Kanunu'ndaki genel geçersizlik sebeplerine tabidir. Protokolün geçersizliğinin ileri sürülebileceği başlıca haller şunlardır.
İrade sakatlıkları: Taraflardan birinin protokolü hata, hile veya ikrah (tehdit) altında imzalamış olması, protokolün geçersizliğine yol açabilir. Hata, tarafın protokolün içeriği hakkında yanılmasıdır. Hile, karşı tarafın veya üçüncü bir kişinin aldatıcı davranışlarıyla tarafın iradesini yönlendirmesidir. İkrah ise tarafın kendisine veya yakınlarına yönelik ciddi bir tehdit altında protokolü imzalamaya zorlanmasıdır. İrade sakatlığı hallerinde ilgili taraf, durumu öğrendiği veya tehdidin ortadan kalktığı tarihten itibaren bir yıl içinde protokolün iptali için dava açabilir.
Mal varlığının gizlenmesi: Taraflardan birinin, mal varlığının önemli bir kısmını gizleyerek veya olduğundan düşük göstererek protokolü imzalatması halinde, diğer taraf hile sebebiyle protokolün geçersizliğini ileri sürebilir. Bu durumda gizlenen mal varlığının ispatı, banka kayıtları, tapu kayıtları ve diğer resmi belgeler aracılığıyla yapılabilir.
Ehliyetsizlik: Taraflardan birinin protokolü imzaladığı sırada ayırt etme gücünden yoksun olması (ağır psikolojik rahatsızlık, alkol veya uyuşturucu etkisi altında olma gibi) halinde protokol geçersiz sayılabilir. Ehliyetsizlik iddiası, genellikle tıbbi raporlar ve tanık beyanlarıyla desteklenmelidir.
Kanuna ve ahlaka aykırılık: Protokolün kanunun emredici hükümlerine veya genel ahlak kurallarına aykırı hüküm içermesi halinde, ilgili hüküm veya protokolün tamamı geçersiz sayılabilir. Örneğin çocuğun velayetinin bir bedel karşılığında devredilmesine ilişkin bir düzenleme, kamu düzenine aykırı olduğundan geçersizdir.
Gabin (aşırı yararlanma): Taraflardan birinin diğerinin zor durumunu, tecrübesizliğini veya düşüncesizliğini istismar ederek aşırı dengesiz bir protokol imzalatması halinde, mağdur taraf gabin sebebiyle protokolün geçersizliğini ileri sürebilir. Bu durumda edimler arasındaki aşırı oransızlığın ve istismar unsurunun ispatı gerekmektedir.
Boşanma Sonrası Yapılması Gereken Resmi İşlemler
Boşanma kararının kesinleşmesinden sonra tarafların çeşitli kurumlarda resmi işlem yapmaları gerekmektedir. Bu işlemlerin zamanında ve eksiksiz tamamlanması, hukuki sorunların önlenmesi açısından büyük önem taşır.
Nüfus işlemleri: Boşanma kararının kesinleşmesinin ardından mahkeme, kararı re'sen nüfus müdürlüğüne bildirir. Nüfus müdürlüğü, tarafların nüfus kayıtlarını günceller ve evlilik kaydını kapatır. Kadın eş, evlenmeden önceki soyadını yeniden alır. Ancak TMK madde 173 uyarınca boşandığı kocasının soyadını kullanmakta menfaati bulunan kadın, bu konuda kocasının iznini alarak veya hâkimin kararıyla kocasının soyadını taşımaya devam edebilir. Bu talep boşanma davası sırasında ileri sürülmelidir. Nüfus cüzdanının (kimlik kartının) güncellenmesi için ilgili nüfus müdürlüğüne başvurulmalıdır. Güncellenmiş nüfus kaydı, diğer kurumlardaki işlemler için temel belge niteliğindedir. Bilgi almak için Adalet Bakanlığı resmi internet sitesi ziyaret edilebilir.
Tapu işlemleri: Protokolde taşınmazların devri öngörülmüşse, boşanma kararının kesinleşmesinden sonra tapu müdürlüğüne başvurularak devir işlemi gerçekleştirilmelidir. Kesinleşmiş mahkeme kararı ve protokol, tapu müdürlüğüne sunularak devir talep edilir. Aile konutu şerhi bulunan taşınmazlarda şerhin kaldırılması için de ayrıca başvuru yapılmalıdır. Devir işlemlerinde tapu harcı ödenmesi gerekebilir; ancak boşanma kararına dayalı devirlerde harç muafiyeti uygulanıp uygulanmayacağı ilgili tapu müdürlüğünden teyit edilmelidir.
Banka işlemleri: Ortak banka hesaplarının kapatılması veya tek tarafa devredilmesi, protokolde belirlenen paylaşım uyarınca gerçekleştirilmelidir. Her iki tarafın da ilgili bankaya başvurarak ortak hesapların kapatılmasını veya devir işleminin yapılmasını talep etmesi gerekir. Kredi kartlarındaki ek kart ilişkisinin sonlandırılması, otomatik ödeme talimatlarının güncellenmesi ve bireysel emeklilik hesaplarındaki lehtar değişikliğinin yapılması da unutulmaması gereken bankacılık işlemleri arasındadır.
Sigorta işlemleri: Taraflardan birinin diğerinin sağlık sigortasından yararlanması halinde, boşanma kararının kesinleşmesiyle birlikte bu hak sona erer. Sağlık sigortası kapsamı dışında kalan tarafın, kendi adına sağlık sigortası yaptırması veya Genel Sağlık Sigortası kapsamına girmesi gerekir. Hayat sigortası poliçelerindeki lehtar değişikliklerinin de yapılması önemlidir.
Motorlu taşıt işlemleri: Protokolde araçların devri öngörülmüşse, kesinleşmiş mahkeme kararıyla birlikte notere veya ilgili trafik tescil birimine başvurularak devir işlemi tamamlanmalıdır. Araç sigortalarında sigortalı değişikliği de yapılmalıdır.
Vergi ve SGK bildirimleri: Boşanmanın vergi mükellefiyeti üzerinde etkileri olabilir. Gelir vergisi beyannamelerinde medeni durum değişikliğinin bildirilmesi gerekir. SGK'ya bakmakla yükümlü olunan kişi değişikliğinin bildirilmesi de zorunludur.
Çocuğun Üstün Yararı İlkesi ve Anlaşmalı Boşanma
Çocuğun üstün yararı ilkesi, anlaşmalı boşanma sürecinin her aşamasında gözetilmesi gereken temel ilkedir. Bu ilke, hem ulusal mevzuatımızda hem de Türkiye'nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerde güvence altına alınmıştır. Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi'nin 3. maddesi, çocuğu ilgilendiren tüm karar ve uygulamalarda çocuğun yüksek yararının temel düşünce olarak gözetilmesini öngörmektedir.
Anlaşmalı boşanma protokolünde çocukla ilgili düzenlemeler yapılırken çocuğun fiziksel, duygusal, sosyal ve eğitimsel ihtiyaçlarının bütüncül biçimde değerlendirilmesi gerekir. Velayet kararında çocuğun alıştığı ortamın korunması, okul ve arkadaş çevresinin değiştirilmemesi, kardeşlerin birbirinden ayrılmaması gibi etkenler önemli rol oynar.
Kişisel ilişki düzenlemesinde çocuğun her iki ebeveyniyle de sağlıklı ve sürekli bir ilişki sürdürmesinin sağlanması esastır. Velayeti almayan ebeveynin çocuğun hayatından tamamen dışlanması, çocuğun psikolojik gelişimi açısından ciddi olumsuz sonuçlar doğurabilir. Bu nedenle kişisel ilişki süreleri, çocuğun yaşına ve gelişim düzeyine uygun olarak yeterli genişlikte düzenlenmelidir.
İştirak nafakası belirlenirken çocuğun mevcut yaşam standardının mümkün olduğunca korunması hedeflenmelidir. Çocuğun eğitim giderleri (okul taksitleri, kurs ücretleri, kitap ve kırtasiye masrafları), sağlık giderleri (sigorta primleri, ilaç masrafları, tedavi ücretleri), beslenme, giyim, ulaşım ve sosyal aktivite giderleri gibi kalemler dikkate alınarak nafaka miktarı belirlenmelidir. Çocuğun yaşı büyüdükçe ihtiyaçlarının artacağı göz önünde bulundurulmalı ve nafakanın yıllık artış oranı protokolde belirlenmelidir.
Özellikle küçük yaştaki çocukların velayetinde, çocuğun bakım ihtiyaçlarının yoğunluğu ve anne-çocuk bağının önemi dikkate alınmaktadır. Ancak bu genel eğilim kesin bir kural değildir; her olay kendi koşulları içinde değerlendirilmelidir. Çocuğun yaşına göre idrak düzeyi yeterli ise hâkim, çocuğun da görüşünü alabilir. Çocuk Hakları Sözleşmesi'nin 12. maddesi, görüşlerini oluşturma yeteneğine sahip çocuğun kendisini etkileyen tüm konularda görüşlerini serbestçe ifade etme hakkına sahip olduğunu belirtmektedir.
Engelli çocukların bulunması halinde protokolde özel düzenlemelere yer verilmesi gerekmektedir. Engelli çocuğun bakım ihtiyaçları, tedavi masrafları, özel eğitim giderleri, rehabilitasyon ücretleri ve gelecekte vesayet konusu gibi hususlar ayrıntılı biçimde düzenlenmelidir. Engelli çocuk ergin olsa dahi bakıma muhtaç olması halinde nafaka yükümlülüğünün devam edeceği göz önünde bulundurulmalıdır.
Anlaşmalı Boşanmanın Çekişmeli Boşanmaya Dönüşmesi
Anlaşmalı boşanma davası, belirli durumlarda çekişmeli boşanma davasına dönüşebilir. Bu dönüşüm istenmeyen bir durum olmakla birlikte, pratikte zaman zaman karşılaşılan bir olgudur. Dönüşüme yol açan başlıca haller aşağıda açıklanmaktadır.
Taraflardan birinin duruşmada boşanma iradesinden vazgeçmesi, en sık karşılaşılan dönüşüm sebebidir. Duruşma anında taraflardan biri boşanmak istemediğini beyan ederse, anlaşmalı boşanma için aranan karşılıklı rıza koşulu ortadan kalkar. Bu durumda hâkim, anlaşmalı boşanma talebini reddeder. Diğer taraf, isterse aynı dava dosyasında veya yeni bir dava açarak çekişmeli boşanma yoluna başvurabilir.
Tarafların protokol üzerinde duruşma sırasında anlaşmazlığa düşmeleri de dönüşüme neden olabilir. Protokolü daha önce imzalamış olsalar bile, duruşmada taraflardan biri belirli maddeleri kabul etmediğini beyan edebilir. Bu durumda hâkim, taraflara uzlaşma süresi tanıyabilir veya anlaşmalı boşanma talebini reddedebilir.
Hâkimin protokolü uygun bulmayarak değişiklik istemesi ve tarafların bu değişikliği kabul etmemeleri de bir diğer dönüşüm sebebidir. Hâkim genellikle taraflara düşünme süresi vererek yeni bir anlaşma yapmaları için fırsat tanır. Taraflar revize edilmiş protokolü sunabilirler. Ancak uzlaşma sağlanamaması halinde anlaşmalı boşanma reddedilebilir.
Çekişmeli boşanmaya dönüşme halinde dava süreci önemli ölçüde uzar. Çekişmeli boşanma davaları, mahkemelerin iş yüküne ve davanın karmaşıklığına bağlı olarak bir ila üç yıl sürebilmektedir. Ayrıca çekişmeli boşanmada tarafların kusur durumları araştırılır, tanıklar dinlenir, bilirkişi raporları alınabilir ve süreç hem maddi hem de manevi açıdan çok daha yıpratıcı olur. Bu nedenle taraflara, anlaşmalı boşanma sürecini mümkün olduğunca koruma konusunda gayret göstermeleri önerilmektedir.
Anlaşmalı Boşanma Davasının Süresi ve Maliyeti
Anlaşmalı boşanma davası, çekişmeli boşanma davasına kıyasla çok daha kısa sürede sonuçlanmaktadır. Protokolün eksiksiz hazırlanması ve tüm belgelerin tamamlanması halinde dava genellikle tek celsede karara bağlanır. Davanın açılmasından ilk duruşma tarihine kadar geçen süre, mahkemelerin iş yüküne bağlı olarak genellikle iki ile altı hafta arasındadır. Bazı yoğun adliyelerde bu süre daha da uzayabilmektedir.
Duruşmada karar verilmesi halinde kararın yazılması ve tebliği için ek bir süre gerekmektedir. Taraflar, duruşmada istinaf yolundan feragat ederlerse karar duruşma tarihinde kesinleşir ve süreç en kısa haliyle tamamlanır. Feragat edilmezse, tebliğ tarihinden itibaren iki haftalık istinaf süresinin dolmasıyla karar kesinleşir. Toplamda anlaşmalı boşanma süreci, dava açılmasından kararın kesinleşmesine kadar genellikle bir ile üç ay arasında tamamlanmaktadır.
Anlaşmalı boşanma davasının maliyeti, mahkeme harç ve giderleri ile hukuki danışmanlık ücretlerinden oluşmaktadır. Mahkeme harçları, her yıl güncellenen harçlar tarifesine göre belirlenir. Bu harçlar arasında başvuru harcı, peşin harç ve karar harcı bulunmaktadır. Ayrıca tebligat giderleri, posta masrafları ve varsa bilirkişi ücretleri de dava masrafları arasında yer alır. Güncel harç tutarları, Adalet Bakanlığı'nın resmi internet sitesinden takip edilebilir.
Anlaşmalı boşanmanın çekişmeli boşanmaya göre maliyet avantajları oldukça belirgindir. Dava süresi kısa olduğundan hukuki danışmanlık maliyeti düşüktür. Tek celsede sonuçlandığından ek duruşma masrafları oluşmaz. Bilirkişi raporu, tanık dinleme masrafları gibi ek giderler genellikle söz konusu olmaz. Uzun süren bir hukuki mücadelenin psikolojik ve ekonomik maliyetlerinden de kaçınılmış olur.
Özel Durumlar ve Uygulamalar
Anlaşmalı boşanma sürecinde bazı özel durumların ayrıca değerlendirilmesi gerekmektedir. Bu özel durumlar, standart protokol hazırlama sürecinden farklı dikkat ve uzmanlık gerektirebilir.
Yabancı uyruklu eşlerin boşanması: 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun'un 14. maddesine göre boşanma ve ayrılık sebepleri ve hükümleri, eşlerin müşterek milli hukukuna tabidir. Eşlerin farklı vatandaşlıklara sahip olması halinde Türk hukuku uygulanır. Yabancı uyruklu eşlerin Türk mahkemelerinde anlaşmalı boşanma davası açmaları mümkündür; ancak belgelerin tercümesi, yeminli tercüman temini ve apostil şartı gibi ek prosedürler söz konusu olabilir. Yabancı ülkede alınan boşanma kararlarının Türkiye'de tanınması için tanıma ve tenfiz davası açılması gerekir.
Yurt dışında yaşayan Türk vatandaşları: Yurt dışında ikamet eden Türk vatandaşlarının anlaşmalı boşanma davası açmaları mümkündür. Bu durumda dava, Türkiye'deki yetkili aile mahkemesinde açılır. Her iki tarafın da duruşmada bizzat hazır bulunması gerektiğinden, tarafların Türkiye'ye gelerek duruşmaya katılmaları zorunludur. Konsolosluk aracılığıyla boşanma işlemi yapılması Türk hukukunda mümkün değildir.
Ortak ticari işletme veya şirket varlığı: Tarafların ortak şirketinin veya ticari işletmesinin bulunması halinde şirket hisselerinin veya işletmenin paylaşımı protokolde ayrıntılı biçimde ele alınmalıdır. Şirket değerlemesi, hisse devri prosedürleri, yönetim hakları, kar paylaşımı ve rekabet yasağı gibi konular düzenlenmelidir. Bu tür karmaşık mali konularda mali müşavir veya değerleme uzmanı desteği alınması tavsiye edilmektedir.
Emeklilik hakları ve bireysel emeklilik: Edinilmiş mallara katılma rejimi kapsamında evlilik süresince biriken emeklilik hakları ve bireysel emeklilik birikimleri paylaşıma konu olabilir. Bu konunun protokolde açıkça düzenlenmesi, ileride uyuşmazlık çıkmasını önleyecektir. Taraflar, emeklilik haklarından karşılıklı olarak vazgeçebilecekleri gibi, belirli bir denkleştirme bedeli üzerinde de anlaşabilirler.
Kredi ve borç yükümlülükleri: Evlilik birliği içinde alınan konut kredisi, taşıt kredisi veya diğer kredi borçlarının boşanma sonrasında kim tarafından ödeneceği protokolde belirlenmelidir. Kredi sözleşmesinin tarafı olmayan eşin, protokol aracılığıyla borçtan kurtulması mümkün değildir; ancak taraflar kendi aralarındaki iç ilişkide borç paylaşımını düzenleyebilirler. Bankayla yapılmış müşterek kredi sözleşmelerinde, borçlu değişikliği için bankanın onayı gerekir.
Protokolde Sıkça Yapılan Hatalar ve Kaçınılması Gerekenler
Anlaşmalı boşanma protokolü hazırlanırken sıkça yapılan hatalar, sürecin uzamasına veya tarafların mağdur olmasına neden olabilmektedir. Bu hataların başında belirsiz ve yoruma açık ifadeler kullanılması gelmektedir. "Mal paylaşımı taraflar arasında yapılmıştır" gibi genel bir ifade, hangi malın kime bırakıldığını göstermediğinden hâkim tarafından eksik bulunabilir.
Bir diğer yaygın hata, nafaka konusunun hiç düzenlenmemesidir. Taraflar nafaka talep etmeseler bile, bu durumun protokolde açıkça belirtilmesi gerekmektedir. "Taraflar karşılıklı olarak yoksulluk nafakası talep etmemektedir" şeklinde bir ifade, bu konudaki iradeyi açıkça ortaya koyar ve hâkimin ek sorular sormasını önler.
Kişisel ilişki düzenlemesinin çok genel bırakılması da sık karşılaşılan bir hatadır. "Baba çocuğu uygun zamanlarda görebilir" gibi bir ifade, uygulamada pek çok uyuşmazlığa zemin hazırlar. Bunun yerine gün, saat, tatil dönemleri ve bayramlar dahil ayrıntılı bir program belirlenmelidir.
Protokolde yalnızca taşınmazlara değinilip taşınır malların, banka hesaplarının ve yatırım araçlarının unutulması da önemli bir eksikliktir. Tüm mal varlığı kalemlerinin tek tek ele alınması ve her birinin akıbetinin belirlenmesi gerekir.
Nafaka artış oranının belirlenmemesi de uzun vadede sorun yaratan bir eksikliktir. Sabit bir miktar belirlenen nafaka, yıllar içinde enflasyon nedeniyle reel değerini kaybeder. Nafaka miktarının yıllık olarak TÜFE veya ÜFE oranında artırılacağı hükmünün protokole eklenmesi tavsiye edilmektedir.
Son olarak, protokolün tarafların haklarını tam olarak koruyup korumadığının denetlenmemesi de sık yapılan hatalar arasındadır. Taraflardan birinin hukuki bilgi eksikliği nedeniyle haklarından feragat ettiği veya dengesiz bir anlaşma imzaladığı durumlar, ileride ciddi hukuki sorunlara yol açabilir. Bu nedenle her iki tarafın da protokolü imzalamadan önce bağımsız hukuki danışmanlık alması şiddetle tavsiye edilmektedir.
Anlaşmalı Boşanmada Arabuluculuk ve Müzakere Süreci
Anlaşmalı boşanma protokolünün hazırlanması sürecinde taraflar arasında tam bir uzlaşı sağlanması gerektiğinden, müzakere ve arabuluculuk süreçleri büyük önem taşımaktadır. Tarafların doğrudan müzakere etmesi, her iki tarafın da ihtiyaç ve beklentilerini açıkça ortaya koyması açısından en doğal yoldur. Ancak taraflar arasında iletişim güçlüğü bulunması, duygusal gerginliğin yüksek olması veya güven eksikliği hallerinde üçüncü bir kişinin arabuluculuğuna başvurulabilir.
Arabuluculuk, tarafların kendi çözümlerini bulmalarına yardımcı olan, gönüllülük esasına dayalı bir uyuşmazlık çözüm yöntemidir. Arabulucu, tarafsız ve bağımsız bir kişi olarak taraflar arasındaki iletişimi kolaylaştırır, ortak zemini belirler ve çözüm önerileri sunulmasına yardımcı olur. Arabuluculuk süreci gizlidir ve arabuluculuk görüşmelerinde ortaya çıkan bilgiler dava sürecinde delil olarak kullanılamaz.
Müzakere sürecinde tarafların karşılıklı olarak taviz vermeye hazır olması, sürecin başarıyla sonuçlanması için gereklidir. "Ya hep ya hiç" tutumu, anlaşma imkanını ortadan kaldırır ve tarafları çekişmeli boşanma yoluna sürükler. Tarafların önceliklerini belirleyerek, kritik konularda tutarlı kalmaları ve daha az önemli konularda esneklik göstermeleri tavsiye edilmektedir.
Müzakere sürecinde çocukların kullanılmaması, çocukların taraflar arasındaki anlaşmazlığın bir parçası haline getirilmemesi de son derece önemlidir. Velayet ve kişisel ilişki konuları, ebeveynlerin kendi menfaatleri değil, çocuğun üstün yararı esas alınarak ele alınmalıdır. Çocuğun taraflar arasında bir pazarlık aracı olarak kullanılması, hem çocuğun psikolojik sağlığına zarar verir hem de hâkim nezdinde olumsuz izlenim yaratır.
Sık Sorulan Sorular
Anlaşmalı boşanma için evliliğin en az kaç yıl sürmüş olması gerekir?
Türk Medeni Kanunu'nun 166. maddesinin üçüncü fıkrasına göre anlaşmalı boşanma davası açılabilmesi için evliliğin en az bir yıl sürmüş olması gerekmektedir. Bu süre, resmi nikahın kıyıldığı tarihten itibaren hesaplanır. Dini nikah tarihi dikkate alınmaz. Bir yıldan kısa sürmüş evliliklerde anlaşmalı boşanma yoluna başvurulamaz; bu durumda tarafların çekişmeli boşanma davası açmaları gerekmektedir. Bir yıllık sürenin dolup dolmadığı, davanın açıldığı tarih itibarıyla değerlendirilir. Dava sırasında süre dolsa bile, açılış tarihinde dolmamışsa dava usulden reddedilir.
Anlaşmalı boşanma duruşmasına bizzat katılmak zorunlu mudur?
Evet, anlaşmalı boşanma duruşmasında her iki tarafın da bizzat hazır bulunması zorunludur. Hâkim, tarafları ayrı ayrı dinleyerek boşanma iradelerinin serbestçe ve baskı altında kalmadan oluşup oluşmadığını tespit etmek zorundadır. Bu nedenle tarafların vekil aracılığıyla beyanda bulunması anlaşmalı boşanmada kabul edilmemektedir. Taraflardan birinin mazeretsiz olarak duruşmaya katılmaması halinde duruşma ertelenir. Yurt dışında veya şehir dışında yaşayan taraflar dahil herkesin duruşmaya bizzat katılması gerekir. Bazı istisnai hallerde mahkeme, SEGBİS sistemi üzerinden uzaktan dinleme yapabilmektedir.
Anlaşmalı boşanma protokolünde nelerin yer alması zorunludur?
Anlaşmalı boşanma protokolünde boşanmanın tüm mali sonuçları ve çocukların durumuna ilişkin düzenlemelerin eksiksiz olarak yer alması zorunludur. Bu kapsamda mal paylaşımı (taşınmazlar, araçlar, banka hesapları, yatırımlar), yoksulluk nafakası, iştirak nafakası, maddi ve manevi tazminat, velayet düzenlemesi, kişisel ilişki programı, aile konutunun durumu ve ortak borçların paylaşımı gibi konular protokolde açıkça düzenlenmelidir. Bu konulardan herhangi birinin eksik bırakılması veya belirsiz ifadelerle geçiştirilmesi, hâkimin protokolü yetersiz bularak duruşmayı ertelemesine neden olabilir.
Hâkim anlaşmalı boşanma protokolünü değiştirebilir mi?
Evet, hâkim TMK madde 166/3 uyarınca tarafların anlaşmasını uygun bulmak zorunda değildir. Hâkim, özellikle çocukların üstün yararını koruma amacıyla protokolde değişiklik yapılmasını isteyebilir. Velayet, kişisel ilişki düzenlemesi ve iştirak nafakası konularında hâkimin müdahale yetkisi oldukça geniştir. Hâkim, değişiklik önerisini taraflara bildirir ve kabul edip etmediklerini sorar. Tarafların değişikliği kabul etmeleri halinde boşanma kararı verilir. Kabul etmemeleri halinde ise hâkim anlaşmalı boşanma talebini reddedebilir ve dava çekişmeli boşanma olarak devam edebilir.
Anlaşmalı boşanma davası ne kadar sürer?
Anlaşmalı boşanma davası, protokolün eksiksiz hazırlanması halinde genellikle tek celsede sonuçlanır. Dava açılışından ilk duruşmaya kadar geçen süre mahkemenin iş yüküne bağlı olarak iki ile altı hafta arasında değişmektedir. Tarafların duruşmada istinaf yolundan feragat etmeleri halinde karar aynı gün kesinleşir. Feragat edilmezse, iki haftalık istinaf süresinin dolmasıyla karar kesinleşir. Toplamda anlaşmalı boşanma süreci, dava açılmasından kararın kesinleşmesine kadar genellikle bir ile üç ay arasında tamamlanmaktadır. Çekişmeli boşanma ile kıyaslandığında bu süre son derece kısadır.
Anlaşmalı boşanmada nafaka belirlenmek zorunda mıdır?
Müşterek çocuk bulunması halinde iştirak nafakasının belirlenmesi zorunludur; velayeti almayan ebeveyn, çocuğun bakım ve eğitim giderlerine mali gücü oranında katılmak zorundadır. Hâkim, belirlenen iştirak nafakası miktarını çocuğun ihtiyaçları açısından yetersiz bulursa artırılmasını isteyebilir. Yoksulluk nafakası ise tarafların anlaşmasına bağlıdır; taraflar karşılıklı olarak yoksulluk nafakası talep etmemeyi kararlaştırabilirler. Ancak bu kararın protokolde açıkça belirtilmesi gerekmektedir. Nafaka konusunun protokolde hiç yer almaması, hâkimin protokolü eksik bularak duruşmayı ertelemesine neden olabilir.
Boşanma kararı kesinleştikten sonra protokol değiştirilebilir mi?
Boşanma kararının kesinleşmesinden sonra protokolün tüm maddeleri bakımından değişiklik yapılması kural olarak mümkün değildir. Mal paylaşımına ilişkin düzenlemeler kesinleşmiş karar niteliğindedir ve ancak irade sakatlığı (hata, hile, tehdit) gibi sınırlı hallerde dava konusu yapılabilir. Buna karşılık nafaka miktarı, tarafların mali durumlarındaki değişiklikler nedeniyle artırılabilir veya azaltılabilir; bunun için ayrıca nafaka uyarlama davası açılması gerekir. Velayet düzenlemesi de çocuğun üstün yararının gerektirdiği hallerde mahkeme kararıyla değiştirilebilir. Kişisel ilişki düzenlemesi de değişen koşullara göre güncellenebilir.
Anlaşmalı boşanmada taraflardan biri duruşmada fikrini değiştirirse ne olur?
Taraflardan birinin duruşmada boşanma iradesinden vazgeçmesi halinde, anlaşmalı boşanma için gerekli olan karşılıklı rıza koşulu ortadan kalkar. Bu durumda hâkim, anlaşmalı boşanma talebini reddeder. Diğer taraf, isterse aynı dosya üzerinden veya ayrı bir dava açarak çekişmeli boşanma yoluna başvurabilir. Çekişmeli boşanmada boşanma sebeplerinin ispatlanması gerektiğinden, süreç anlaşmalı boşanmaya göre çok daha uzun, karmaşık ve maliyetli olacaktır. Bu nedenle tarafların duruşmaya gitmeden önce kararlarını kesinleştirmeleri ve protokol üzerinde tam mutabakat sağlamaları büyük önem taşır.
Anlaşmalı boşanmada ortak velayet mümkün müdür?
Türk hukukunun mevcut düzenlemesinde boşanma sonrasında ortak velayet kurumu yasal olarak düzenlenmemiştir. TMK hükümlerine göre velayet, anne veya babadan yalnızca birine verilmektedir. Bu nedenle anlaşmalı boşanma protokolünde ortak velayet kararlaştırılması halinde hâkim bu düzenlemeyi onaylamayacaktır. Mevcut durumda en yakın çözüm, velayetin taraflardan birine verilmesi ve diğer taraf lehine geniş kapsamlı kişisel ilişki düzenlemesi yapılmasıdır. Böylece çocuğun her iki ebeveyniyle de yoğun ve düzenli bir ilişki sürdürmesi sağlanabilir.
Anlaşmalı boşanma protokolü noter onayı gerektirir mi?
Hayır, anlaşmalı boşanma protokolünün noter onayına tabi tutulması yasal bir zorunluluk değildir. Protokolün tarafların ıslak imzasını taşıması ve mahkemeye sunulması yeterlidir. Hâkim, duruşmada tarafları bizzat dinleyerek protokolün içeriğini ve tarafların iradesini tespit eder. Ancak uygulamada bazı taraflar, protokolün imza tarihini ve tarafların iradesini daha güçlü biçimde belgelemek amacıyla noter onayı yaptırmayı tercih edebilmektedir. Bu zorunlu olmamakla birlikte, özellikle kapsamlı mal paylaşımı düzenlemeleri içeren protokollerde ispat kolaylığı sağlayabilir.